http://www.aict-iatc.org/

Michel Vaïs ile eleştirmenliğe eleştiriler

Michel-VaisBu hafta sizlere sanat dünyası adına çok önemli bir konuğumuzu tanıtacağım. Geçtiğimiz günlerde ülkemizi ziyaret eden Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Derneği (İng. IATC: The International Association of Theatre Critics) Genel Sekreteri Michel Vaïs ile kapsamlı bir söyleşi yapma fırsatı buldum. Vaïs röportajımızda; IATC, tiyatro eleştirmenlerinin izlemesi gereken etik normların yanı sıra tiyatronun ve eleştirmenliğin günümüzde geçirdiği dönüşümü değerlendirdi. Genel Sekreter, ayrıca 2014-2015 sezon prömiyerini gerçekleştiren Tiyatro Boyalı Kuş'un sahneye koyduğu "Melek" oyunu ve Yeşim Koçak'ın performansına dair izlenimlerini de paylaştı.


Söyleşiye geçmeden önce IATC ve Michel Vaïs'i biraz daha yakından tanıyalım:

İlk uluslararası tiyatro eleştirmenleri kongresi, Julien Luchaire koordinasyonunda 26 ülkeden katılımcılarla 3 Mayıs 1926 tarihinde Paris'te gerçekleştiriliyor. Bu toplantıda eleştirmenliğin farklı ülkelerde nasıl örgütlendiği ve eleştirmen birlikleri arasında kalıcı uluslararası bağlantıların nasıl kurulacağına kafa yoruluyor. Bu toplantıdan sonra birlikler birbirleriyle kısıtlı imkânlarla da olsa teması koparmıyorlar. Ancak tekrar bir araya gelmeleri için II. Dünya Savaşı karmaşasının toz dumanının ortadan kalkmasını beklemek zorunda kalıyorlar. Nihayet 7 Haziran 1956'da 34 ülkeden 120 eleştirmenin katılımıyla kurulan IATC, eleştirmenlik disiplininin gelişimi ve tiyatrolara yapıcı katkı sunabilmesi için; strateji geliştirme, ortak ilkeleri belirleme gibi çalışmaların yanı sıra festival ve eğitim faaliyetleri gibi bilginin paylaşılmasını sağlamak üzere de faaliyetlerine başlıyor.

Michel Vaïs, uzun yıllardır genel sekreterlik görevini sürdürdüğü IATC organizasyona 1992 yılında katılmış. Kanada'nın Fransızca konuşulan Quebec eyaletinde yaşayan ve tüm hayatı boyunca tiyatro eleştirmenliği kariyerine sadık kalan Vaïs; hem ülkesinde hem uluslararası arenadaki akademik çalışmaları, çok uzun süreler sunduğu radyo programları, kitapları ve köşe yazılarıyla alanında dünya çapında tanınan ve saygı duyulan bir isim [1]. Bu anlamda, kendisiyle röportaj yapmanın benim için de önemli bir fırsat olduğunun altını çizerek, sözü kendisine verelim...

...

Sayın Vaïs, öncelikle IATC'den başlayalım. IATC, kimleri Tiyatro Eleştirmeni olarak tanımlar? Üyelik ölçütleri ve yapısı nasıldır? Kimleri temsil eder? Büyüklüğü nedir?

Tiyatro eleştirmeni üyelerimizde aradığımız temel ölçütler; düzenli olarak o ülkedeki tiyatro faaliyetlerini takip etmek, bununla ilgili gazete, dergi, radyo, TV ya da internet üzerinde en az 2 yıl yayınlar yapmak ve bunları belgeleyebilmek. Bu şartları sağlayanlar bireysel üyemiz olabiliyorlar. Belli bir akademik geçmişten gelmesini gerekli görmüyoruz. Öte yandan, "tiyatro eleştirmenliği" tanımını kukla tiyatrosu, müzikaller, (tematik) sirk yapımları da dâhil olmak üzere "performans sanatlarını" kapsayacak şekilde geniş anlamıyla kabul ediyoruz. Ancak bu kriterlerin detayları üyelik biçimine göre de değişebiliyor.

IATC bireysel üyeliğe dayalı bir birlik. Bununla birlikte, "ulusal bölüm" (İng. National Section) adını verdiğimiz ülkeleri temsil eden yapılarımız da bulunuyor. Bir ulusal bölümün kurulabilmesi için o ülkeden en az 10 bireysel üyenin bulunması gerekiyor fakat bu kural o ülkenin nüfusunun 1 milyondan fazla olması halinde geçerli. Ayrıca, küçük nüfuslu ülkelerin temsilcisi bireysel üyelerin grup halinde hareket edebilmelerini kolaylaştıran "bölgesel bölüm" (İng. Regional Section) adını verdiğimiz bir yapı daha var. Bunun hâlihazırda tek örneği, Karayipler Bölümü. Ulusal bölüm ya da grup oluşturmayan farklı ülkelerden birçok bireysel üyemiz olduğunu da unutmamalıyız.

Ulusal bölümler kendilerine bağlı üyeleri belirlemek için farklı kurallar uygulayabiliyorlar: Örneğin Fransa'da ya da ABD'de ulusal bölüm üyesi olmak mutlaka bir gazetede yazıyor olmayı gerektiriyor. Başka ülkeler, örneğin, akademik yayınları da bu kapsamda ele alabiliyor ve üniversite hocalarına da potansiyel üyeleri arasında yer verebiliyor. Kendi ülkelerinin kriterlerine uyumlu olmadıkları için ulusal bölümlerine dahil olamayan ancak başka tiyatro eleştirmenleri organizasyonlarının üyesi olan bireyleri ise "ortak üye" (İng Associate member) olarak tanımlıyoruz.

Bugün Yaklaşık 3000 bireysel üyemiz ve 44 adet ulusal bölümümüz var. Amerika Birleşik Devletleri Bölümü yaklaşık 300 üyesiyle başı çekiyor. İsveç ve Britanya da 100'e yakın üyeleriyle önde gelen bölümler arasında. Türkiye ise, sanırım, 20-25 civarında üyeyle temsil ediliyor.

IATC'nin üyesi olan tiyatro eleştirmenleri için Çalışma Kuralları (İng Code of Practice) adını verdiği bir deklarasyonu var. Bunun hikâyesini anlatır mısınız?

Benim de aralarında olduğum Quebec'li üyelerin kendi eleştirmenleri için yayınladığı bir Etik Kuralları (İng Code of Ethics) bildirgesi vardı. Bu belge 2 yıllık bir tartışma ve çalışmanın ürünüydü. Bazı eleştirmenlerin önerisi üzerine bu bildirinin uluslararası sürümünün hazırlanması için bir komite kuruldu. Tüm dünyadaki eleştirmenlerle temas kurulup, 2 yıllık yeni bir çalışma sonucunda 10 maddelik bir metinde uzlaşmaya varıldı ve eleştirmenlerin "çalışma kuralları" bugünkü kabul edilmiş haline ulaştı. Orijinal Quebec etik kurallarıyla mukayese edildiğinde bazı maddeler korunurken bazıları eksiltildi. Önemli bir değişiklikse ismiydi. Zira bazı üyeler "etik" kelimesini fazla bağlayıcı bularak, açıkçası, biraz ürktüler. "Çalışma kuralları" adı da bu çekincenin giderildiği bir uzlaşmanın ürünüydü.

Bu kuralların herhangi bir bağlayıcılığı ya da denetim mekanizması bulunmuyor. Üyelerin asgari müşterek ilkelere uyumlu davranmasını teşvik etmekle sınırlı bir amacı var. Sadece tavsiye kararı niteliğinde olmasına rağmen, IATC'nin 2010'daki Erivan (Ermenistan) toplantısında kabul edilen bu ilkeleri reddeden bir ülke de vardı: Britanya. Britanya'nın temel argümanı eleştirmenlerin üzerinde hiçbir dayatmanın olmaması gerektiği yönündeydi. Özellikle çok kuvvetli bir geleneğe sahip Londra kökenli eleştirmenlerin, Britanya'nın bu ulusal bölüm kararında etkili olduğunu düşünüyoruz.

***

Söyleşimize devam etmeden önce IATC'nin tiyatro eleştirmenleri için kabul ettiği (Vaïs'in tabiriyle) "10 Emir" niteliğindeki "çalışma kurallarını" sizlerle paylaşmak istiyorum. "Eleştirmen kimdir ve nasıl çalışmalıdır?" sorusuna sağladığı yanıtlar açısından bu metnin önemi tartışılmaz. Ancak ülkemiz genelindeki iletişim üslubu hassasiyetlerinde yaşanan erozyon, uzmanlık ötesi fikir paylaşımında sorumlu davranış eksikliği, kişisel inanç ile veriye dayalı gözlem ayrımının çoğu zaman hiçe sayılması gibi "etik sorunları" dikkate alındığında, başka birçok disiplin ve meslek grubunun kendi prensiplerini belirlemesine ilham verici olabileceği için de, bu metni önemsiyorum:


Çalışma Kuralları

1. Medyada yer alan yazar ve düşünürler ve/veya akademik dünyanın farklı dallarındaki bilim insanları arasında yer alan tiyatro eleştirmenleri, profesyonellik kurallarına dair farkındalık sahibi olmalı, sanatsal ve entelektüel özgürlüklere saygı duymalı ve tiyatro sanatının ideallerini en iyi düzeyde gözeteceklerine inandıkları şekilde yazmalıdırlar.

2. Tiyatro eleştirmenleri kendi yaratıcı deneyim ve bilgilerinin çoğu zaman kısıtlı kalacağını bilmeli ve yeni fikir, form, stil ve uygulamalara açık olmalıdırlar.

3. Tiyatro eleştirmenleri doğru ve usulünce konuşmalı, hitap ettikleri sanatçıların kişisel itibarına saygı göstermelidir.

4. Tiyatro eleştirmenleri açık fikirli olmalı ve varsa sanatsal ve kişisel önyargılarını işleri içinde ifşa etmelidirler.

5. Tiyatro eleştirmenleri çalışmanın tartışılabilmesini motive edecek bir isteği oluşturmayı da amaçlamalıdır.

6. Tiyatro eleştirmenleri tiyatro performanslarına en iyi fiziksel ve zihinsel şartlarda gelmeye çaba göstermeli, performans boyunca zinde kalmalıdır.

7. Tiyatro eleştirmenleri çalışmayı mümkün olduğunca hassasiyetle ve kendi özelinde açıklamalı, analiz etmeli ve değerlendirmeli, tespitlerini somut örneklerle desteklemelidir.

8. Tiyatro eleştirmenleri kişisel zevkler ve maddi tekliflerle ayartılma çabaları da dâhil olmak üzere, tüm dış baskı ve denetimlerden uzak durmak için tüm gücünü kullanmalıdır.

9. Tiyatro eleştirmenleri çıkar çatışması doğuran ya da bu algıyı yaratabilecek durumları engellemek için tüm eforu sarf etmeli, kişisel olarak irtibatı bulunan yapımlara yorum yazmayı veya jüri üyeliği yapmayı reddetmelidir.

10. Tiyatro eleştirmenleri uzmanlık veya mesleklerinin itibarını zedeleyebilecek, kişisel veya tiyatro sanatının onurunu tehlikeye atacak hiçbir şey yapmamalıdır.

Diyelim ve bu esasları akılda tutarak söyleşimize kaldığımız yerden devam edelim...

**********************************

Çalışma Kuralları'nın detaylarına geçelim, isterseniz... Eleştirmenlerin temsilleri zinde ve açık zihinle izlemeleri ya da belli bir tiyatroyla çıkar ilişkisi içinde olmaması gerektiği yönünde maddeler göze çarpıyor. Üye ülkeler neden bu maddelere değinme ihtiyacı duydular? Yaygın uygunsuzluklar mı söz konusu?

Öncelikle şunu söylemeliyim. Değişik ülkeler sunulan pek çok öneriyi, gereksiz ya da aşikâr buldukları için baştan reddetti. Ancak farklı yerlerde o ülkeye özel durumlar yaşanabiliyor. Örneğin Avrupalı bir eleştirmen için çok açık olduğu düşünülen bir esasın, dünyanın başka bir bölgesinde çok hassas bir gereklilik olduğu görülebiliyor.

Eleştirmenin bağımsız olması beklenen bir durumdur. Gel gelelim, Sırbistan gibi bazı ülkeler var ki, ilgili eserin programını ücret karşılığı hazırlayan ya da dramaturgluğunu hatta yönetmenliğini üstlenen kişilerin, aynı oyunla ilgili eleştiri yayınladıkları da bildirildi. Çıkar çatışması maddesinin gündeme gelmesinin nedeni de buydu.


Kuralları belirlerken nelerden faydalandınız?

Kuralları belirlerken gözlemlerden çokça faydalandık. Quebec kurallarından bir örneğe yer vermem gerekirse, eleştirmenin izleyicinin bir parçası olduğu, oyundan ya da izleyiciden üst veya hariç olmadığını tespit ettik. Bunu vurgulamamızın nedeni bazı eleştirmenlerin oyun esnasında bilgisayarını açıp notlar almasıydı. Bu diğer izleyicileri açıkça rahatsız ediyordu. Kendi gözlerimle bile gördüm bu ve buna benzer örnekleri...

Quebec kurallarını kaleme aldığımızda yer verdiğimiz kurallardan biri de, eleştirmenin oyuna saatinde gelmesi ve oyunun tamamını eksiksiz izlemesi gerektiğiyle ilgiliydi. Çünkü bazı eleştirmenlerimiz daima geç geliyordu. Bunu biliyorduk. Dolayısıyla bizim için önemliydi bu. Oyunun tamamını izlemezseniz tamamı için görüş de bildiremezsiniz. Bu durumda mutlaka oyunu sadece kısmi olarak izlemiş olduğunuzu yazınızda belirtmelisiniz.

Eleştirmenin aynı zamanda tiyatro camiasının yapısal bir parçası olduğunun farkında olmasını da bekliyoruz. Tiyatro gelişiyor, değişiyor. Eleştirmenin bu değişime ayak uydurması, gelişen zamanla yargılarını gözden geçirmesi gerektiğinin bilincinde olması çok önemli. Bazıları, eleştirmenlerin her şeyin üzerinde olması gerektiğini düşünüyor. Ben bunun doğru olduğunu şahsen düşünmüyorum.

Biraz da Türkiye'den konuşalım. Ülkemize bu ziyaretinizde seyrettiğiniz ilk performansTiyatro Boyalı Kuş'un repertuarında yer alan, Jale Karabekir'in yönetip, Yeşim Koçak'ın oynadığı tek kişilik Melek isimli oyunun sezon prömiyeriydi. Rüstem Ertuğ Altınay tarafından yazılan eser, Koçak'a bir de ödül kazandırmıştı. Yerli izleyiciye yönelik bir gösterim olduğu için Türkçe ve üst yazısızdı. Hem oyunun performansı, hem de hâkim olmadığınız bir dilde oyun seyretmekle ilgili izlenimlerinizi paylaşır mısınız?

Öncelikle yabancı dil konusundan başlayayım. Tahran'da Fadjr Uluslararası Tiyatro Festivali'nde jüri üyesiydim. Yarışan 80'den fazla oyunun 25 kadarı Farsça idi ve verilmesi gereken beş ödülden biri de "en iyi metin" ile ilgiliydi. Farsça bilen İranlı eleştirmen meslektaşlarımızın yardımıyla da olsa ortak bir karara varabildik. Metne hâkim olamayacağınız birçok oyunda konu ve durum oldukça açıktır. Sonuçta tamamen sağır ya da kör olmadığımız için karakterleri ve genel akışı izleyebiliriz. Ancak bazen oyun metne çok bağlıdır bu nedenle algınız bulanıklaşmaya başlar. Karar vermekte zorlanırsınız.

Melek oyunu özeline gelecek olursak, sahnelenişi itibarıyla konu hakkında belli bir fikre sahip olduğumu söylemeliyim ama oyunun tamamını değerlendirmem elbette ki çok zor. Bu nedenle, daha çok ilgilendiğim oyunculuk ve oyuncunun performansıydı. Oyuncu (Yeşim Koçak) hızlı geçişlere sahipti ve oldukça zengin bir palette performans sergiledi. Bu açıdan etkileyiciydi. Oyunun akışı metinden ziyade oyunculuk, mizansen gibi daha kolay takip edebileceğim unsurlardan besleniyorsa, izlediğim performansa dair duygusal reaksiyonlar vermem daha mümkün olabiliyor. Bu nedenle, bir eleştirmen olarak (Melek hakkında) yazmayı çok uygun bulmazdım. Elbette, bunda ne oyun yazarının ne de oyuncunun bir kusuru yok, sadece dil engeli benim için çok yüksekti. Gözlemlerim somut bir yargı oluşturabilmem için yeterli gelmezdi.

Biraz da tiyatro ve eleştirmenliğin geleceğinden konuşalım. Yeni teknolojiler, teknikler, iletişim biçimleri tiyatronun çehresini değiştiriyor. Kimi zaman mekân, kimi zaman izleyici, performansın etken parçası haline geliyor. Yeni tarzlar oluşuyor. Tiyatro eleştirmenleri de internet gibi yeni iletişim mecralarını kullanıyor. Tüm bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yakın vakitte Pekin'de "İnternet Çağında Tiyatro Eleştirmenliği" konulu bir konferansa katıldım. Bu konferans önemliydi çünkü internet hem tiyatroyu hem de tiyatro eleştirmenliğini değiştiriyor. Yazılı basının medya içindeki payı giderek azalırken, eleştirilerini internet mecrası üzerinden ifade edenler hızla artış gösteriyor. Bu kişilerin bir kısmı meslektaşlarımız olmakla birlikte, diğer bir kısmı eleştirmen gibi görünenler... Tam bir karmaşa ortamı oluşmaya başladı. Gerçek bir eleştirmen bu kalabalığın içinde ne tarafta kalıyor? Tiyatrolar değiştiği gibi tiyatro eleştirmenleri de değişmek zorundalar.

Öte yandan "tiyatro" kelimesi de giderek hacmini kaybediyor. Giderek daha artan sıklıkla etkinliklerin isimlerinde "tiyatro festivalinden" ziyade "performans sanatları festivali" ifadesine rastlıyoruz. Buna örnek olarak; İsveç Tiyatro Bienali'nin geçtiğimiz yıl İsveç Performans Sanatları Bieali'ne dönüşmesini ya da Kanada Montreal'deki "Amerikalar Tiyatro Festivali'nin" (Fr. Festival de Théâtre des Amériques) "Amerikalar Arası Festival" (Fr. Festival Transamériques) markasıyla yoluna devam etmesini gösterebiliriz. Festivaller, sadece tiyatro türüyle değil dans, performans sanatları ya da sokaktaki insanın da içine katıldığı yeni etkileşim biçimleriyle genişletilmek isteniyor. Bazen temsil yapılan binaların dışına çıkıp, açık alanda özel oyunculuk gerektirmeyen işler ortaya çıkabiliyor. Bakıyorsunuz 10 m yüksekliğe insanlar asılmış. Öylece duruyorlar, örgü örüyorlar ya da şiir okuyorlar. Dolayısıyla festivaller giderek performans sanatlarından daha fazla faydalanır hale geliyorlar.


Bu değişim iyiye doğru mu kötüye doğru yöneliyor sizce?

Tiyatronun kelime anlamı ve ideasının toprak kaybettiğini düşünüyorum ve bu gelişmeyi talihsiz buluyorum. Yenilikler, yeni izleyiciler kazandırır mı? Bilemiyorum. Şüphelerim var açıkçası. Tiyatro eleştirmenliği açısından baktığınızda, sadece internet üzerinde yayınlanan eleştiri yazıları için ödeme modeli açısından güçlükler görüyorum. Birçok eleştirmen hem blog yazarlığı yapıyor hem de bazı gazetelerde yazıyorlar. Belki bu bir çözüm olabilir. Pekin'deki kongrede ortaya çıkan fikirlerden biri, sosyal medyayla yazılı basındaki içeriklerin üç aşamalı olarak sunulmasıydı. Örneğin twitter üzerinden 140 karakterlik bir içerik paylaşır bununla bir ilgi oluşturursunuz, sonra internet üzerindeki bir blog ya da Facebook sayfasında bir paragraflık özet sunarsınız, tam detaylı yazınızı ise basılı medyada değerlendirirsiniz. Bu sayede eleştirmenlerin daha geniş kitlelere erişmesi sağlanabilir.

IATC olarak bizlerin arzusu daha iyi tiyatrolarla çalışabilmek. Eleştirmenler olarak, uzun yıllar boyunca tiyatroyu takip ederek elde ettiğimiz birikim ve çoğu zaman tiyatro alanındaki eğitimimizi kullanarak, onlara geri bildirimler paylaşarak yardımcı oluyor, ayna tutuyoruz.
 

Genç eleştirmenler yetişiyor mu? Onlara bakışınız nasıl?

Genç eleştirmenler, sosyal medya ve benzeri yenilikleri daha iyi takip edebiliyorlar. Biz de genç eleştirmenlere yönelik seminer ve eğitim çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz. Şu an bu eğitimler senede 3 kez veriliyor. Yaklaşan ilk seminerimiz Interferences Tiyatro Festivali kapsamındaRomanya'nın Cluj şehrinde olacak. Talepler o kadar yoğun ki, bazı başvuruları ne yazık ki geri çevirmek zorunda kaldık. Yeni eleştirmenlerin yetişmesi açısından bunun olumlu bir işaret olduğuna inanıyorum.


Günümüz şartlarında eleştirmenlik mesleği tek başına bir kariyer seçimi olabilir mi?

Meslektaşlarımızın çok az bir kısmının sadece eleştirmenlik alanında çalıştığını vurgulamalıyım. Önemli bir kısmı öğretim görevlisi pozisyonlarını da sürdürebiliyor ya da başka alanlarda yazabiliyorlar. Kendi adıma ben tüm hayatımı eleştirmenlik mesleğini icra ederek yaşadım. Ancak Quebec'de bu durumda olan tek tiyatro eleştirmeni de benim. Buna rağmen bir dergiye bağlıydım, radyoda 22 yıl boyunca program sundum, bir gazete için çalıştım, biri doktora tezim olmak üzere tiyatro üzerine kitaplar yazdım. Kitaplarımın en sonuncusu Quebec tiyatro sanatçıları için bir sözlük idi. Bunların hepsini alt alta koyduğunuzda sadece eleştirmenlik mesleği sınırları içerisinde bir kariyer kurmayı başarabildim. Ancak bunun mümkün olabildiğini çokça insan için göremiyoruz. Fazla sayıda ülkede tam zamanlı eleştirmenlere bile rastlayamıyoruz. Londra'da daha çok olmakla birlikte biraz da Paris'te var. Londra ekolünün kuvvetli olması ve Çalışma Kurallarımıza muhalefet etmelerinin bir nedeni de bu olsa gerek.

************************************************

Sevgili Michel ile söyleşimiz de burada bitiyor. Bu zengin içerikli deneyimden kendi cebime bir avuç dolusu koyduğum şu oldu: Hangi mesleği icra edersek edelim iletişim üslubu, dürüstlük ve açık sözlülük konusunda çok ilkeli davranmamız gerektiğini hatırımızda tutmak gerekiyor. Üslup iletişimi, iletişim uzlaşıyı, uzlaşı barışı, barış refahı mümkün kılıyor...

Barışla kalın...

BİLGİ: YEŞİL GAZETE BLOK'UNDA KIZILTAN YÜCEİL'İN "MİCHEL VAÏS İLE ELEŞTİRMENLİĞE ELEŞTİRİLER" BAŞLIKLI SÖYLEŞİSİNDEN ALINTILANMIŞTIR.

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim