http://www.aict-iatc.org/

ÖDENEKLİ TİYATROLARIN GELECEĞİ

gulsen-kadioglu-fotoSAHNE DERGİSİ'NİN ANKARA DEVLET TiYATROSU KÜÇÜK TİYATRO SAHNESİ'NDE DÜZENLEDİĞİ

"ÖDENEKLİ TİYATROLARIN GELECEĞİ"

KONULU PANELDE

TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ

ANKARA TEMSİLCİSİ

GÜLŞEN KARAKADIOĞLU'NUN

KONUŞMASININ BANTTAN ÇÖZÜLMÜŞ HALİ

Sevgili hocalarım, meslektaşlarım ve sizler, hepinize merhaba diyorum.

Ben başından beri, bu Kamu Reformu taslağı çıktığından beri, bu değişimlerin hep seyirciye yönelik olduğu kanısını taşıdım. Aslında seyirciyi dönüştürmek, hocamın da öngördüğü uzun vadedeki gelişimleri çok ciddi kesintiye uğratacak aklın ve bilimin değil, inancın yönlendirdiği, biat eden seyirci oluşturmaya yönelik olduğunu düşündüm. Ne var ki durum seyirci, oyuncu ve saire ayrımına gidilemeyecek denli ciddidir.

Ancak görünen o ki, bugün bizim kendi meslektaşlarımız da, bu mesleği oluşturmuş, emek vermiş, kapıdaki arkadaşlarımızdan sahnedeki oyuncumuza kadar bütünüyle emek vermiş olan arkadaşlarımız da konuya yeteri kadar yakınlık duymamaktalar...

Bir hocamın deyişiyle, "örgütsüz insan, devlet karşısında yalnız kalır." Örgütlü olmak totaliter rejimlerin karşı durduğu bir şeydir. Biz, özellikle birkaç askeri rejim, darbe görmüş insanlar olarak örgüt lafının "ö"sünün bile bedelini ödemişizdir, örgütlü olmanın bedelini ödemişizdir. İnsanlar da örgütlü olmaktan çok korkutulmuşlardır. Sevgili Atila Sav bizi şu örgütten bu örgütten dolayı savunmaktan bitap düşmüştür, ama her zaman yanımızda olmuştur. Ancak ben hâlen örgütlü olmanın ne olduğuna ilişkin demokrasi kültürümüzde ciddi bir karşılık olduğu kanısında değilim. Beni bağışlayın, burada 45-50 kişiyiz. Masanın üstünde 7 tane örgüt var. Biz eleştirmenler Ankara'da 10 kişiyiz, bizi bir kenara bırakın, Allah aşkına diğer örgütlerimizin 10'ar tane arkadaşı gelse burada daha kalabalık olmaz mıydık? Biz bu konuyu birbirimizle konuşup tartışıp, kendimize bir yön çizmeyeceksek seyircinin umurunda olur mu? Biz niçin bir şeyleri kamuoyuna, yöneticilerimize daha fazla anlatamadık?

Eğer biz, demokrasi kültürü içinde kamu kurumlarının ne olduğu bilincini anlatmış olsaydık, Başbakan: "Ben parayı veriyorum sen ne karışıyorsun" dediğinde karşılığında kahkahayla gülen seyirciler olmaz mıydı? Yöneticilerimiz o bilinçte olmaz mıydı? Devletin tiyatroya para vermesi ne demek, sahne açması gerektiği, daha çok kadro oluşturması gerektiği, daha çok yerel yaratıcıları, sanatçıları, teknik elemanları, bürokratları teşvik etmesi, onları koruması gerektiği bilincinde olmaz mıydı kamuoyu? Ama eğer bu böyle değilse burada suç biraz da bizde değil mi? Biz bunu anlatabildik mi seyircimize?

Ben örgüt deyince, örgütün örgüt üyelerine ve örgütün üyeler vasıtasıyla kamuoyuna, hangi konudaysa, bazı görevleri olduğunu düşünüyorum. 1988 seçimlerinden örnek vermek istiyorum, Devlet Tiyatroları'ndaki görevimden istifa etmiştim ve Berlin hükümeti beni davet etmişti. Orada bir tiyatronun sanat yönetmeniydim. 1988'de son derece güçlü olan hükümet iktidardaydı. İkisi de Hıristiyan demokrat ve sağ muhafazakâr partiler. Bir seçim yapıldı ve yoksul bir mahalleden 5 tane Neonazi milletvekili parlamentoya girdi, üçünün toplamı koalisyon içinse yine yeterli oldu. Bu arada parlamentoda sosyal demokrat parti ve oradan kavga ederek ayrılmış olan yeşiller partisi vardı. Saat 21.00 gibi seçim sonuçları televizyondan aktarıldı, cep telefonu yok, internet yok tek iletişim aracı kablolu telefon ve ekran. Seçimler açıklanır açıklanmaz birden bire birileri sokağa çıkmaya başladı. 21.30-22.00 gibi belediye ve hükümet binasının önünde binlerce insan toplanmaya başlamıştı. 3 gün süreyle herkes eve gitti, yemeğini yedi, işine gitti, işinden döndü, nöbetleşe olarak kimse oradan ayrılmadı ve "kırmızı-yeşil el ele" diye bağırdılar.

Tek slogan!

Çünkü ikisinin toplamı diğer üç partiden daha fazlaydı. Üç gün kavga dövüş, o iki parti sonunda koalisyonu kurdu ve duvar yıkılana kadar da kaldı. Yani bu örgütler bir şeyi sağladılar: Neonazi 5 milletvekilinin iktidara, bakanlar kurulana gelmesini engellediler. Ben bunu çok önemsiyorum ve aradan çok zaman geçmesine rağmen hâlâ anlatıyorum. Çünkü Berlin'de bir insana ortalama yedi örgüt düşüyor! Örgütlü olmak, dayanışma, haberleşme, buluşma, bir şeyi dönüştürme fırsatı veriyor çünkü insanlara.

Son söz olarak şunu da anlatayım. Bir oyun sahneye koymuştuk orada yine. 2 milyon mark harcandı diye mecliste soruşturma açılmıştı. O zamanki sanat yönetmeni geldi, çok da sinirlenmişti. "Ne 2 milyonu, ben 4,5-5 milyon mark harcadım bu oyuna. Ve burası bunu vermeye mecburdur. Benim 3 yıllık sözleşmem var, 3 yıldan önce alırsanız bana tazminatımı ödemek durumundasınız, ben size hesap vermek zorunda değilim" dedi ve alkışlanarak çıktı.

Şimdi tabi bu kültür, bir anda oluşacak bir şey değil. Ama bu kültür büyük oranda, örgütlü olmanın getirdiği bir şeydir. Benim ricam örgütlerimizle kamuoyunu bilinçlendirmeye, bilgilendirmeye devam edelim. Başka türlü de bir olasılık göremiyorum.

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim