http://www.aict-iatc.org/

TİYATROMUZDA, TEK SEYİRCİLİ YENİ BİR KAVRAM ÜRÜNÜ: "ÜçKİŞİ"

İstanbul'un dışyüzleri kirli mi kirli tarih kokulu apartmanlarının salonlarından, genişçe garajlarından, oto yıkama-yağ değiştirme mahallerinden epeyce bir zamandır alkış sesleri duyulmakta. Kendilerine oyun oynamak ne kelime, prova için dahi uygun mekân bulamayan; sahne kiralayan tiyatroların, "çok amaçlı" salonları olan belediyelerin "fahiş" kira bedellerinden yılan, ayrı ayrı teknik donanım yoksunluğu bezgini olan bağımsız, yenilikçi ve genç tiyatro grupları, kendi olanaklarıyla yepyeni, pırıl pırıl alternatif tiyatro mekânları yaratıyorlar. İzleyiciyi, oyuncuyla aynı zeminde buluşturdukları 50-100 kişilik salonlarında ağırlıyor, bildikleri tiyatro salonu düzeninden kopamayan örümcekli bünyeleri sarsıp, şaşırtıyorlar.

TİYATRO ARTI'NIN MEKÂN ARTI'SI

Bunların arasında İkincikat, Maya, Beyoğlu Terminal, Karakutu, Kumbaracı50, Şermola, Sahnehâl, Krek, Seyyar Sahne, Beyoğlu Terminal, Oyuncular Tiyatro Cafe, Garaj İstanbul, Dotmarsta, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Salon, Sahne, Galata Perform şıpınişi aklıma geliverenler.

Benim yeni tanıştığım bir de Mekân Artı var. Mekân Artı, İstanbul'un Elmadağ semtinde kurulmuş bir çağdaş gösteri merkezi. Tiyatro Artı başta olmak üzere, çok sayıda tiyatro topluluğu, dans toplulukları ve bağımsız sanatçılar Didem Kaplan'ın koordinasyonunda burada barınıyor. Ekibin başını ise Ufuk Tan Altunkaya çekmekte.

AKUTAGAWA'NIN ÖYKÜSÜNÜ SAHNELEMİYORLAR İŞLİYORLAR

Tiyatro Artı, Mekân Artı'da Japon kısa öykücülüğünün babası olarak tanımlanan Ryūnosuke Akutagawa'nın (1892-1927) yazdığı "Çalılıklar Arasında" (ya da benim bildiğim başlığıyla "Korulukta") adlı öyküsünü (Raşömon ve Diğer Öyküler-Çeviren Oğuz Baykara/Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi-2010) sahnelemiyor işliyor. 35 yaşındayken kendi eliyle yaşamına son veren yazarın öyküsünde, eski ve melodramatik bir masal, nesnellik ve öznellik arasında ayrım konusunda kendimize duyduğumuz sıradan güveni sorgulayarak insanı zayıf düşüren bir dizi çelişkili anlatıma dönüşmekte. Anılan öyküyle yazarın diğer bir öyküsü olan "Raşomon" ile birlikte sinemaya ünlü film yönetmeni Akira Kurosawa tarafından uyarlanmasının 1950 yılında çekildiğini ve Venedik Film Festivali'nde birincilik ödülünü kazandığını, filmin günümüzde sinemanın klasikleri arasında sayıldığını berây-ı malûmat" anımsatayım.

İFADE ÇELİŞKİLİ ÖYKÜDEN...

Ufuk Tan Altunkaya, Ryūnosuke Akutagawa'nın 12. yüzyıl Japonya'sında genç karısıyla birlikte ormandan geçmekte olan bir samurayın kadına âşık bir haydudun saldırısına uğramasını ve öldürülüşünü, karısının ise tecavüze uğrayışını günümüze ve İstanbul kentine uyarlamış ve yönetmiş. Akutagawa'nın öyküsünde Haydut yakalanır, ancak onun ifadesi ile kadınınki taban tabana zıttır. Olayı çözmesi için devreye giren bir medyum aracılığıyla iletişim kurulan ölü samuray ise tamamen farklı bir öykü anlatır. Cesedi bulan oduncunun ifadesi ise hiçbirininkine uymaz, falan...

GÖRGÜ TANIKLARI VE OLAYI YAŞAYANLAR ANLATIYOR

"ÜçKişi", gün içinde on yedi kez, on yedi izleyiciye oynanmakta. Yani oyun tek seyircili. İçeriye on beş dakikalık aralarla yeni seyirci alınıyor. İçeri girdiğinizde, küçük mumların titrek ışıkları arasından sendeleyerek sisler içinden yürüyor ve bir beyaz perdenin önüne geliyorsunuz. Perdede: "Oturunuz ve kulaklığı takınız" yazmakta. Ses kolonlarından yüksek volümde fışkıran iç hırpalayıcı Cizvit ayinleri korosu... Cinayetin işlendiği otelin temsilcisi (Ayça Damgacı), polis (Memet Ali Alabora), seyyar kestane satıcısı (Suat Sungur) ve öldürülen adamın kayınvalidesi (Şebnem Sönmez) video performansta görgü tanıkları olarak olayı anlatıyorlar. İki sandalyede diz dize oturuyorsunuz. On yedi dakika olayı anlatıyor. Hırsız (Arda Çetinkaya) sizi başka bir alana çağırarak sanki size ifade veriyor. Hırsız'ın ardından Kurbanın Karısı (Neşem Akhan)'nın yanına gidiyorsunuz. O ise bambaşka bir tablo çiziyor ve Maktul (Cihan Esen)'ün yanındasınız. Onu da dinledikten sonra etrafa dağılmış eşyalar arasında oturmakta olan (ki kendisi Fırat Uran'dır ve Maktul'ü canlandırmaktadır) çırılçıplak ayağa kalkıyor ve (bana geçmeyen, sonradan sorarak öğrendiğim) "gerçek olan ölümdür" iletisini salgılamak üzere kendisini ayaklarınızın dibine atıyor. 55 dakika önce içeriye giren, dışarıya çıkıyor.

MERAK ÖĞESİ TEKLİYOR

Ufuk Tan Altunkaya, (hiç kuşkum yok ki fevkalade iyi niyetle) gerçeklikten fanteziye, sembolizme ve gerçeküstücülüğe dek çeşitli teknikler denemiş, geliştirmiş ve bunları Akutagawa'nın şiirselliğiyle birleştirmeye çalışmış. 4'ü video performansla, 3'ü seyirciyle neredeyse burun buruna çelişkili, aynı derecede inandırıcı bir olayın öyküsünü anlatmayı denemiş. Altunkaya, gerçeğin göreceliliğini sorgulamak/sorgulatmak istemiş.

Altunkaya'nın uyarlama ve yönetiminde etkileme-şaşırtma öğesinin en yüksek düzeyde tutturulmuş bulunduğunu yadsıyamam. Gel gelelim, merak öğesi tekliyor. Yani anlatıcıların (Hırsız-Kadın-Mevta) izleyiciyi fazla lafa boğması, merak öğesini alt ediyor. Keza Maktûl'ün finalde kendisini "dal-başak" yere atması ise, ne yalan söyleyeyim, "n'oluyor" diye şaşırtıyor, ama öyküye hiç bir şey katmıyor.

ÇEKECEĞİM TEK KULAK CİHAN ESEN'İNKİ...

Oyunculuklara geldiğimizde Baran Gündüzalp'in video tasarım ve yönetiminde özellikle otel hizmetlisinde Ayça Damgacı ve kestanecide Suat Sungur, can üfledikleri karakterlerin duygulanımlarını olamazcasına bir soğukkanlılıkla üretiyor, yorumladıkları duygulanımları izleyiciye mükemmelen okutuyorlar. Biri seyirciyle diz dize, diğeri "fiskos koltuğu (Fransızcada 'Fauteuil Double de Causette' diyorlar)" biçiminde yerleştirilmiş sandalyede, bir diğeri bir yatağın kenarında yan yana oturarak monolog yapan üç oyuncunun üçü de genel anlamda başarılı. Tek seyircili oyunda Eleştirmen Amca olarak çekeceğim tek kulak Cihan Esen'in kulağı olacak. E be evlat, seyirciyle 20 cm mesafeli oturacaksan, içtiğin sigaranın kokusunu izleyiciye geçirmeyeceksin! Sigarayı içmez misin, karanfil mi çiğnersin, ağzına spray mi sıkarsın orasını bilemem! O nahoş kokuyu seyirciye hissettirmeyeceksin.

NEŞEM AKHAN DİKKAT ÇEKMEKTE

Oyuncuların üçü de, fabeli (konusu dışında, oyunun kaynakçası; olaylar dizisinin mantıksal ve tarihsel örgüsünü oluşturan tema ve motifler anlamında kullanıyorum) bileşimiyle oluşturan fiziksel eylemlere dökülmüş duygulanımlarını doğrudan okutabiliyorlar. Dikkatimi çeken, içlerinden Neşem Akhan; neyi duyumsayıp, neyi hissetmediği üzerine derin bir içebakışa dalmak yerine, Kadın'ın duygulanımsal içeriklerinin biçime sokulmasından ve kodlanmasından yola çıkmış. Kadın'ın malzemesini kendi içinden, belleğinden çekip çıkarmış, Altunkaya'nın yazdığı metnin kurgusal kişiliğine göre bir anlatı oluşturmuş. Bir aldatma oyununun oyuncusu olarak ekliyor ve çıkarıyor, öneriyor ve geri alıyor, oturduğu yerde gözleriyle mimikleriyle deviniyor, sesini havada biçimlendiriyor. Eleştirmen Amca'dan kocaman bir "aferin" alıyor.

DARILMAK GÜCENMEK YOK HAAA!

Kısa kesmem gerekirse (ki editörüm öyle diyor) Tiyatro Artı, "ÜçKişi"nin tek seyircilik oyun konseptiyle hiç kuşkum yok farklılık yaratıyor, alkışı hak ediyor.

Tek başına oyun izlemek izleyici için de gerçekten farklı bir deneyim.

Gel gelelim "ÜçKişi", nesnellik ve öznellik arasında ayrım yapmamızı sağlayamıyor.

Kendimize duyduğumuz güveni sorgulattırmıyor. Anlatımlar dinleyende beklenilen çelişkiyi yaratamıyor.

Darılmak, gücenmek yok haaa!

"ÜçKişi" pek tiyatro tadı vermiyor.

(Evrensel – 04 Ocak 2012)
Üstün Akmen

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim