http://www.aict-iatc.org/

“Her Yıl Kuşlar Geri Gelir” - ancak niye..?!

Bu yılın Haziran ayında Tiyatro Stüdyosu 25. kuruluş yılını kutlayacak – neredeyse Dergi'miz gibi... Bildiğim kadarıyla ilk kez 2. İstanbul Tiyatro Festivali'nde Pinter'in "Aldatma" oyunuyla perde açmış olan bu nitelikli topluluk, bugüne dek yirmiye yakın oyun sergiledi. Aralarında Çehov'un "Vanya Dayı"sının dışında tümü çağdaş, çoğu da anglo-sakson yazarlardan gelmedir. Bunu da, sanırım sanat yönetmenleri Ahmet Levendoğlu'nun bu kültür dağarına yakınlığına bağlamak gerekir; nitekim oyunların önemli bir bölümünün çevirilerini ve galiba tümünün yönetmenliğini yapmış, bazılarında bizzat rol da almıştı kendisi – ve daha ilk oyunundan başlamak üzere, ülkemizde verilmekte olan değişik tiyatro ödüllerine hemen her dalda layık görülmüştür; değerlendirmeye girmeyen "tiyatro eğitmenliği"nin dışında!..

Bunca "mektepli" bir tiyatro üstadının oyunlarını medyada irdelemenin ne denli zor ve sorumluluk isteyen bir görev olduğu açıktır. Gene de Tiyatro Stüdyosu'nun 6-7 oyununu, çoğunu bu dergide olmak üzere eleştirmeye çalıştım – ve bu bağlamda –ki bir an için tevazuyu bir kenara bırakmak istiyorum!– Kasım 2009 yılındaki "Şölen" oyunu hakkındaki yazımın bir bölümüne (haklı olarak!) "takılırken", sayın Levendoğlu bir e-mail'inde "... benim gözümde, kültür ve sanata ilgiyle ve içtenlikle bağlı, tiyatroda da epeyce yıldır birikimini artıran, özenli ve dürüst bir eleştirmen olageldiniz..." kanaatini paylaşmıştı benimle; sağolsun, varolsun...

...ve şimdi sıra geldi, diğer bir oyununun eleştirisine!

Burada şunu yinelemem gerekir ki, benim gibi "mektepli" olmayan bir tiyatro tutkununun tüm yazdıkları –ne kadar sistematik olmaya öykünseler bile– bir izleyici değerlendirmesinden öteye geçmez... "Sistematik" (= dizgesel) derken, izlediğim oyunları şu ölçütlere göre eleştirmeye çalışırım:

1. Oyun seçimi

2. Casting

3. Yabancı oyunlarda çeviri

4. Dramaturji

5. Reji

6. Oyunculuklar

7. Görsel öğeler (sahne, giysi, ışık tasarımı ve olası koreografi)

Konuya girerken hemen şunu belirtmek isterim ki, Tiyatro Stüdyosu'nun (19. İstanbul Tiyatro Festivali'nde prömiyer yapmış ve halen bazı salonlarda gösterilen) son yapımı olan Jez Butterworth'ün "Her Yıl Kuşlar Geri Gelir" ("Parlour Song"?!) oyunu, kanımca oldukça kötü bir seçimdir... Nedenlerii çok yönlü olmakla birlikte, ana hatlarıyla sıralamak istediklerim şunlardır: 1960'ların A.B.D.'nden Avrupa'nın refah düzeyi yüksek olan ülkelerine sıçramış orta gelir tabakasının "banliyö" ("suburb") kavramı, ülkemizde yok gibidir. İster (oyunun basın bülteninde sözü edilen) "kutu kutu evler ve avuç içi bahçeler", ister komşular arası "barbecue" geleneği, ister çim biçme makineleri vs. – bunların çerçevesinde gelişen o ülkelere has komşuluk ilişkileri, çağdaş Türk metropol bireyleri için bir sorun/irdeleme/tartışma yumağı değildir! Türk erkekleri, oral seks yapmayı öğrenmek için kulaklık takıp ses kayıtlarından ders almayı düşünmezler. Scrabble oyunu, ne evli çiftlerin vakit geçirdikleri, ne de eşlerini aldatırken yatakta uğraşı verdikleri bir oyun olmuştur. Üst-orta gelir seviyesindeki bir erkek, kilo vermek için evde halter çalışmaz, artık neredeyse her mahallede türemiş olan spor salonuna yazılır. Keza, yeni AVM'lerin mantar gibi çoğalması ülkemizde de sık sık eleştirilirken, inşa edilmeleri için dev boyutlu eski fabrikaların, binaların (gene oyun broşüründen: "sevinç çığlıkları eşliğinde") dinamitlenmesi, günümüz Türkiyesi kamuoyunda hemen hemen hiç yer almamıştır... Özetle, oyundaki üç kişinin sürekli olarak giriştikleri eylemler ve devinimlerin hemen hiç biri, Türk tiyatro izleyicilerinin ilgisini çekebilse dahi, onlarda ortak bir heyecan yaratmaktan, duygusal katılımlar uyandırmaktan oldukça uzaktır.

Eşi Joy (Şebnem Sönmez) ile birlikte böyle bir banliyö evinde oturan "yıkım uzmanı" Ned (Şerif Erol), işindeki başarısından ne denli kıvanç duyduğunu, oyunun hemen başında oldukça uzun ve ayrıntılı video bölümlerini içeren yıkım filmini kapı komşusu Dale (Ziya Kürküt)'e gösteriyor. O ise, bir yandan 11 yıl evli olduğu, ancak kendisini artık pek takmayan karısına daha hoş görünmeye çabalayan Ned'e vücut geliştirme hareketleri gösteriyor, öte yandan da aynı kadınla Ned'in yokluğunda sevişip ardından yatakta scrabble oynuyor! Joy'a gelince, ilerlemiş yaşına rağmen belirli bir cinsel çekicilik sergileyen bu kadının anlaşılan çocukları yok, öte yandan ne bir işi/mesleği, ne de her hangi özel bir uğraşısı var – ve dolayısıyla evlilik yaşamında "joy" (=neşe) da yok gibi – belki sıkıntıdan dolayı baştan çıkardığı Dale ile geçirdiği saatlerde dahi... Ned eşini sevmekle birlikte, ona bir türlü yaranamıyor; derken evlerinden kimi önemli/önemsiz eşyalar peyderpey yok olmaya başladığında, batılıların basma kalıp "orta yaş krizi"nden de öte, daha ağır bunalımlara da düşüyor – Dale ise ona acıyor, bahçe çitinin karşı tarafından (veya, oyunun rejisi gereği, tiyatro sahnesinin dış bölümünden)!..

Gene bir üçgen ilişkisini irdeleyen Tiyatro Stüdyosu'nun ilk oyunu Harold Pinter'in "Aldatma"sındaki olağanüstü casting'i (koca/A.Levendoğlu – eşi/Z.Olcay – sevgili/H.Bilginer) yanında buradaki rol dağılımı, mükemmel bir performans gösteren Şerif Erol'un dışında ne yazık ki hiç oturmamış. Bu konuda ayrıntılara girmeksizin, sadece şunu eleştirmek isterim: görünüm/devinim öğeleri, rollerin gereksinimleriyle uygun şekilde eşleştirilemedi.

"Parlour Song"un (ki bu sözcükleri dilimize çevirmek hiç bir anlam sağlamayacağından, oyunun Türkçeleştirilmiş adı çok başarılıdır!) özgün metnini bilmediğimden, çevirinin –Ahmet Levendoğlu'ndan alışık olduğumuz biçimde– başarılı olduğunu varsaymakla birlikte, çağdaş/günlük İngilizce'de gittikçe artan oranda kullanılangelen "fucking" sözcüğünün dilimizde o denli yaygın olmadığını göz önünde bulundurarak, onu birazcık çeşitlendiremez miyiz diye sorgulamak istiyorum...

25 yıl önce izlemiş olduğumuz bir oyunun ayrıntıları aklımızda kalamaz kuşkusuz – ancak "Aldatma"nın anılarımızda yer etmiş o mükemmelliği bu yapımda arayıp bulamadığımı söylemem gerekiyor... Tabii ki, Butterworth'ün hayranı olduğu, peşinden gitmeye çalıştığı Pinter'in o (belki de halen) yenilikçi (sayılabilen) "üçgen ilişki" elektriğini bulamıyoruz bu yüzeysel oyunda – ve acaba bu muydu, Levendoğlu'nun bence salt Ned/Joy arasındaki ilişki havasını sadece bir sahnede tam olarak "oturtmuş" olabilmesinin nedeni? Şunu üzülerek belirtmeliyim ki, oyunun hemen başındaki kısa yemek sahnesindeki "inandırıcılık", Ned/Dale ve Dale/Joy ilişkilerinin hiç birinde yinelenemedi benim için. Bunu da neye bağlayacağımı bilemiyorum açıkçası – metnin kendisine mi, dramaturji/yönetime mi, yoksa bizzat oyunculara mı?

Tiyatro Stüdyosu'nun şu sıralarda ne yazık ki sabit bir sahnesinin bulunmaması, dekorlar konusunda da belirli bir "çıplak"lığa yol açmışa benziyor – keza Akatlar Kültür Merkezi'nde izlediğimiz sahnelemede Ikea'vari mobilya örnekleri tabii ki tatmin edemedi; Kemal Yiğitcan gibi deneyimli bir ışık tasarımcısının tüm uğraşıları da bu cılız ortamda hakkını veremiyor – salt İngiliz pop chart'larından alındığını varsaydığım sahne arası müzikleri oturmuş gibiydi benim için...

Efendim; herkes bir Pinter olamaz, ancak o bizim sorunumuz değil... Benim asıl kaygım şu oldu, sahne ışıkları söndükten sonra: Bu oyun, niceleriyle yüceleşmiş bir Ahmet Levendoğlu'na gerçekten layık mı – ve öyle olsa bile, onu acaba niye seçti..? Umudum, kendisinin beni beş yıl önce onurlandırdığı "özenli" sıfatıyla olmasa dahi, bu yazdıklarımla en azından halen "dürüst" olarak tanımlamasıdır – ve en önemlisi, Tiyatro Stüdyosu'nu yakın gelecekte, belki 25. Yıl kutlamalarında, çok daha iyi bir "malzeme" ile sahnede görebilmemizdir.

"Tiyatro... Tiyatro..." Dergisi, Şubat 2015

Robert Schild

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim