http://www.aict-iatc.org/

ÖZYAĞCILAR VE LÂÇİN KÜRKÇÜ DÜKKÂNINDA: "HOŞ GELDİN BOYACI"

Tiyatro Martı ikinci yılında bu kez İngiliz oyuncu, senarist ve oyun yazarı Donald Churchill (1930-1991) imzasını taşıyan "The Decorator" oyununu, "Hoş Geldin Boyacı" adıyla tiyatroseverlerle buluşturuyor. Ve ne mutlu bizlere ki, 18 yıldır televizyonun tadı damağımızda kalmış dizilerinde ve beyaz perdede hasret giderdiğimiz Erdal Özyağcılar ile 8 yıldır televizyon dizileri ve sinema filmlerindeki karakter canlandırmalarıyla yetindiğimiz Berna Lâçin'i sahnede yeniden görmek ve izlemek keyfini bizlere bahşediyor.

Oyunu sahneye taşıyan Arif Akkaya, güldürü öğesini doğal olarak daha çok hareketlerden ve nüktelerden çıkartmış. Arif Akkaya'nın rejisi, türün gereği düşünceden çok göze ve duyulara yöneliyor, vurgusunu her üç karakteri de yer yer karikatürleştirerek, giderek olayları abartarak elde ediyor.

Diğer taraftan, oyunu dilimize kazandıran Füsun Günersel'in çevirinin yananlamsal boyutlarını hiç mi hiç ıskalamadığı oyun sırasında seziliyor.

Oyunun dekor tasarımını da üstlenen Arif Akkaya, oyunla bağlantılı basit, ama kendi içinde bütünlüğü olan bir dekor tasarlamış. Akkaya'yı, hem komedide dekorun amacını salt olayların geçtiği mekânı yansıtmak olarak görmediği için, hem de oyuncuların kabullendiği, kavrayabildiği, yabancılık çekmeyip, hareketlerini kısıtlamadıkları bir ortam yarattığı için özellikle kutlamak isterim.

Bu arada, kim yaptı, kim etti bilmiyorum, ama ışık tasarımının, ne yazık ki aydınlatmadan öte geçemediğini söylemeliyim. Zaman mevhumu olmayan ışık tasarımı olur mu yahu! "Hoş Geldin Boyacı"da olmuş işte! Marcia: "Dışarıda hava daha kararmadı" derken, pencerelerden gece aydınlatması izlenmesi reva mı?

Feyza Zeybek'in kostümleri pek güzel... Zeybek, sıra işi bir tasarım değil, oyuncuların vücut yapısını, fiziksel özelliklerini göz önünde tutarak giysiler tasarlamış. Dikişler de özenli.

Oyunculuklara sıra geldiğinde, Matei Visniec'in "Çehov Makinesi" oyununda Arkadina olarak anımsadığım ve Müge Gürman'ın elinde 2012-2013 sezonunda hayli yoğrulduğu anlaşılan Gözde Çetiner'in, Jane'in içsel hareket noktasını çok iyi didiklemiş olduğunu söyleyeceğim. Çetiner'in eksiği, bağırma sesi. Yüksek sesle oynadığında sesindeki gerilim tınıya, telaffuza, tonlamaya zarar vermekte. Sesi esnekliğini yitirmekte...

Benim yıllardır yüreğimde pamuklara sararak sakladığım Berna Lâçin ise hiç kuşkum yok, insanın içini pırpır ettiren soylu bir yetenek. Marcia'nın mimiklerini fiziksel yapısının bir öğesi durumuna getiriyor, yüzünü olayın bütünlüğünü aktarıcı bir etmen olarak kullanıyor, yanıt atikliğini bir kez olsun savsaklamıyor, sözcükleri yerinde kullanıyor.

Size bir şey söyleyeyim mi?

İçimden: "Haydi be Berna Kız, tak yeniden altın bileziğini koluna, at kendini tiyatronun kutsal yoluna," demek geliyor.

Haaa... Erdal Özyağcılar mı?

Walter olarak zaman zaman sanatsal heveslerinin dizginlerini salıveriyor, onları oyundan bilerek ve isteyerek uzaklaştırırken birbirleriyle sarmaş dolaş olmalarını sağlıyor. Özyağcılar'ın içindeki oyunculuk ateşi oyunun kimi yerlerinde yoğunlaşıyor, yeni oyunculuk cevherleri, yeni oynayış güzellikleri keşfediyor.

"Hoş Geldin Boyacı"yı (bilet bulabilirseniz) mutlaka izlemeniz gerekiyor.

Üstün Akmen

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim