http://www.aict-iatc.org/

“Müzikaller’den bir yar gelir bizlere...” (1) ne zaman? – nerede? – nedir? – ne değildir?

"Müzikaller'den bir yar gelir bizlere..." (1)

ne zaman? – nerede? – nedir? – ne değildir?

Son bir-iki sezondur bir "müzikal" furyası aldı yürüdü..! Örneğin geçtiğimiz yaz aylarında basında "Engin Alkan ve Mehmet Ergen yeni sezona ikişer müzikal ile hazırlanıyor" türünden haberler uçuşmaya başladı. Bunları duydukça, memnun olmamak elden değildi – zira bir yandan Ergen'in köklü Londra birikimi ve West End bilinci, öte yandan Alkan'ın İBBŞT sahnelerinde kotarmış olduğu İstanbul Efendisi ile Şark Dişçisi müzikallerindeki başarısı, umut verici göstergelerdi.

Derken, 2013/2014 sezonu başlar başlamaz ilanlarında, basın bültenlerinde veya en azından yapımcı/yönetmen/oyuncularının katıldığı söyleşilerde kendilerine "müzikal" tanımını yakıştıran oyunlar perde kaldırmaya başladı. Yanı sıra, ülkemizin ilk ve tek "Broadway'i aratmayan" donanımlı salonunu içeren "Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi"nde peyderpey gösterime giren az veya çok bilinen nice yabancı yapımlar...

Türkiye'de yarım asır boyunca müzikal(sizlik?)

Ülkemizde son yıllarda pek az müzikal sahnelendi – yabancı kumpanyaları ise sahneleremizde hemen hiç görmedik. Bu konuda geçtiğimiz elli yıllık döneme kısaca bakacak olursak, değerlendirmemizi üç ayrı grupta yapmalıyız:

1) Yabancı toplulukların sahnelerimize yabancı müzikaller ile konuk edildiğini, ne döviz sıkıntısı yaşanan Özal öncesi, ne de "dışa açılım"ın yıldan yıla geliştiği 1983'ün sonrasında görebildik – ki bu boşluğu İKSV dahi dolduramamış! Bu "kuralı bozan istisnalar"ın arasında 2000 yılının gözde mekânı olan "Mydonose Showland"de izlediğimiz Broadway kökenli Smokey Joe's Café müzikal gösterisini sayabiliriz belki – veya gözümüzden kaçmış olabilen bir-iki örneği daha... Ancak bu cılız yıllar artık geride kaldı! Geçtiğimiz yılın sonlarından başlamak üzere Zorlu Center'in büyük salonunda Jersey Boys, Cats ve Notre Dame'ın Kamburu gibi müzikalleri (kadrolarının ne derece yetkin olduğunu bilemediğimiz) yabancı topluluklardan izleyebiliyoruz – umudumuz ise, izleyicilerin maddi güçlerinin bu devamlılığı sağlayabilmesidir!

2) Yerli toplulukların yabancı müzikalleri sahnelemesinde en büyük katkı, hiç kuşkusuz Cüneyt Gökçer gibi aydın bir tiyatro adamının yönetimindeki Devlet Tiyatroları'na aittir. 1963-1970 yılları arasında İstanbul ve Ankara'da izleyebildiğimiz Öp Beni Kate, My Fair Lady, Mançalı Don Kişot ve Damdaki Kemancı gibi türünün kilometre taşları, A.B.D.'li konuk koreograf Todd Bolender tarafından sahnelenip tiyatro dünyamızda büyük bir boşluk doldurmuş, nice sanatçılarımızın yetişmesine de vesile olmuştu. 1970 AKM yangınıyla kesiliveren bu umut verici dönemin ardından, yabancı müzikallerin yerli ödenekli tiyatrolar kumpanyalar tarafından yeniden sahnelenmesi için neredeyse yirmi yıl geçecekti – Gencay Gürün'ün yönetimindeki İBBŞT'nun 1989 yılında büyük ilgi gören Evita yapımına kadar... Günümüzde ise ödenekli tiyatrolarımızın bu tür oyunlara göz kırpmasına ancak tek tük rastlayabiliyoruz, Sidikli Kasabası/İDT, Cabaret/İBBŞT ve Sokak Kızı Irma/Bakırköy BT örneklerinde görülebildiği gibi. Bu olgunun başta gelen iki nedeni konusunda, İDOB Müdürü Suat Arıkan ile bir yıl önce yaptığımız ve dergimizin Şubat 2013 sayısında yayımlanan söyleşide şu yanıtı almıştık: "Farzedin ki, gerçekten bu konuda eğitim almış, bu şarkıları hakkıyla söyleyebilecek sanatçıları sağladık... Bu müzikalleri temsil etmek için son derece yüksek telifler ödemek gerekiyor – ve biz kendi imkânlarımızla bunun altından kalkamayız; bunun için muhakkak cömert bir sponsor bulunmalı." Öte yandan bazı gözüpek özel tiyatrolarımız telif sorununu bir şekilde çözmüş olmalıydılar ki, Dormen Tiyatrosu 1960'lı yıllarda Sokak Kızı İrma, Oliver ve Pasifik Şarkısı'nı, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Topluluğu ise 1971'de Hair müzikalini sahneleyebilmişlerdi...

3) Yerli toplulukların Türk müzikallerini sahnelemesi serüveni de ilginçtir aslında... Gene altmışlı yıllarda Uyy Balon Dünya ve Yaygara 70 gibi pek yüzeysel kalan Dormen yapımları ile Ayfer Feray Tiyatrosu'nun büyük başarısı olan Yedi Kocali Hürmüz'ün ardından, on yılı aşkın bir süre boyunca müzikli oyun türü sanki tarihe karışmış gibiydi – ta ki Haldun Dormen / Egemen Bostancı işbirliği ile yerli müzikallerin "altın çağı" başlayana dek! Haldun Dormen'in yönetimindeki büyük bir oyuncu kadrosunun Egemen Gösteri Merkezi adını alan Elmadağ'daki Şan Tiyatrosu'nda 3 Mart 1980 akşamı, sahnelediği Hisseli Harikalar Kumpanyası'nın büyük ilgi görmesinin ardından Şen Sazın Bülbülleri, Hababam Sınıfı ve Geceye Selam gibi özgün yerli müzikaller aynı salonda nice başarılar yaşamaya başlamıştı, bu kez Ferhan Şensoy'un Muzur Müzikal'i bazı odaklarca "fazla muzur" bulunana kadar – ve böylece bu dönem de bir yangın ile son bulacaktı..! Kimilerince "Türk müzikal tiyatrosunun miladı" olarak anılan o talihsiz 9 Şubat 1987 gecesinden bu yana Türkiye'de Cahide veya Anlat Şehrazat gibi yeni müzikaller doğmuş, Hisseli Harikalar Kumpanyası gibi bazıları yeniden sahnelenmişti, ancak bu tiyatro türünün "eski tadı" kalmamıştı... Kuşku yoktur ki Cemal Reşid Rey'in Lüküs Hayat opereti her daim "gişe yapıyordu" – ancak asıl Hagop Baronyan'ın 1869'da yazdığı, Selim Atakan'ın da 2012/2013 sezonu için şarkılarını bestelediği Şark Dişçisi, ülkemizdeki "yeni müzikal çağı"nı başlatmış oldu!

Müzikal türleri ve özellikleri

Peki, "müzikal"i nasıl tanımlayabiliriz? Bu tiyatro türünün örneğin Lüküs Hayat gibi bir operet, Yaygara 70 gibi bir müzikal revü ile ayrımları nelerdir? Başta Avusturyalı Franz Lehar ve İngiliz Gilbert & Sullivan ikilisinin erken 20.Yüzyıl operetlerinden gelişmiş olan "müzikal tiyatro"nun kısaltılmış terimi olan "müzikal"in önemli bir özelliği, burada şarkılar ile konuşma(diyalog)ların eş değerde tutulmasıdır. Onu müzikal komedi veya revüden ayıran en belirgin fark ise, kendi içinde dramatik bir öyküyü taşımasıdır. Anglosakson terimiyle bu "book musical"lerin konuları özgün olabileceği gibi, çoğu kez bilinen / "klasik" olarak anılan bir yapıtın uyarlanması da sık sık görülür – "Romeo ve Jülyet"in çağdaş West Side Story'si veya G.B.Shaw'ın "Pygmalion" konusundan alınma My Fair Lady gibi... İşte böyle dramatik öykülerde oluşan kimi gerilimleri, sahnelerde konuşma/diyaloglar yetersiz kaldığında şarkılara, şarkılar da coşkuyu yeterli derecede dışa vuramıyorsa, dans sekanslarına gerek duyuluyor...

20.Yüzyılın başlarında A.B.D.'de gelişmeye başlayan müzikal revü ve komedilerden dramatik müzikallere geçişi Rus asıllı George ve Ira Gershwin Kardeşler ile Irving Berlin sağlamış, bu tür de çok geçmeden Alman kökenli Richard Rodgers / Lorenz Hart ikilisi ile Cole Porter tarafından doruk noktalarına taşınmıştı. 1920/30/40'lı yıllarda yaşanan bu "altın çağ"ın ardından 1950'lerde "kitap müzikalleri"nin en güzel yapıtları, yukarıda göstermiş olduğumuz iki örnek ve benzerleriyle, türünün entelektüel dönemine geçilmişti. Altmışlı yılların sonlarına doğru Hair ve en başta Jesus Christ Superstar gibi "rock müzikalleri" boy göstermeye başlarken, yetmişli ve seksenli yıllar İngiliz A.L.Webber'in değişik söz yazarlarıyla kotardığı Evita, Cats ve Phantom of the Opera gibi başyapıtlarının öne çıktığı dönemdir... Ardından gelen yıllarda ise Walt Disney Corp. gibi dev yapım şirketlerinin beyazperdeye göz kırpan Beauty and the Beast veya The Lion King gibi büyük prodüksyonlarla, öte yandan işin kolayına kaçmayı seçmiş yapımcıların daha önce listelere girmiş parçaları toparlayan Jersey Boys veya Mamma Mia gibi "şarkı listeli (= Jukebox) müzikaller"iyle bu türün kalite çıtasını göreceli olarak düşmeye başlamıştır.

Bu son türün dışında, ister "kitap", ister "rock" müzikallerinde olsun, oyunun metni ("libretto"), şarkı sözleri ve müzik birbirlerine sımsıkı bağlı, bir çeşit "paket" oluşturan öğelerdir – ki bunları sarmalayan dördüncü ünite de danstır. Dahası, dansın önemi zaman zaman o denli öne de çıkabiliyor ki, bazı müzikallerde imzası bulunan koreograflar, metin/söz yazarlarından daha çok, bestecileriyle neredeyse aynı derecede anımsanır ve anılır, örneğin West Side Story'de Jerome Robbins veya Chicago'da Bob Fosse gibi... Müzikal tarihinde bu efsanevi koreograflarla aynı anda anılmamakla birlikte, bize altmışlı yıllarda Devlet Tiyatroları'nda müzikalin ilk doruğunu yaratmış olan Todd Bolender de, Georges Balancine'in öğrencisi olup aslen bale dünyasından gelmekteydi! – Müzikallerin diğer bir özelliği ise, çoğu kez 1.5-2 saat süren bu "paket"in açılması ve peyderpey öne çıkan 5-6 şarkının genellikle 3-4 ana karakter ile özdeşleşmesiyle oyun geliştikçe, bu melodilerin zaman zaman değişik düzenlemelerle yeniden karşımıza çıkmasıdır. – Bunların yanısıra bir müzikalin "başarılı" olarak addedilmesi için, olağan tiyatro geleneğine koşut olarak, en azından bu satırların yazarı tarafınca bir ileti aramak (ve bulmayı ümit etmek), kural gereği olacaktır!

Ya bizde?

Peki, kısaca özetlemeye çalıştığımız müzikallerin bu "olmazsa olmazları", 2013/2014 sezonunda ödenekli ve özel tiyatrolarımızda karşımıza çıkmış bu türdeki (veya bu türde olduklarını belirten) oyunlarda var mıdır? İrili ufaklı nice sahnede boy gösteren bu oyunlar, acaba "müzikal", "müzikli oyun", "oyun" skalasının neresinde yer alıyor – ve bunun nedenleri neler olabilir..?

Bu sorulara yanıt ararken, Brecht üstadımızın "Epik tiyatroda müziğin kullanımı" başlıklı makalesini gözardı edemeyiz. Oyun yazarlığının yanı sıra tiyatronun en önemli kuramcılarının arasında görülen Brecht'e göre sahne müzikleri oyun konusuna eşlik etmekten çok, ona bir yorum getirmeli, konu ile izleyici arasında "aracılık etmeli", dahası "taraf olmalıdır"... Geleneksel sahne müzikleriyle arasındaki farklılığı göstermek için (Almanca "Musik"e karşıt olarak!) "Misuk" olarak tanımladığı bu epik tınılar, izleyicinin hislerinden ziyade aklına yönelik olup, zaman zaman sözlerin varmak istediği amacı desteklerken, bazı durumlarda diyaloglara ters iletiler de barındırabilir...

Bu bağlamda, örneğin Sadri Alışık Tiyatrosu'nun afişlerinde "müzikli oyun" (basın ile yapılmış bazı söyleşilerde ise düpedüz "müzikal") olarak tanımlanmış "Kafkas Tebeşir Dairesi"nin ne derece yanlış/yanıltıcı bir biçimde (yoksa acaba daha çok "gişe" kaygısıyla mı?!) tanıtılıp pazarlandığını görebiliyor – ve bir tiyatro(Brecht)sever olarak üzüntü duyuyoruz!

Tiyatro Pera, afişinde "Müzikal" olarak tanımladığı "Akdeniz"de, gene kendi tanımıyla "birbirine eklemlenen ülkeler, kişiler ve öyküleri" sunmakla, tiyatro dünyasının "müzikal" olarak tanımladığı türe ne denli yakın (daha doğrusu, uzak) kaldığının bilincinde midir acaba? Kimseler alınmasın – ancak bu gösteri başarılı bir müzikal show'dan çok farklı değildir!

Öte yandan, gene bir bütün (veya yukarıda tanımladığımız "paket"i) oluşturmayan Talimhane Tiyatrosu'nun "Seni Seviyorum - Mükemmelsin, Şimdi Değiş" başlıklı oyunu, daha alçak gönüllü biçimde "Müzikal Komedi" olarak tanımlarken, doğruyu söylüyor! 15-20 kadar kısa skeçi birleştiren bu gençlik oyunu, özel bir orkestraya gerek görmeksizin sadece bir piyanistin eşliğinde söylenen, kısmen kabare "couplet"lerine göz kırpan parçalarla "Brecht'sel" anlamdan çok uzaklarda kalmakla birlikte, gene de oyuncu ile izleyici arasında zaman zaman köprüler kurmayı başarıyor...

İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun sergilediği "Kızılırmak" oyununu Tuncer Cücenoğlu program kitapçığında bizzat "müzikli oyun" olarak adlandırıyorsa da, aynı kitapçığın sekiz sayfa ilerisinde değerli tiyatro akademisyeni Doç. Dr. Hülya Nutku, "Masalsı Bir Müzikal" başlığını kullanmaktadır... Yazarın tanımlamasını alçak gönüllülüğüne vererek, burada "müzikal" yakıştırmasını daha doğru bulduğumuzu söyleyebiliriz – ancak dans öğesinin müzik ile eşdeğerde olduğunun altını çizerek...

Bu oyunlar ile birlikte "Huysuz", "Taksim Meydanı", "Lysistrata", "Bana Esme'yi Anlat" ve "Küskün Müzikal"i dergimizin Nisan sayısında kısaca irdeleyerek içerdikleri öğelerin gerçekten bir müzikal "paket" mi oluşturduklarını, yoksa sadece birer müzikli "yamalı bohça" olarak mı kaldıklarını tartışalım.

----------

"Tiyatro... Tiyatro..." Dergisi, Mart 2014

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim