http://www.aict-iatc.org/

İZMİR DEVLET OPERA VE BALESİ SEZONU ÇEŞME'DE AÇTI: "ZORBA"

İzmir Devlet Opera ve Balesi, 2013-2014 sezonunu Çeşme ilçesindeki Açıkhava Tiyatrosu'nda bir "reprisé" yapıt olan "Zorba" ile açtı.

"Zorba", yirminci yüzyılın en önemli Yunanlı yazar, şair ve düşünürlerinden biri olan Nikos Kazancakis'in aynı adlı romanından baleye uyarlanmış bir eserdi, ilk kez izledim.

Mikis Theodorakis imzasını taşıyan müziği, ege ezgileri ile süslüydü ve Türk-Yunan halklarının ortak geleneğinde var olan makamsal müziğin melodileri de hayli belirleyici çizilmişti. Libretto ve koreografisi Amerikalı Lorca Massine tarafından hazırlanan, içerisinde aşk, hüzün, nefret ve büyük bir dans tutkusu barındıran, yer yer Yunan folklorik müziklerinin de kullanıldığı "Zorba"nın bale versiyonunda, taşkın karakterli ve esrarengiz John'un, Aleksi Zorba'nın yardımı ile eski hayatından kaçıp kurtulmaya çalışması sürecinde yaşadıkları konu edilmekteydi.

Gösteri başlamadan önce hayli heyecanlıydım.

TOPRAĞIN VE DAĞIN İNSANI

Baktım da, yıllar önce kitabı ilk kez okurken (Ataç Kitabevi-1963/Ahmet Angın çevirisi) özellikle Kazancakis'in Zorba'yı betimlediği şu paragrafın altını çizmişim: "... Ay ışığında Zorba'ya bakıyordum. Korkusuzca ve safça kendini dünyaya nasıl uydurduğunu, vücudunun ve ruhunun nasıl birleştiğini; kadının, erkeğin, beynin, uykunun ve her şeyin kendi kendine neşe ve uyum içinde onun teniyle bütünleşip nasıl Zorba'yı oluşturduğunu görüyordum. İnsanla dünyanın bu derece dostça bağdaştığını asla görmemiştim."

Evet...

Zorba hayat, ölüm, aşk, kadın ve erkeğe dair bir serenattı. Okurken düşündüren, düşünürken gülümseten, gülümsetirken umut veren, ama aynı zamanda da hüzünlendiren bir serenattı "Zorba".

Bütün bu düşünceler ışığında izledim Kazancakis'in bu nefis romanının İzmir DOB yapımını.

Olmuş oturmuş muydu?

Bol sirtaki romanı kurtarıyor muydu?

Kitabın felsefi boyutu sahneye yansıyor muydu?

Yanıt bulamadım!

ANNA KRZYSKOW'İN BİRLİKTELİK BAŞARISI

"Zorba"yı, Çeşme'nin uyduruk Açıkhava Tiyatrosu'nda (hayatlarında hiç amfiteatr görmemişler için "Anfi Tiyatro" da diyorlar) izledim. Söylemek istediğim şu ki, anılan sahnenin ilkelliğini göze alırsam eleştirilerim yerini bulmayacak. Orkestrasız, playback'den, hiç de uygun olmayan "pavimento"da dans eden dansçıları kritik etmek doğru olmayacak. Mezzosoprano solosunun olmadığı eseri "bütün" saymak haksızlık... Sopranoların, altoların, tenorların, baritonların, basların seslerinin ayrıştırılamadığı ortamı eleştirmek haksızlık olacak.

Ne yapayım?

İsterseniz işin kolayına kaçıp, İzmir DOB'nin turne zahmetini teşekkür edip, "Polonyalı Yönetmen Anna Krzyskow'un oyun süresince dansçılara sağlattığı birlikteliğe sözüm yok" diyerek cümleye düğüm atayım. İyi de, Marina'da Aslı Kaynarsu'nun "pas assemblé"lerinin, Emre Kaynarsu (John)'nun "entrechatt"larının başarısını nasıl atlayayım? Banu Dağcıoğlu (Madam Hortance)'nun "corp de ballet" sırasındaki devinimsizliğini sahneleme tekniği açısından hayli ilginç(!) bulduğumu nasıl anlatayım.

ASLI KAYNARSU GÖZDEM OLDU

Haksızlık yapmayayım, içimdekileri olduğu gibi aktarayım. Örneğin, Marina karakterinin bir Prima ballerina için tekniğin yanı sıra, güçlü kontrol gerektiren bir rol olduğunu ifade edeyim, izlediğim Aslı Kaynarsu'nun dansçı olarak dengenin merkez noktasını, denge düzeninin bozulup yerine gelmesini başarıyla sağlayabildiğini övünerek söyleyeyim. Aslı Kaynarsu-Emre Kaynarsu ikilisinin "pas de deux"sündeki dingin ve bakışımlı bir hareket için denge kuralına uyabildiklerini izlemenin beni pek sevindirdiğini belirteyim; ayak ve kol hareketlerinin, bitişte hep zamandaş oluşunun keyif verdiğini itiraf edeyim.

Diğer taraftan, Zorba'da Kıvanç Ekin'in hareket çizgisini duruş ve adımlarda doğru çizemediğini deyivereyim, Ekin'in dansının akıcı olması için gerekli teknik kuralları pek bilemediğinin altını kendisini kırmadan çizivereyim.

"Cast" dışı kadroya dâhil olan Monoliones'te Dolun Doyran'ın başarısını öveyim.

YARATICI KADRO

Şimdi... Bana sual eylerseniz, bu eserde koreografi de, reji de usta işi olmalıydı. Koreografi bütünüyle şiirsellik içermeli, masalsı unsurlarla "gotik" korku birleşmeli, gizemli bir atmosfer yaratılmalıydı. Libretto'yu da yazan Koreograf Lorca Massine "farklı" olmak uğruna bütün bunları boşlamış. Marina'nın şiirsel olması gereken dansları Massine'nin elinde pek de usta işi gibi kotarılamamış. Geçit ya da hazırlık adımlarının önemli ve gösterişli adımlarla bağlanması, bu bağlanmalara kayıcı-sıçramalı adımların fevkalade başarıyla oturtulması; arabesque'i, dansçının önden görünüşlü attitude'ünden ayrı olarak yan görünüşü ile değerlendirmesi kötü.

Haydi, kırıcı olmayayım, "iyi değil" diyeyim.

Sevtaç Demirer'in kostümlerine (özellikle Marina'nın kostümlerine) diyeceğim yok da, ikinci perdede Kızlar'ın giydiği oryantal giysileri anlayamadım. Oktay Kanca'nın ışık tasarımına biraz takıldım. Bana sorarsa, ışık bir bale yapıtında görüntünün ardında gizlenen derin niteliği müzikle birlikte verebilmeli. Hatta ve hatta rejisör, gerekirse yalnızca ışık ve müzikle birlikte tüm istediklerini anlatabilmeli.

Neyse!

Çeşme'nin "Anfi Tiyatro(!)"sunda bu iş bu kadar olur da diyebilir, yukarıdaki eleştirilerimin arkasında durmayabilir; yapmam gerekeni yapar, tüm dansçıların mangal gibi kocaman yüreklerinden öpmeyi yeğleyebilirim.

Yeğledim bile!

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim