http://www.aict-iatc.org/

İKTİDAR SAVAŞINDA GÜÇ MANYAKLIĞI: “KUÇU KUÇU”

Aysa Prodüksiyon yapımı "Kuçu Kuçu (Chien Chien)", Fransız senarist ve dramaturg Fabrice Roger-Lacan (1960)'ın, gizlerin ortaya saçılmasıyla giderek çığırından çıkan bir karşılaşmayı, komedi-dram arasındaki naif çizgide anlattığı ilginç bir oyun.

KONU

"Kuçu Kuçu", ülkenin sayılı zengin işadamlarından Kudret Rador'un, hafta sonunu geçirmek üzere, üst düzey çalışanlarından Ragıp ve karısı Melis'i, kendisine ait bir adadaki villasına çağırmasıyla başlıyor. Kocasından önce gelen Melis'i, Kudret Bey'in karısı Melda karşılıyor, tanışıp kocalarının helikopterle işten villaya "avdet" etmelerini beklerlerken, aralarındaki sohbetin rengi giderek ton değiştiriyor.

İki kadın, önce birbirleriyle, sonra da kendileri ve geçmişleriyle hesaplaşmaya başlıyor. Fabrice Roger-Lacan'ın iki kadın üzerinden anlattığı öykü, giderek günümüze göndermeler de yapıyor. Sosyal yaşam içinde vaki iktidar savaşının getirdiği güç "manyaklığı" tema'da öne çıkıyor. Dolayısıyla, erkek egemen toplumun kadına uyguladığı fiziksel ve psikolojik şiddet de, oyunun iletisi içinde eleştiriden nasibini alıyor.

AYAN'IN YÖNETİMİ

"Kuçu Kuçu"yu Kerem Ayan uyarlamış ve yönetiyor.

Kerem Ayan'ı İstanbul Film Festivali'nin yönetmen yardımcısı olarak tanıyoruz, ama demek ki Ayan'ın içinde tiyatro aslanı kükreyip durmaktaymış. Ayan oyunu uyarlayıp yönetirken, eserin özünde bulunan sado-mazo ilişkileri belki biraz törpülemiş, ama karakterlerin psikolojik açılımlarını hiç mi hiç kırpmamış. Ama bana soracak olursa, metnin kimi bölümlerini atıp, oyunu on beş dakika daha kısaltma olanağı varmış.

Kemal Ayan, çocukken oynadıkları oyunlarda, sürekli kaybeden taraf olup suyun dibinde kalan, ezilen Meliha Darıcı ya da Melda Rador (Selen Uçer) karakterini de, yaşananların üstünü örtüp kendince savunmalarla geçiştirerek yaşamını sürdüren (Özgü Namal) karakterlerini de sahnede pek güzel şekillendirmiş. Sistem içinde kadının ezik bırakılması olgusunu, birilerine daima bağımlı bırakılma zorunluluğunu yaşayan kadının dramını sahnede iyi işletmiş. Yazarın vurgulamak istediği arkadaşlığın/dostluğun önemini, arkadaşlıklarda/dostluklarda kişilerin birbirlerinin üzerinde iz bıraktıkları gerçeğinin altını iyi çizmiş. Melda'nın Melis'e: "Arkadaşım olmayacak mısın" sorusu üzerine Melis'in: "Ben arkadaşın olamam, kuçu kuçunum senin" yanıtındaki ince iletiyi de; Melda'nın: "Ben ikisi de olmuştum ama" repliğini de, dostluk uğruna yitip gidenleri, bireysel erk uğruna verilen savaşı; gerçek sevgi, arkadaşlık, dostluk arayışının seyirciye geçmesini yönetimiyle başarılı bir biçimde becermiş.

IŞIK-DEKOR-KOSTÜM

Arek Nişanyan'ın önemli bir ışık tasarımcısı olduğunu biliyorum, ama bu kere hiçbir özelliği olmayan sıradan bir "aydınlatma" ile işi geçiştirmiş.

Kerem Ayan, Özge Fışkın'ın sesi ile Uğur Gülbaharlı'nın piyanosundan sahneye yansıyan, oyunu açmak ve kapamak görevleri dışında atmosfer yaratmak işlevini de yüklenmiş olan Bülent Ortaçgil'in ünlü "Benimle Oynar mısın"ıyla hiç kuşkum yok akutik bir dekor elde etmiş.

Gamze Kuş, giysileriyle oyuncuların bedenlerini estetikle sarmalatmış, oyuncuların üzerinden temsilin devinimini ışığa taşıyarak temel trinom (uzam-zaman-eylem) ile birleştirmiş.

Gene Gamze Kuş imzalı dekor ile de izleyici, içerisine kendisini yansıtabilen düş düzeneklerini betimlemesine elverişli yabancılaştırılmış bir uzam edinmiş.

OYUNCULUK/LAR

Oyunculardan Özgü Namal, oyunun psikolojik derinliğini daha da derine indirmeyi başarıyor. Melis'in, Melda ile yaşadığı "sevmek" ile "sevmek sanmak" arasındaki ince çizgide yürüyüşüne neden olan travmayı pek güzel yansıtıyor. Melis'in fiziksel işaretlerini izleyiciye büyük bir başarıyla okutuyor.

Akan yaşam suyunun öbür tarafına geçmeyi becerebilen ezik, pasaklı, yağlı saçlı Meliha ya da Melda'yı; kazanmak kaybetmek, hükmetmek veya hükmedilmek umurunda olmayan, sadece "başka bir yerde" olduğunun farkındalığını yaşayan Meliha ya da Melda'ya Selen Uçer can veriyor.

Uçer, öğrendiklerini karşısındakine de belletip onunla yüzleşmek için sabırsızlanan Meliha ya da Melda'yı jestüellik, ses, konuşma ve yer değiştirmelerindeki ritmiyle ete kemiğe büründürüyor.

Uçer'in canlandırdığı karakter, belki Özgü Namal'ın önüne geçmesine pek uygun, ama Uçer öne çıkmamaya özel öznem veriyor.

Sonuç itibariyle, iki oyuncunun da, Melis ile Melda'yı motiflerin doğru düzenlenişi içinde eylemin dinamiğine yerleştirdikleri anlaşılıyor.

Fiziksel eylemleri, durmaksızın yeniden ele aldıkları, haddeden geçirdikleri, kestikleri, biçtikleri ve her keresinde yeniden ustalıkla yapıştırdıkları biricik an'lardan oluşuyor.

Özgü Namal ve Selen Uçer alınlarından öpülmeyi hak ediyor.

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim