http://www.aict-iatc.org/

CAMUS, BAKIRKÖY BELEDİYE TİYATROLARI’NDA: “SIKIYÖNETİM”

Bu yazıya, Tiyatro Yönetmeni, Şair, Yazar, Oyuncu Turgay Kantürk (1961)'ü, sonra da Bakırköy Belediye Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Kadriye Kenter'i cesaretlerinden dolayı kutlayarak başlamalıyım.

Kolay iş değil hani, Cezayir doğumlu Fransız Gazeteci, Felsefeci, Romancı, Oyun Yazarı Albert Camus (1913-1960)'nün 1948 yılında yazdığı "Sıkıyönetim (L'Etat de Siège)'ini sahneye taşıma kararını almak ve uygulamak!

Adı hem egzistansiyalist düşünce akımının, hem de absürt tiyatronun "baba"ları arasında sayılan Camus'nün ortaya attığı "Başkaldıran İnsan" felsefesini altmış küsur yıl sonra bilenine anımsatmak, bilmeyenine anlatmak hiç kolay değil, biliyorum!

KOLAY MI?

Zaten, Turgay Kantürk'ün yeteneğine sözüm yok, ama ne yapayım ki, kolay olmadığı için olsa gerek, bürokratik totalitarizm suçlanması hiciv biçemi içinde, yer yer pantomimle, kimi yerde fars türünden yararlanılarak, lirik monologlar eşliğinde ve de koro kullanılarak sahneye aktaramamış.

Kantürk, Bertan Onaran'ın mükemmel çeviriyle eline aldığı üç perdelik oyunu iki perdeye indirgemiş, ama yinelenen replikleri ayıklamadığı için, süreyi iki buçuk saatten daha aşağıda tutamamış. Slogancı bir biçem yeğlememiş, ama yorumunda korku, umutsuzluk ve bunalımın karşısına başkaldıran insanı alan ana fikri yalınlığa bulayıp, yorumlayamamış.

Gerçi, devlet ve vebayı aynı işleyişe sahip bir olgu olarak ele almış almasına da, devlet ve vebayı eşitleyen finaliyle Camus'nün absürt tiyatro anlayışını açığa çıkaramamış.

AÇIK KONUŞMALIYIM

Kantürk, oyuncularını mekanik hareketli oyunculuğa dayayarak da bence kusur işlemiş. Tiyatroyu mekanik bir araç olarak kullanmak istemiş, hiç de iyi etmemiş.

Koreograf Pınar Ataer de, neredeyse "mekanik bale"ye çok yakın bir koreografi yeğlemiş. Oyuncuların bedenlerinin mekanik yönlerini öne çıkartarak, sahnede mekanik olarak devinen geometrik sanat figürleri haline getirmiş.

Ataer, koreografisinde "eylemsel olay" yaratmaya heveslenmeyince, ışık (Cem Yılmazer), ses (Bora Nakipoğlu) gibi canlandırma öğeleri koreografiyle ve sahne düzeniyle pek birleşememiş. Neyse ki Sadık Kızılağaç, her biri diğerinden farklı kostümleriyle oyuna renk enjekte etmiş, Tolga Çebi, oyuncu ve seyirci üzerinde etkili rol oynayan; kızgın, neşeli, gururlu ya da kederli ortamları veren müziğiyle, oyuna farklılık elde ettirmiş.

Ayçın Tar, bilinç ve bilinçaltının birlikte olduğu iç gerçeği somutlaştırarak, sahne tasarımında soyut bireşimci bir sahne düzeni kurmaya niyetlenmiş, ama yerli yersiz inip kalkan asansörlü podyumlarla kendi isteğini kendi elleriyle iğdiş etmiş.

OYUNCULUKLAR

Oyuncuların neredeyse tümü başarılı...

Bu başarıda elbette Turgay Kantürk'ün oyuncu yönetimindeki ustalığını yok saymıyorum, ama örneğin Kocasını Arayan Kadın'da Görkem Gönülşen'in vücut ve ses uyumu ilkesini kullanmamasını eleştiriyorum.

Hamile Kadın'da Selen Domaç için fiziğinin, sahneye yakışmasının hakkını vermeli ve mutlaka çok çalışmalı diyorum.

Veba'da Alican Yücesoy, esnek ve hareketli vücut yapısı, iyi ses ve tonlamayla başarıyı yakaladığını; Ali Rıza Kubilay'ın Diego'ya can verirken oyunculuk anlayışı, artı yorumlama gücüyle sivrildiğini söylüyorum, ama ağlayarak konuşma "mood"una dikkat etmesinin, karakteri fazla köpürtmemesinin altını çizmeden de geçemiyorum.

Esra Ruşan (Victoria), sadece dışsal fiziksel gerçekliğiyle değil, her şeyden önce içsel güzelliğinin su yüzüne çıkışıyla heyecanlanmalı diyorum.

Emrah Eren'in, Nada'yı tutkulu bir heyecan, arzu, özlem ve tempolu bir aksiyonla canlandırıyor olmasını kutluyorum.

Evren Erler (Vali), Cem Sürgit (Yönetim Yanlısı), Faruk Üstün (Yargıç), Ayşe Demirel (Yargıcın Karısı), Şirin Asutay (Falcı Kadın), Ercan Koçak (Sendikacı) yeterliliklerini gayet iyi denetledikleri için bir eleştirmen olarak göneniyorum.

Serkan Öz (Balıkçı), Gülru Pekdemir (Mezarcı Kadın), Kadir Hasman (İşyeri Sahibi), Hüseyin Durak (Kasap), Yunus Emre Kılınç (Manav), Cumhur Arat (Din Görevlisi) ve Cihan İnan Bekâr (Adalet İsteyen Kadın)'ın kendilerine denk düşen içsel özlemleri başarıyla açığa çıkarmış olmalarıyla övüyorum.

Şahver Yazıcıoğlu'nu, Emre Koç'u, Sercan Yener'i, Emre Sırımsı'yı Emel Turan'ı, Ayla Kaymak'ı, Gözde Ayar'ı tempolu oyunları ve kadroyla iyi paslaşmakta oluşları nedeniyle alınlarından öpüyorum.

DEFNE ŞENER GÜNAY

Oyuncunun beklenen ya da beklenmeyen bir uyarıcıya olan tepkisini, kendiliğinden ve doğru olduğu zamanki halini bana bu kere de tattırdığı için Defne Şener Günay'a "alenen" teşekkür ediyorum.

Bunların dışında başkaca laf etmek istemiyorum.

Sadece, rejide Cem Sürgit'in neden "efemine" çizildiğini merak ediyorum.

Tiyatroda-operada insanın doğal sesinin kullanılmasından yana olduğumdan, Alican Yücesoy'un mikrofon kullanmasına sinirlendiğimi itiraf ediyorum.

Güncelleştirmek uğruna oyunun sonuna eklenen Kenan Evren'in TV konuşmasının, İkiz Kulelerin yıkılışı ve benzeri radyo-TV anonslarının oyunu ucuzlattığını ifade ediyorum.

Ha, bir de bu oyundan Camus'nün iletisini alarak çıkan varsa sevineceğimi söylüyorum.

Hatta şayet varsa, kendisine Veli Göçer'in "depremzede" evlerinden bir daire sözü veriyorum.

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim