http://www.aict-iatc.org/

SANATÇLAR SERTLEŞMENİN, HOYRATLIĞIN KARŞISINDA ‘DURAN’LARDIR

Sanat insanın içinde var olduğu dünyaya armağanıdır. Mağara duvarlarına çizilmiş resimlerden bu yana, insan, yalnız yaşarken değil, ölümün ötesinde de başka insanlara sesini duyurabilmek için yaratmıştır sanatı. Saz ozanı çalıp söylemiş, oyuncu bin bir kimliğe bürünmüş, yontucu taşa can vermiş, çömlekler dansçıların devinimiyle bezenmiştir. Sanat yaşamın ve barışın göstergesidir. Şiddet ve zulüm insanlığı ne denli alçaltırsa, sanat o denli yüceltir.

Antigone'nin, devlet erkini ele geçirme/elde tutma adına birbirine düşman olmuş iki erkek kardeşini yitirdiği Tebai kentinde -toprağa verilmesi devletçe yasaklanan- ağabeyini 'gömebilmek' için ortaya koyduğu direniş, insanca bir ortak paydayı yakalama çabasıdır. İnsanın daha iyiye, daha güzele ulaşmasını hedefliyorsa hiç kuşkusuz direniş de sanatın amacıdır. Sophokles oyununun kadın başkişisine bu nedenle 'trajik kahraman' olma ayrıcalığı tanımıştır.

Sanatta direniş örnekler saymakla bitmez. Picasso'nun, İspanya İç Savaş'ında Guernica kentinin İtalyan ve Alman uçaklarınca bombalanışının ardından yaptığı 'Guernica' (1937) tablosu 'insanın insana ettiği'ni, günümüze taşıyan yaman bir uyarı gücü oluşturmuştur. Roman Polanski'nin yönettiği 'Piyanist' (2002) filminde, II. Dünya Savaşı ortamında Nazilerce sanatından kopartılan Polonyalı Yahudi piyanist Wladyslaw Sapilman'ın, nice acılardan sonra, terkedilmiş bir evde gördüğü piyanonun tuşlarında müzikle ve yaşamla –onca baskıya ve zulme inat- yeniden buluştuğu sahne unutulabilir mi? 1992'de kuşatılan Saraybosna'da barışın simgesi, kentin yıkıntıya dönüşmüş alanlarında düzenli olarak çellosunu konuşturan –özellikle de Albinoni'nin sol minör adagio'sunu çalan- müzisyen-besteci Medran Smialovic değil midir? Ya 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana dünyanın her yerinde yaşanan acıların sesi olmuş büyük Joan Baez?

Günlerdir Taksim'de ve ülkedeki pek çok alanda, her yaştan gencin, toplumsal ve özel yaşama pratiği içinde 'özgürce soluk alıp verme' hakkı için direnişinde de sanat ön düzeydedir. Sanatçılar gençlerin yanındadır. Profesyonel/amatör küçük müzik toplulukları, dansçılar, ressamlar, karikatüristler, Boğaziçi Üniversitesi Caz Korosu, Borusan Filarmoni Orkestrası'nın bir grup üyesi, Alman piyanist Mortello, 'gergin gidişata son verilmesi' için Cumhurbaşkanı'na -bir anne ve babaanne olduğunu da belirterek- mektup yazan, piyano ustası büyük sanatçımız Gülsin Onay, dahası, şiir seslendiren, çevrelerindekine kitap okuyan Okan Bayülgen gibi oyuncular, Gezi Parkı'nda 'yalnızca' sanatlarını icra etme yoluyla direnişe sahip çıktıklarını göstermişlerdir.

Sanatçılarımız elbirliğiyle barış ortamında var olma isteğini dillendiriyorlar. Onlar sertleşmenin, hoyratlaşmanın, bilinçsiz davranışların karşısında 'duran'lardır. Olaylar boyunca yalnızca barışçıl araçlar kullanan bu sanatçıları karalama, daha da kötüsü, canlarını tehlikeye sokacak biçimde 'hedef gösterme' girişimleri hiçbir biçimde yüreklendirilmemelidir. Tiyatro ve sinema sanatçısı Mehmet Ali Alabora, çevresine sevgi yayan içtenlikli kişiliğiyle, efendiliğiyle, toplumsal duyarlığıyla bizim de oğlumuz, Brecht'in Cesaret Ana'sını çok iyi yorumlayacağını düşündüğüm, müthiş oyuncu Şebnem Sönmez bizim de kızımızdır. Sanatçı kolay olunmaz. İlle de zeka ve yetenek, ille de estetik algısı, ille de sürekli bir kendini aşma çabası gereklidir. Önce eğitmenlerin ve/ya da ustaların elinde bin bir sınavdan geçtikten sonra toplumun karşısına çıkıp, izleyenlerinin gönlünde de yer edinmiş sanatçılarımızı korumak boynumuzun borcudur.

Onlar uygarlığımızın temel taşları, özlediğimiz esenlikli geleceğin garantisidir.

(Cumhuriyet, 25 Haziran 2013)

Aysegül Yüksel

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim