http://www.aict-iatc.org/

Güzellik, egemen ideolojinin yarattığı bir söylen mi? ‘ÇİRKİN’İN REDDİ

İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun yeni oyunu 'Çirkin', 'örf ve adetlerimiz'in bekçiliğini üstlenmiş kimi basın yayın organları tarafından, oyunu anlamadan izlemiş birkaç seyircinin de yorumuna yaslanılarak, 'ahlak' kurallarını hiçe saymakla suçlandı. Gereksiz bir yaygaraydı. Çünkü oyunun merkezindeki tartışma, çağdaş dünyada çirkinlik/güzellik algısının çarpıtılmışlığı üstüneydi.

Egemen sınıflar, propaganda araçları yoluyla, insanı -baskın ideolojilere uygunluk doğrultusunda- tek tipleştirme, uyumsuz konumda kalanları ise ötekileştirme eylemini sürdürüyor. Bu amaçla kitleleri güden onlarca söylen (myth) yaratılıyor.Bu süreçten güzellik de payını alıyor.

Günümüzün güzellik söyleni, iri gözlü, dolgun dudaklı, fırlak dişli, gür saçlı, uzun boylu, sıfır beden kadınlar ile onların yanına yakışacak yakışıklılıkta ve endamda bakımlı erkekleri kutsamakta.

Kapitalist toplumlarda, kazanç çarklarını döndürecek söylenlerin/mythlerin, yaşamı ne denli denetlediği yadsınabilir mi? Roland Barthes 'Mythologies'de (1957 bu yolda üretilmiş söylenleri göstergebilimsel yaklaşımla irdelerken, 'Moda Sistemleri'nde ('System de la Mode', 1967), güzellik anlayışının, 'giyim kuşam' dünyasında belirlenen ve durmadan değiştirilen 'moda'lara bağımlı olduğuna ilişkin ipuçları sunmaktaydı.

'Güzellik söylen'leri tiyatronun da gündeminde. 1963 doğumlu Amerikalı yazar Neil Labute, ülkemizde de sahnelenmiş olan 'Şeylerin Şekli', 'Şişman Domuz', 'Zorla Güzellik' oyunlarında, neredeyse toplumsal bir zorunluk olarak dayatılan güzellik ölçütlerinin yaşamı nasıl karartabileceğini, psikolojik yaklaşımını gülmeceyle besleyerek gösteriyor.

1972 doğumlu Alman yazar Marius Von Mayenburg ise 'Çirkin' oyununda konuya damardan girmiş. Oyun, 'güzellik' olgusunun, kapitalist düzende 'satış' başarısının vazgeçilmezi sayılması konusuna odaklanıyor. Piyasaya sürülecek ürünün yaratıcısının bile –'çirkin' olduğu için- kendi buluşunun sunumunu yapmaya uygun görülmediği bir dünyadayız.

Tek bölümlük oyun 'kara dram' anlayışıyla biçimlendirilmiş. Medine Yavuz Almaç'ın, bir pano ve toplantı masasından oluşan siyah dekoru Önder Ay'ın ışık tasarımının desteğiyle çeşitli uzamların anlatımı oluyor. Mekandaki soyutlama, oyun kişilerinin –görüntülerini değiştirmeden- bir rolden bir başkasına geçiyor olmasıyla da uyumlu. 8 oyun kişisi için yalnızca 4 oyuncu kullanılması, oyunun özüne de ışık tutuyor. Çünkü gündeme herkesi 'tek tip' 'arzu nesnesi' yapabilen estetik ameliyat olgusu getirilmiştir.

Sonunda estetikçi cerrahın da ameliyat masasına yatacağı bir süreç gösteriliyor sahnede. Kadınlar oğullarının yaşıtı gibi görünüyor, erkekler de birbirinden ayırdedilemiyor artık. Bu durumda aşk, eşe bağlılık, eşcinsellik, vb kavramlar kafa karışıklığına uğrayacak, karakterler, insanların 'biricik' olmaktan çıktığı bir ilişkiler kaosuna sürüklenecektir. Gülmece boyutu keskin alaycılıkla karartılan oyunda bir karabasan canlandırılıyor. Yönetmen Metin Belgin, karabasanı, hem bölük pörçüklüğü içinde, hem de hızlı bir hareket düzeniyle bütünleyerek gerçekleştiriyor.

Oyunun dokusuna en yatkın oyunculuk kadın rollerini oynayan Simay Tuna'nın yorumlarında görülüyor. Tuna, duruşu –rolden role geçtiği için- grotesk olsa da oyunculukta doğallığını koruyor. Şamil Kafkas, teknisyen ve oğul rollerini abartıya kaçmadan farklı kılıyor. Direktör ve cerrah rollerini taşıyan Nişan Şirinyan -kara dram ortamıyla kolayca buluşmak için- daha yalın yorumlar seçebilir. Başkişi Lette'yi soluklandıran Tolga Evren de, belki biraz daha yumuşatabilir yorumunu. (Karabasan gören kişi sessiz ve çaresiz değil midir?)

'Çirkin', günümüze ilişkin söyleyeceği olan, özenle kotarılmış bir oyun.

(Cumhuriyet, 18 Mart, 2013)

Ayşegül Yüksel

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim