http://www.aict-iatc.org/

GERİLİM HATTINDA BİR SHAKESPEARE OYUNU: VENEDİK TACİRİ

'Venedik Taciri'ni Devlet Tiyatroları'ından üçüncü kez izliyorum. İzmir Devlet Tiyatrosu'nda Tunç Yalman'ın rejisiyle sunulan yapıt çağdaş Batılı bir ortamda yorumlanmıştı. Işıl Kasapoğlu'nun Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda sahnelediği oyunda ise ünlü Yahudi tefeci Shylock'u bir kadın oyuncu canlandırıyordu. Ankara Devlet Tiyatrosu'nda 2012'de Erhan Gökgücü tarafından sahneye çıkartılan, içinde bulunduğumuz dönemde de sürmekte olan yapım da –özgün metne zaman, uzam ve kişilerin cinsiyeti açısından bağlı kalınarak kotarılmış olmasına karşın- çeşitli yönlerden farklı yorumsal özellikler içeriyor.

'Venedik Taciri', Shakespeare'in en popüler oyunlarından biri olmasına karşın ozanın 'demir leblebi' metinlerinden biridir. Görünüşte komedidir. Ne ki –Shakespeare'in birçok başka komedisi gibi- trajik gizilgüç barındırmaktadır. Yorumlaması da zordur, sahnelemesi de...

İç İçe İşlenen Üç Konu

Öncelikle, oyunda üç ayrı konunun işlendiğini belirtmek gerek: Yapıta adını veren Venedikli saygın tüccar Antonio ile beş parasız ozan-asker Bassanio arasındaki sevgi/dostluk ilişkisi olaylar dizisinin başlatıcısıdır. Bassanio'nun, Belmont denen bir beldede oturan zengin, güzel ve akıllı Portia'ya evlenme önerisinde bulunmak amacıyla, yol masrafları ve armağanlar için paraya gereksinmesi vardır. Aksilik bu ya, Bassanio'nun sık sık borç para istediği sevgili dostu Antonio, o sırada bütün parasını mala yatırmıştır. Malların yüklendiği gemiler de açık denizdedir.

Tam bu noktada Shylock konusu gündeme gelir. Shylock kazancını tefecilikle sağlayan, Venedik yasalarına göre 'yabancı' konumundaki bir yahudidir. Venedikli beyaz hristiyanlar dünyasında 'Öteki' sayılan Shylock, faizle borç para verdiği için Antonio tarafından ötedenberi aşağılanmaktadır. (Antonio Venedik'te eli açıklığıyla ünlüdür.) Bu nedenle Shylock Antonio'dan nefret eder. Bu duygu, mahkeme sahnesinde korkutucu boyutlara ulaşacaktır. Öte yandan, tefecinin paragözlüğü ve insansevmezliği kendi kızı Jessica ve uşağı Launcelot Gobbo tarafından dile getirilmektedir. Shakespeare oyunun ilk yarısındaki sahnelerde, Shylock'u hem bir 'Öteki' olarak 'mağdur' konumda, hem de baba ve efendi olarak 'zalim' konumunda göstermiştir. (Paralarını ve değerli taşlarını çalan kızının ardından, 'keşke kızım ölseydi de, taşlarım gitmeseydi' diye bağırdığı da anımsanmalı.) Bu nedenle, yahudi tefeci oyun boyunca bir yandan eleştirimize hedef olacak, kimi zaman da yanında yer aldığımız bir karakter olacaktır. Humanist Shakespeare, her zaman olduğu gibi 'insan'ı tüm boyutlarıyla mercek altına almaktadır.

Bassanio'nun yolculuğu için Shylock'tan borç para alınmasıyla Antonio'nun 'trajik' yolculuğu başlar. Taraflar arasında yapılan senede göre borç zamanında ödenmezse, alacaklı Shylock, borçlu Antonio'nun bedeninden yarım kiloya yakın et kesecektir. Böyle bir koşula uyan Antonio'nun, öncelikle Bassanio'ya olan aşırı sevgisi, sonra da güçlü bir tüccar olarak kendine duyduğu aşırı güven, 'trajik zayıflık' olarak belirginleşmektedir. Çünkü karakterindeki bu iki zayıf nokta onu 'trajik yanlış'a sürükleyerek senetteki koşulları kabul etmesine neden olmuştur. Antonio, oyunun son aşamalarına dek, yaptığı yanlışın bedelini ödeme durumuyla yüzyüze kalacak, ünlü 'mahkeme sahnesi'nin sonuna dek, oyundaki 'trajik gizilgüç'ün anlatımı olacaktır. Böylece Antonio'nun 'ticarette kendine aşırı güven'i ve 'erkek arkadaşına sahip çıkmada aşırıya gitme'si onu kaygıyla izlememizi sağlar.

Üçüncü konu ise feodal düzenin erkek-egemen dünyasında, istediği erkekle evlenme şansına sahip olmayan kadınların mutsuzluğudur. Portia'nın zengin bir adam olan babası, ölümünden önce hazırladığı vasiyetnamede, kızı ile evlenmek isteyenlerin, altın, gümüş ve kurşundan yapılmış üç kutudan, içinde kızının resmi olanı seçmesi koşulunu getirmiştir. Bu sınav yoluyla kızının ve servetinin geleceğini doğru insana bırakabileceğini düşünmüştür. Oysa kişilikli bir genç kız olan Portia gönlünü çoktan kaptırdığı Bassanio'yu seçmiştir bile. Ne ki gençlerin buluşması ancak doğru kutunun seçilmesiyle gerçekleşebilecektir.

Shakespeare, Portia karakteri aracılığıyla, Elizabeth dönemi toplumunda düşünme yetisine ve ahlak algısına güvenilmeyen 'kadın' cinsini de hümanist gözle incelemekte, kadınların da akıllı, sağduyulu ve ahlaklı olma yetilerini gündeme getirmektedir. (Bu noktada Shakespeare'in, genel olarak kadınların erkeklerden daha aşağı düzeyde olduğu varsayıldığı bir dönemde Kraliçe Elizabeth gibi olağanüstü bir kadının ülkeyi yönetmesiyle ortaya çıkan çelişkinin de bilincinde olduğu görmezden gelinemez.)

Böylece oyunda işlenen üç konu bir araya getirilir. Ana olay dizisi, oyunu başlatan ve noktalayan Antonio-Bassanio-Portia öyküsü, yan olay dizisi ise oyunun üçüncü sahnesinde başlayıp sondan üçüncü sahnesinde noktalanan Shylock öyküsüdür.

'Gerçeklerin Uzamı'ndan 'Düş Uzamı'na

Shakespeare, bu konuların işleneceği olay dizilerini belirlerken oyunu için seçmiş olduğu iki ayrı uzamı iki farklı boyutta değerlendirir: Belmont, tüm isteklerin gerçekleştiği, tüm yaşananların güzele boyandığı bir 'düş uzamı', bir 'masal ülkesi'dir. Bu uzamda her çeşit mucize gerçekleşir. Bassanio gibi yakışıklı delikanlılar doğru kutuyu seçip mutluluğu yakalarken, akıllı, incelikli, esprili olmayanlar, soylu olsalar bile gülünç duruma düşer. Bu uzamda, doğa güzelliğinin de katkısıyla romantik ilişkiler gündemdedir.

Para gücünün egemenliğindeki ticaret kenti Venedik ise toplumsal yaşamda acımasız yasaların geçerli olduğu 'gerçekler uzamı'dır. 'Trajik' duyarlığı, 'komik' duyarlığına oranla çok daha ön düzeyde olan Shakespeare, günün modasına uymak için yazdığı güldürülerde, olayları tatlıya bağlamak için, karakterlerini sıklıkla, özgürlüğe ve mutluluğa olanak tanımayan, hoşgörüden yoksun 'toplumsal uzam'dan uzaklaştırıp, 'düş uzamı'na taşır. 'Venedik Taciri'nde de Shylock'un öyküsü, acımasız toplumsal uzamda (Venedik'te), karakterin yoğun bir mutsuzluğa terkedilmesiyle noktalanırken, genç çiftlerin kavuşması düş uzamında (Belmont'ta) gerçekleşir. Dahası, Antonio ölümden kurtuluşunu da Belmont'tan gelenler sağlar.

'Trajik Gizilgüç'ten 'Komedi' Düzlemine Geçiş

Daha oyunun ilk satırında –nedensizce- 'kederli' olduğu belirlenen Antonio, herkesten çok sevdiği Bassanio'nun, Portia'nın parası ve güzelliği uğruna yollara düşmesine besbelli içi kan ağlayarak aracı olmuştur. Bir süre sonra da mal yüklü bütün gemilerin battığı haberiyle sarsılacak ve senedi ödeyemediği için de mahkemede Shylock'un eline düşecektir. Antonio'nun konumunda gözlemlenen trajik gizilgüç, Bassanio'nun Venedik'ten ayrılışının anlatıldığı 'veda sahnesi'nde, Shylock'un bedeninden et kesme hakkını kullanacağı mahkeme aşamasına gelindiğinde, kendisini sürünün 'en zayıf', 'yok olması en önce gerçekleşecek' kişisi olduğunu söylediği, ya da Bassanio'ya, 'öleceğim diye üzülme, kader bana iyi davranıyor, yaşlılığın sefaletiyle hiç karşılaşmadan, delikanlı olarak öleceğim' dediği, trajedilere özgü 'acı çekme' sahnesinde belirlenir.

Ne ki Antonio tam Shylock'un bıçağının ucunda can vermeye hazırlanırken, düş uzamı Belmont'tan katı gerçeklerin uzamı Venedik'e gelen –hukukçu kılığındaki- Portia ve Nerissa tarafından yeniden yaşama döndürülür. Antonio'nun öyküsü böylece trajik boyuta ulaştırılmadan, komedi düzlemine geçirilmiş olur. Oyun noktalanmadan önce de gemilerinin hiçbirinin batmadığı, mallarının tümünün güvende olduğu anlaşılır.

Venedik'te İki Mutsuz Adam

Ne ki, Belmont Antonio için geçici bir uzamdır. Bassanio'ya, onun borcunu ödemek için yaşamından vazgeçtiğini, mahkeme sahnesine ulaşan sahnelerde sık sık yineleyen Antonio, dostlukları sürse de, arkadaşını yitirmiş sayılır. (Evli erkek, bekarlık dönemindekinden farklı bir yaşama adım atmıştır.) Oyunun ilk sahnesinde, Bassanio'nun gelmesiyle, yanındaki arkadaşlarının onları yalnız bırakmak için uzaklaştığı bir ortamdan, oyunun son sahnesinde, Bassanio'yu Portia'ya emanet etme noktasına gelen Antonio, oyun ötesinde de Venedik kentinin 'kederli' adamı olmayı sürdürecektir. Öyle olmasa, Shakespeare oyununun adını 'Venedik Taciri' koyar mıydı?

Shylock da, tıpkı Antonio gibi, Venedik uzamının insanıdır. Shylock da 'kazanan' değil, 'yitiren'dir. Antonio'ya borç vermesinin ardından, Lorenzo'ya kaçan –dinini de değiştirerek 'Öteki' olmaktan kurtulma peşindeki- kızı Jessica'yı, Bassanio'ya kapılanan uşağı Launcelot Gobbo'yu, kızının çaldığı paraları ve değerli taşlarını yitirir. Oyunun sonunda ise yalnız malından mülkünden değil, dininden de olacaktır. Beyaz hristiyanlar ülkesinde aşağılanmanın sıfır noktasına ulaşmış, kimliğini bile terketmeye zorlanmıştır. Karakterindeki olumsuz özelliklere ve Antonio'ya duyduğu nefret nedeniyle cinayetin eşiğine gelmesine karşın, bir 'insan'dır Shylock. Mahkeme sahnesinin sonunda, salondaki beyaz hristiyanların tümünün 'Yahudi'yi –yasal dayanaklarla olsa da- soyup soğana çevirmek için işbirliği yapması, pinti ve sevgisiz bir adama 'ibret dersi' vermenin ötesine geçer, 'Öteki' olanın ezilip yok edilmesiyle yaşanan 'üstünlük' duygusunun anlatımı olur.

Bu durum, Shylock'un oyunun merkezinde yer alan ünlü 'Yahudi de Hristiyan gibi insandır'(III, i) tiradındaki, 'biz öç almayı sizin sunduğunuz örnekten öğrendik' sözlerini haklı çıkarmaktadır. Söz gelimi, temel amacı, Bassanio'nun sevgili arkadaşı Antonio'yu kurtarmak olan Portia, mahkemede bu amacı gerçekleştirmekle kalmaz, ezberlediği hukuk bilgilerini kullanarak, Shylock'un elinde avucunda kalanı da almaya yönelir. Böylece erkek-egemen dünyaya yaranmaya çalışırken, yalnız erkek taklidi yapmakla kalmaz, beynini ve ruhunu da erkekleştirerek sevimsizleşir. Böylece, Shylock'u hristiyan olmaya zorlayan Antonio'dan farkı kalmaz. Kısa bir süre önce baba baskısından yakınan Portia, Venedik uzamının acımasız koşullarında kadın olma inceliklerini yitirmiştir. Düş uzamı Belmont'a dönüşünde ise 'yüzük' hilesiyle, Bassanio'dan kendisine yaşam boyu bağlı kalma sözü alışı, kazanılmış kadın haklarının göstergesi değil, erkek-egemen dünyaya karşı çıkmanın tek yolu olan 'kadın kurnazlığı'nın utkusudur.

Kara-Komedi Dünyasında Yorum Çeşitliliği

Sonuç olarak, hiçbir oyun kişisinin bütünüyle 'sevimli' olarak çizilmediği, bir kara-komedi dünyasında dolaştırır bizi Shakespeare. İzleyene ne trajik duygu yoğunluğu yaşatan, ne de güldürerek ferahlatan, tam tersine tehlikeli gerilim hatlarında dolaştıran bir oyundur 'Venedik Taciri'. Oyunun bütün boyutlarının inceden inceye işlenerek, tüm zengin çağrışım alanları gözetilerek sahneye çıkartılması bu problem-metnin sunduğu seyirlik keyfin tam hakkını verecektir.

Oysa, yönetmenler çoğunlukla oyunun belirli bir yanına odaklanan yorumları yeğliyorlar. Söz gelimi, oyunun bir yurtdışı yapımında, 'mahkeme sahnesi'nin sonunda Shylock kalp krizi geçirerek ölüyor. Tefecinin cansız bedeni, Belmont'taki sahneler bitip de oyun noktalanıncaya dek sahnede kalıyor. Böylece, yan olaylar dizisinin kahramanı Shylock oyunun tümüne egemen kılınmış oluyor.

Erhan Gökgücü'nün Performans Metni

Benzer bir odaklanmayı Erhan Gökgücü'nün Ankara Devlet Tiyatrosu yapımının yorumunda izliyoruz. Gökgücü, Hitler döneminde, Yahudi Shylock'un olumsuz yanlarını ön düzeye alıp, Shakespeare'in de kendileri gibi düşündüğünü ileri sürerek övünen Nazi yönetmenlerin yaklaşımının tam tersine yönelmiş. Gökgücü'nün performans metninde, beyaz hristiyan çoğunluğun 'öteki'lediği 'ezilmiş azınlık' öne çıkartılmış. Tamer Levent'in yumuşak yorumuyla yoğrulan Shylock tonton bir paragöze dönüştürülürken, karakterin katı, sevgisiz, acımasız yanları epeyce törpülenmiş. Oyunun öteki kişileri de boyut yitirmiş. Antonio, yan yana geldiklerinde Bassanio'ya sırnaşmadan edemeyen bir eşcinsele, Portia ve Nerissa iki şımarık, sosyetik kıza, öteki gençler ve uşak Gobbo da soytarılık dozu yerinde tiplere dönüşmüş. Böylece beyaz hristiyan toplumun duyarsızlığı ve baskı gücü bir oranda karikatürleştirilirken, merkeze 'sevimli'leştirilmiş Shylock'un dramı yerleştirilmiş. Bir başka deyişle, pek çok yönetmen gibi Erhan Gökgücü de seçimini Shylock'tan yana yaparak, günümüzdeki Hristiyan Kulübü'nün ırkçı duruşuna gönderme yapmış. Gökgücü'nün bakış açısına katılırım. Ne ki, bu yolda Shakespeare karakterlerinin boyut yitirmesinin sakıncaları da görmezden gelinemez.

Gökgücü, oyunu istediği odak noktasına yerleştirmek için metni adamakıllı budamış. Özgün metnin, çeviride zaten önemli oranda yitip giden sözel zenginliğinden ödün verilince de, oyunun her anına ince ince nakışlanmış armonik yoğunluk yok olmuş, geriye yalnızca melodik çizgide ilerleyen olaylar kalmış. Sonuç olarak da, masal ülkesi Belmont'un herşeyi güzele boyayan romantik dokusu seyrelmiş, Antonio'nun 'kederli' kişiliği vurgusunu yitirmiş, o çok uzun mahkeme sahnesini besleyen trajik gizilgüç ortadan kalkmış. Shylock'un ünlü 'Yahudi de insandır' tiradı da yapımdaki yorumlanış biçimiyle, beklenen etkiyi yapmıyor. Sanki ünlü aryaların söylenmediği ya da söylendiğinin farkına varılmadığı bir opera yapıtının seyirlik ortamında izlenmektedir oyun.

Antonio'ya yakıştırılan eşcinsellik eğilimine gelince... Shakespeare'in oyunlarını yazdığı dönemde İngiltere'de eşcinsel ilişkilerin yasaklandığını, çünkü monarşik düzenin güçlenmesi için evlilik kurumunun yaygınlaşması gerektiğini yeni-tarihselciler söylüyor. Shakespeare'in Antonio'da –platonik düzeyde olsa da- eşcinsel bir eğilimi imliyor görünmesi bu yasağa karşı bir gönderme olabilir. Ne ki, kadınların, erkekler düzeyinde 'insan' sayılmadığı bir dönemde, bir erkeğin kendini beğendirmek istediği kitle yine erkeklerdi. 'Erkek arkadaşlığı' ise tarihin pek çok döneminde olduğu gibi Shakespeare döneminde de kutsallaştırılmış bir olgudur. 'Silah arkadaşlığı'ndan başlayıp 'centilmenlik' kodlarına dek uzanan, onur duygusunun ön düzeyde olduğu bir bağlılık biçimi... Özgün metinde yansıyan Antonio-Bassanio dostluğunda bu tür bir bağlılığın da söz konusu olduğu göz ardı edilmemeli.

Yorumlanış biçimini yadırgasam da 'Venedik Taciri' dönemin özenli yapımları arasında yer alıyor. Can Atilla'nın müziği, Şükrü Kırımoğlu'nun ışık tasarımı Shakespeare'in dünyasına doğru kapılar açıyor. Ali Cem Köroğlu'nun giysi tasarımı da öyle. Dekor çalışmasıyla sahne geçişlerini son derece işlevsel bir düzene oturtmayı da başaran Köroğlu'nun tasarımının uygulama aşamasında bir sorun çıkmış olmalı; oyunu izlediğim gün, sahne değişimlerinde dekorlar sallanıyordu.

Kalabalık bir sanatçı ekibinin katkısıyla gerçekleşen yapımda sergilenen oyunculuk genellikle tipleme düzeyinde yorumlardan oluşuyor. Shylock'u canlandıran deneyimli sanatçı Tamer Levent ise baştan sona Gökgücü'nün yorumuyla uyumlu bir oyunculuk sunuyor.

(SAHNE Dergisi, Ocak-Şubat 2013)

Ayşegül Yüksel

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim