http://www.aict-iatc.org/

“Toplu Hikâyeler”

"Hikâyenin neye dayandığı önemli değil, yeter ki iyi bir hikâye olsun..."– dahası, "Bütün yazarlar yağmacıdır. Malzeme bulmak için komşunun çöpünü bile karıştırırız, hiç utanmadan elimize ne geçerse didikleriz."

Ünlü öykü yazarı Ruth Steiner'in üniversitede öğrencisi olan yeni yetme Lisa Morrison'a "yaratıcı yazarlık" konusunda verdiği bu ipuçları, hocasının her söylediğini sünger gibi emen genç yeteneğin belleğinde iyice yer edecektir!

Pulitzer ödüllü "Dostlarla Akşam Yemeği" oyunu ülkemizde de gösterilmiş olan Donald Margulies, ABD Yale Üniversitesi'nde tiyatro yazarlığı dersleri vermekle, bu tür entelektüel ortamlardaki havayı yakından biliyor... Bu bağlamda gerek hoca/öğrenci ilişkilerini veya mentor/takipçisi arasında belirebilecek sorunları, gerekse yazın dünyasında tartışılan nice konuları (örneğin, öykü mü daha değerli, roman mı?!) bir çeşit çerçeve (veya "hardware") olarak kullanırken, kişisel/ruhsal/davranışsal öğeleri de (ki bunlara da "software" desek?) "Toplu Hikâyeler" oyununa inceden inceye işleyerek, keyifli bir seyirlik için güzel bir temel hazırlamış.

İki kişiden altı sahnede altı yılın öyküsü...

Oyunun özgün şekli, üçer sahneden oluşan iki perde olarak tasarlanmış olmakla birlikte, Kadriye Kenter'in yönetiminde altı sahneyi art arda izliyor ve aralarında oldukça kısa sürelerde her iki oyuncunun (Ruth rolünde kendisi ile Lisa olarak Defne Halman'ın) kıyafet değiştirme hızını da ayrıca alkışlıyoruz! Altı yıllık bir dönemi içeren beş sahnenin her biri, Lisa'nın yaşamındaki birer yeni gelişmeyi ortaya koydukça, Ruth'un da bunlara karşı tepkilerine tanık oluyor, beşincisinin hemen ardından gelen son sahnede ise oyunun çarpıcı finalini yaşıyoruz. Akıllıca kurgulanmış, daha sonraki gelişmelere yönelik kısa "tüyo"lar içeren, anlamlı metaforların uçuştuğu, zekice yerleştirilmiş sözcük oyunlarıyla dolu, tam anlamıyla profesyonelce kotarılmış bir metin var karşımızda; Defne Halman ile Balam Kenter'inçevirisine de diyecek pek bir şey yok (sahi – niye "hikâye" de, dilimize artık on yıllardır yerleşmiş "öykü" değil?!).

"Toplu Hikâyeler" bir usta/çırak ikilemini işliyorsa da, ne bir "Pygmalion" kadar ayrıntılı ve didaktik, ne de "Oleanna" veya "Educating Rita" oyunları gibi hareketlidir – ve cinselliğe de hemen hemen hiç değinmiyor. İzlediklerimizin iki satırlık özeti, başta çekingen/sakar/heyecanlı bir öğrencinin oyunun başında hocasına taparken, daha sonra asistanı, yoldaşı, Türkiye'de "manevî kızı" da denilebilecek arkadaşı, ancak gittikçe de rakibi ve sonunda düşmanı olmasıdır... Altıncı sahnede Lisa "Hayatlarımız kesişti. Yaşantılarımız birbirine karıştı. Ben, senin benim ve karşılaştığım diğer insanların yaşantılarının toplamıyım" derken, bunu bir savunmadan çok, bir durum değerlendirmesi olarak sunuyor.

Kendisini niye savunsun ki Lisa? Ruth'un ona bir ara söz etmiş olduğu ilk aşkını, 1950'lerin Greenwich Village sanatçı barlarında tanıştığı, taptığı, neredeyse kölesi olduğu ünlü şair Delmore Schwartz ile birlikteliğini ilk romanı için malzeme yaptığı için! Her ne kadar mentoru "Bazı şeylere dokunulmaz..." gerekçesiyle kendi aşkını hiçbir zaman kitap sayfalarına dökmemişse, Lisa'ya vaktiyle anlatılacak bir öyküsü varsa, onu hiç çekinmeden "sonuna kadar" anlatmasını söylememiş miydi? İşte – hoca önerdi ve öğrenci uyguladı..! Peki, bunu yaparak bir "casus", bir "hırsız" mı oldu? Margulies'in, adeta bir soğanı soyar gibi yavaş yavaş oluşturduğu ve oyunun final sahnesinde ayrıntılı biçimde irdelediği bu konu, aslında tüm görsel sanatları kapsayan önemli etik bir sorunsalı ortaya koyuyor...

Ancak buraya gelirken, her iki oyuncuya da bazı çetin sahneler de yüklenmiyor değil. Oyunun iki zirvesinden söz edebiliriz. İlkinde (ki, özgün oyunda birinci perdenin sonudur) iki kadının karşılıklı ilişkileri kırılma noktasına varıyor – ve kanımca oyunun en güzel sahnesi budur: Ruth'un ilk "kıskançlık" çıkışında "Başarının beni tehdit edeceğini mi düşündün?" demesi ileLisa'nın bunu zekice geçiştirmesinin ardından gelen oldukça uzun sessizlik, gene Lisa'nın Ruth ile şair Delmore Schwartz arasındaki kırk yıl önceki ilişkiyi sormasıyla bozuluyor. Bu kırılma noktasından sonraki çözülme ile iki kadın sırdaş ve dost olurken, gerek Kadriye Kenter'in, gerekse Defne Halman'ın böylesine bir duygular yumağını çok başarılı biçimde sahneye taşıdıklarını söyleyebilirim. Öte yandan, bu dönüm noktasının ardından yönetmenin niye "perde" demediğini bir türlü anlamadım!

Perdenin önünde, arkasında ve altındaki(ler)...

Dördüncü sahnede iki yazar arasındaki denge durumunun önce değişmesi ve daha sonra gelen oyunun ikinci zirvesi, Kenter/Halman ikilisinin oyun başarısını perçinleştiriyor. Bu kez Ruth'un yazdığı son öykü hakkında Lisa'nın yorumunu sorması ve ardından kıskançlık öğesinin yeniden ortaya çıkması, Ruth'un asıl sıkıntısını gösterecektir: Lisa'nın önünde koskoca bir hayat var, kendisi ise daha çok geçmişte yaşamaya mahkûm – maddî ve manevî olarak!

"Collected Stories"in gerek Broadway, gerekse Londra sahnelerinde casting ağırlığı Linda Lavin, Helen Mirren veya Lynn Redgrave gibi önemli sanatçılarla Ruth'a verilmişse de, Kenter Tiyatrosu'nda izlediğimiz Defne Halman'ın "starring" öğesinde hiç de geride kalmamasıyla, sağlıklı bir oyuncu dengesinin sağlandığını açıklıkla belirtebilirim. Bu bağlamda, hangi oyuncunun daha çok empati sağladığı, tamamen izleyicilere bırakılmış oluyor – ve kanımca, yazarın amacı da buydu.

İzlediğimiz yorumda Osman Şengezer'in sahne tasarımını beğenmediğimi belirtmeliyim... Oyunda birkaç kez altı çizilen Ruth'un dağınıklığı göz önünde bulundurulduğunda, oldukça düzgün biçimde görünen çalışma odası pek yavan kalıyor; Alev Topal'ın ışık düzeni de gerektiğinden fazla parlak – ona karşılık (belirtilmemiş olmakla birlikte, gene Şengezer üstadımızın tasarımı olduğunu varsaydığım) giysiler, özellikle Lisa'nın yeni kitabını bir toplantıda sunduğu beşinci sahnede giydiği elbisesi pek güzel! Bundan öte, daha önce de belirttiğim gibi, her iki oyuncunun sahneler arası giysi ve (Halman'ın peruk) değiştirme hızında kendi başarılı devingenliklerini destekleyen sahne arkası yardımcılarına da özel bir alkış hakettiriyor (geçtiğimiz yüzyılın başlarında varyete sanatçılarının sık sık başvurduğu bu eyleme, sahne sanatlarında "transformisme" denmiyor muydu?). Seçilen sahne müziklerine de diyecek yok – her ne kadar öykünün geçtiği 1990'lardan daha çok Delmore Schwartz'ın son yıllarını geçirdiği dönemin hareketli caz tınılarını içeriyorsa da...

"Schwartz" demişken – kısa bir internet araştırması bile, bu bahtsız şair ve öykü yazarının gerçek yaşamını ilgi duyanlarınızın önüne serecektir. Donald Margulies gibi Doğu Avrupa kökenli bir Amerikan Yahudisi olan Delmore Schwartz, daha genç yaşta ülkenin ses getiren yazarları arasında girmişti. Tıpkı oyundaki Lisa gibi ebeveyninin evlilik sorunlarını konu edinen ilk öyküsüyle öne çıkmasına karşın, aşırı alkol tüketimi ve akli dengesinin bozulması sonucu 1966 yılında tek başına yaşadığı bir otel odasında daha 52 yaşındayken öldüğünde, cesedi iki gün boyunca teşhis edilememişti.

İşte, neredeyse efsaneleşmiş bu çizgi dışı, yakışıklı, yazdıklarının dışında Greenwich Village barlarında dostlarının akın ettiği sohbet toplantıları düzenlemiş olmasının yanı sıra, aralarında Princeton gibi saygın üniversitelerinde de okutmanlık yapmış, Nobel ödüllü Saul Bellow'un "Humboldt's Gift" roman başkahramanına ilham olmuş Schwartz'ı düşsel iki kadın yazarın arasına yerleştirerek, ona adeta "perdenin altında" değişik bir anıt dikiyor Donald Margulies... Yahudi mizahının o eşsiz kelime oyunlarından veya eğretilemelerden (metaforlardan) da bolca nasibini alıyor, bu konulara ilgi duyan izleyiciler – oyunun sonunda Ruth, Lisa'ya "Giderken çöpü çıkar, torba akıyor.." demesi gibi; veya ilk sahnenin hemen başında, ona "kapım sana açık" dercesine dairesinin anahtarını camdan aşağıya atmışolmasına karşın, altı yıl sonra "Ne zamadır kapını zincirliyorsun?" sorusuna "Sadece hırsızları beklediğimde" yanıtını patlatırken!

Özetle, edebiyat çevreleriyle ince ince dalga da geçmesini bilen bu zekice kotarılmış oyunda bir yandan yazın dünyasına ait etik kurallara yönelik iletiler ile karşı karşıya kalıyoruz – öte yandan da dört dörtlük bir sahne performansıyla..! Hiç kuşku yok ki, "Toplu Hikâyeler" bu sezonun başarılı yapımlarındandır...

"Tiyatro... Tiyatro..." Dergisi, Şubat 2013

Robert Schild

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim