http://www.aict-iatc.org/

Varan biiir

uzl1

Ebru Nihan Celkan'ın yazdığı, Sumru Yavrucuk'un yönetip oynadığı "Kimsenin Ölmediği bir Günün Ertesiydi" başladı. Mevsim başında Kumbaracı50'nin bu yıl içinde gerçekleştireceği etkinliklerden söz ederken, "Kumbaracı 50'de Altıdan Sonra Yapım'ın sunacağı '6 Üstü Oyun' heyecan veren bir proje. Altı yazarın altı oyunundan oluşan projede Aralık'tan başlayarak her ay bir oyunun prömiyeri yapılacak. Ayşe Bayramoğlu, Civan Canova, Ebru Nihan Celkan, Mirzâ Metin, Yeşim Özsoy Gülan ve Yiğit Sertdemir'in, "Bugün" teması çerçevesinde yazdıkları bu tek kişilik oyunlar duayen oyuncular tarafından sahneye taşınacak. Tüm oyunların dekor ve kostüm tasarımını Başak Özdoğan'ın gerçekleştirdiği projenin ilk oyunu Ebru Nihan Celkan'ın yazdığı 'Kimsenin Ölmediği bir Günün Ertesiydi olacak'. Bu oyunu Sumru Yavrucuk yönetip oynayacak," diye yazmıştım.

Projenin genel sanat danışmanı Yiğit Sertdemir de, projeyle ilgili olarak Cansu Fırıncı'ya verdiği röportajda, "6 Üstü oyun projesi yazar odaklı bir proje. Altı yazar 'bugün' teması ile altı tek kişilik oyun yazacak. Bizi buluşturan tek şey, itici güç, 'bugün' sözcüğü. Hayatı yeniden yaratmaya çalışırken buradan ve bu gözle bakmaya ihtiyacımız var. Zor ve tehlikeli bir sezon bekliyor hepimizi. Çok dikkatli ve hassas davranmalıyız. Tüm ipliklerin pazar çıkması gerekiyor. Otosansür yapmadan, taviz vermeden bir sezon geçirmemiz gerekiyor. Seyircilerin talep etmelerini, hesap sormalarını diliyorum. Biz de "bugün" teması deyip plajda iki deniz kabuğunun sohbetini yazarsak bizden de hesap sorsunlar! 'Bugün' yoksa oyunda onun da hesabını sorsunlar," diyordu.

İşte o gün geldi çattı. Oyunun duyarlı yazarı Ebru Nihan Celkan'ın, "Bu oyun insanlığımızın trans bir kadınla imtihanıdır," diye tanımladığı oyun başladı.

uzl2

Bir travestinin bir gününü aktaran oyun, aslında bütün travestilerin, bütün transların bütün günlerini ve tüm yaşamlarını anlatıyor. En içten, en örtüsüz, en gerçek haliyle. Hemen her gün haberlerde o insanlardan birinin, hem de bi köşede değil, ortalık yerde, göz önünde öldürüldüğünü öğreniyoruz. Bu duygu frekansındaki kişileri "sapık" olarak nitelemekten bir türlü kurtulamayan saldırgan ya da mahcup büyüklerimizin dümen suyundaki yargıçların da aynı yaklaşımla katilleri bir alınlarından öpmedikleri kalıyor. Yakında o katillerin de ellerinde bayrakla karakol pozları yayınlanırsa hiç şaşmayacağım. Projenin "bugün" dediği de işte tam bugün.

Oyunun baş/tek kişisi Umut. Yazar Celkan bu adı başka oyunlarında da kullanıyor. Askere gidenin adı da Umut, gidemeyenin de. Bu ad, güzel günler göreceğimiz umudunu tutuşturduğu için, kimsenin ölmediği bir güne tarih düşülmesini gereksiz kılan günlere olan umudumuza kıvılcım tuttuğu için ne iyi bir seçim. Celkan'ı oyunun incelikli metninin yanı sıra bu yaklaşımı için de kutluyorum.

Kumbaracı50 salonunun sınırlı olanaklarını çok iyi kullanan, oyunu sokakla da buluşturan, yokuş halkıyla el tutuşturan mekân tasarımı Başak Özdoğan'ın başarısı. İsmail Sağır'ın ışık tasarımı, minik bir fırça darbesi gibi Gencebay'ın tek kuplesiyle koca bir kesimi simgeleyen Berrak Artemiz'in müzik/ses tasarımı oyuna katkısı olan bir çalışma. Bambaşka bir dünyayı gözlerimizin önüne getiren fotoğrafları için James Hughes'a koca bir alkış. Dramaturjide ve rejide Yavrucuk'un yardımcısı olan Onur Coşkun'u, beden diline katkısıyla İlyas Odman'ı da unutmuyoruz tabii.

Bir oyunda oynayan oyuncunun aynı zamanda yönetmenlik yapması çok kıl testere denge isteyen bir risktir. Bir dış göz olmadan, oyuncunun karaktere bürünmesi zordur. Hele de basmakalıp olmayan böyle bir rolde. Ama Sumru Yavrucuk oyunculuktaki müthiş yorumunun yanı sıra çok da başarılı bir yönetmen olduğunu kanıtladı bu oyunla. Bir söyleşide, "Seyirciler Umut'u sevsin istiyorum. Burada tanık oldukları şeylerden etkilensinler ve şu kapıdan farklı çıksınlar," demiş. Bunu da hakkıyla başarıyor. Oyunun bence en güzel cümlesi, sevdalandığı çocukla bakışmasını, o delikanlının Umut'un gözlerine bakışını anlattığı sözler: "Gözlerim o zaman ilk defa benim gözlerim olmuştu."

Evet, oyun başladı. Başladı ne kelime; tozu dumana kattı, hepimizi savurdu bir yana. Şamar gibi indi suratımıza, ığıl ığıl aktı yüreğimize, öfke oldu, hüzün oldu, burdu içimizi.

Beşi bir yerde değil de, altısı bir yerde olacağına yürekten inandığım bu projeyi tasarlayan ve projenin genel sanat danışmanlığını yapan Yiğit Sertdemir, teşekkürler sana.

Tiyatro Terminal'in Zengin Aralık Programı

Çalışmalarını İzmir'de sürdüren Tiyatro Terminal, Aralık'ta üç oyunla seyirci karşına çıkıyor. Oyunlardan biri, Özlem Lale'nin "Zamora Binası Soruşturması" adlı oyunu. 21.yüzyılın önemli fotoğrafçılarından ve devrimcilerinden olan Tina Modotti'nin, Meksika'da sevgilisi Julio Antonio Mella'nın öldürülmesinin ardından suçlanmasını ve ev hapsinde tutulduğu süreci anlatıyor. Pablo Neruda'nın "Tina Modotti, kız kardeşim, uyumuyorsun, hayır, uyumuyorsun, belki duyuyor yüreğin dünkü gülün büyüdüğünü, günün son gülünü, o yeni gülü. Kız kardeşim, rahat uyu," diye andığı Modotti'yi Jülide Derya canlandırıyor. İbrahim Güngör'ün yönettiği oyunun diğer oyuncuları Batuhan Köksal ve Hürkan Ünal.

Ama bu noktada bir an durup çuvaldızı ya da iğneyi batırmak isterim doğrusu. Bu günlere gelmemizde, bu hazımsızlığa varmamızda yıllar yılı tiyatrolarda, filmlerde, televizyon skeçlerinde komik unsur diye ortalığa bir kırıtkanı salıverenlerin hiç mi sorumluluğu yok? O cinayet haberlerini duyunca, yanlış bedende doğmuş insanları "insan dışı" gibi göstererek alay konusu yapan, aşağılayan, dışlayan, yok sayan yaklaşımı sahnelerde, perdelerde canlandıran oyuncularının yüzleri kızarmaz mı hiç? En büyük, en tehlikeli, en insan dışı, dünya ve tüm toplumlar için en zararlı sapıklığın beyindeki olduğunu ne zaman anlayacağız acaba? Al baştan anatomi öğretmek mi gerekiyor insanlara?

uzl3

Balkan coğrafyasının ünlü yazarlarından Hristo Boyçev'in "Albayın Karısı" adındaki savaş konulu traji-komedisi. Soğuk Savaş sonrası Balkanlarda başlayan dağılma sürecini irdeleyen oyun Hüseyin Hüseyin Mevsim'in çevirisi, İbrahim Güngör'ün rejisiyle hazırlandı. 26 Aralık'ta izlenebilecek oyunda Burak Özhan/Hasan Demirci, Esra Tarhan, Hürkan Ünal, Ozan Gökmen, Batuhan Köksal, Julide Derya, Julide Kara, İbrahim Güngör, Öncel İnanlı rol alıyor.

Türk Edebiyatının önemli şairlerinden Edip Cansever'in aynı adlı ırmak şiirinden Burak Özhan'ın sahneye uyarladığı "Ben Ruhi Bey Nasılım" adlı oyun, konakta yetişmiş kentsoylu Ruhi Bey'in, yalnızlaşmış, yabancılaşmış bireyin trajedisini varoluşsal bir düzlemde, ölüm-yaşam paradoksu içinde iletir. 22 Aralık günü izlenebilecek oyunun yönetmeni Necmettin Amaç. Oynayanlar Burak Özhan ve Jülide Derya.

Tiyatro Terminal'in oyunları, Ege Sanat Merkezi'nde yer alıyor. Rezervasyon ve bilgi için: 0232 323 21 02.

Seçkin Selvi

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim