http://www.aict-iatc.org/

"In-Yer-Face" tiyatro türü, Türkiye'ye artık iyice yerleşti... (3)

Hiç kuşku yoktur ki, 2005/2006 sanat mevsiminin "tiyatro olayı", İstiklal Caddesi No. 303'deki asırlık Mısır Apartmanı'nın dördüncü katında bir avuç yürekli sahne emekçisinin bir yıl önce kurmuş olduğu "dot"dur... Bu yenilikçi topluluk, geride bıraktığımız Tiyatro Festivali'nde sergilediği "İki Kişilik Bir Oyun"un yanı sıra, sahneye koyduğu "Donmuş", "Aşk ve Anlayış", "Sansürcü" ve "Çok Uzaklarda" ile Türk tiyatro tarihinde yeni bir sayfa yazmaya başlamıştır desek, yanlış olmasa gerek...

"dot"un bu oyunları ile tümünün temel aldığı "in-yer-face theatre" türünü çeşitli basın organlarında irdelemiş olan bu satırların yazarının yukarıdaki iddialı söylemini destekleyecek dört ana gerekçeye kısaca değinilecek olursa,

1) Tiyatroya karşı ilginin göreceli olarak düşük olduğu bu dönemde, arkalarında büyük bir kurumsal sponsordan yoksun, merkezi bir yerde, tüm çağdaş gereksinimleri içeren donanımda yepyeni bir tiyatronun kurulması, başlı başına alkışlanacak önemli bir girişimdir;

2) Aynı sezon boyunca, neredeyse tümü değişik olan ekipler ile dört özgün projeye imza atmak, ülkemizin tiyatro geçmişinde (ödenekli olmayan sahneler ortamında), belki de bugüne dek görülmemiş bir üretkenliği simgeler;

3) Kaldı ki, okuduğumuz kadarıyla bu oyunların her biri, eleştirmenler tarafınca sanatsal değeri yüksek, yenilikçi yapıtlar/yapımlar olarak değerlendirilmiştir;

4) En önemlisi ise, "dot"un kuruluş amacı olan "...küçük bir mekânda, az seyirciyle yakın temas edebileceğimiz bir iş yapmak..." ve "...bu tarz mekânlar için yazılmış oyunlar vardı, onları oynamak..." (1) türündeki tasarıların azim ve kararlılık ile takip edilmesi sonucu, Türkiye'ye oldukça yeni bir tiyatro türünün tek bir sahne ile özdeşleştirilip kültür-sanat ortamına tanıtılmasıdır...

"dot"un kurucularından Murat Daltaban, dergimiz Yazı İşleri Müdür Ebru Seyhan ile Eylül 2005 sayısı için yaptığı söyleşide, sergilemek istedikleri oyun türlerini şu sözlerle tanımlamıştı: "...Dili ve temaları çok sert olduğu için çevrilmesi biraz gecikmiş... Temaların ve dilin bu kadar sert olması seyircide gerilim yaratırken, seyirciye bu kadar yakın olmak oyuncuda gerilim yaratıyor... Bu oyunlar Avrupa'da oynandığında da çok sert tepkiler almış. Tiyatro sanatı için çok saldırgan, sert ve kabul edilemez görülmüş, ama bir kısmı için de çok heyecan verici görünmüş. Benim için çok heyecan verici." (2)

İşte, Daltaban'ın kısaca tanıttığı bu tiyatro türünü İngiliz tiyatro eleştirmeni/kuramcısı Aleks Sierz, 2001 yılında aynı başlıkla yayımladığı incelemesinde "In-Yer-Face Theatre" olarak adlandırıyor (3) – bu tanımı, aslında A.B.D. spor gazeteciliğinden ödünç alarak... Kısaca "suratına" olarak tercüme edebileceğimiz bu tanım, bir olayı/olguyu çok yakından görmeye zorlanmış olmak ve bu olayın/olgunun, izleyicinin kişisel alanına girmesi demektir; New Oxford English Dictonary ise, "saldırgan veya kışkırtıcı, hiçe sayılması veya önlenmesi olanak dışı olan" tarifini (4) yeğliyor.

Peki, "dot"un oyunlarıyla bu tiyatro türü ülkemizde ilk kez mi sergileniyor? Aslında, hayır. Bundan beş yıl önce İstanbul Devlet Tiyatroları'nda gösterime girmiş olan Martin McDonagh'ın "Leenane'in Güzellik Kraliçesi", "in-yer-face" tiyatrosunun Türk sahnelerinde ilk sergilenen örneği olsa gerek... Bunu (Lemi Bilgin'in kulakları çınlasın!) aynı yerde İngiliz Martin Crimp'in "Kır"ı izler... Öte yandan, yenilikçi rüzgârların birkaç yıldır kuvvetli biçimde estiği Kenter Tiyatrosu'nda gene İrlandalı Martin McDonagh'ın "Inishmorelu Yüzbaşı"sı, İngiliz yazarları Patrick Marber'in "Kumarbazın Seçimi" ve Rebecca Lenkiewicz'in "Gece Mevsimi" oyunları, son üç yıldır art arda sahneye konmuştu – ne var ki, aynı sezon boyunca tüm oyunlarını bu türe ayırmış olup, bundan öte izleyiciler ile oyuncular arasında neredeyse dirsek/diz temasını sağlayacak bir oturma düzeyini yeğlemiş olan "dot", bu türün öngördüğü "dolaysız" tiyatronun ta kendisini yapıyor...

Acaba başka ne vardır "in-yer-face theatre" (IYFT) türünde, "dot"un çeşitli oyunlarında sergilenen? Bu soruyu yanıtlamak üzere, Aleks Sierz'in tanımlamaları (5) ile Murat Daltaban ve arkadaşlarından izlediğimiz oyunlar arasındaki bir takım koşutlukları öne çıkarmaya çalışalım.

- "En genel tanımıyla, IYFT türüne giren her oyun, izleyicilerini enselerinden yakalayıp, onları iletiyi kavrayana dek sallar!" - Joe Penhall'ın "Aşk ve Anlayış" oyununda tüm etik değerlerin tepetaklak olmasına, arkadaşlığın sömürülmesine ve aşkın ayaklar altına alınmasına tanık oluyoruz. Ne var ki, ilk bakışta klişeleşmiş bir "üçlü aşk ilişkisi" gibi görünen bu öyküyü Joe Penhall, izleyicilerinin gözüne soka soka, basit bir iyi-kötü çatışmasından çok ileriye taşıyor: Sorunlar, Rachel/Neil'den ziyade, en iyi arkadaşının eşini baştan çıkaran Ritchie'de odaklanmaktadır. Tüm çığırtkanlığı/saldırganlığı ile aslında terkedilmişlik ve mutsuzluğunu örtmeye çalışan, bir insanda bulunabilecek bütün kötü özellikleri kendisinde birleştiren bu başkişi, oyun geliştikçe evlilik ilişkilerinin kilidini kıran bir maymuncuk, sonlara doğru ise açan bir anahtar gibidir – belki de karşılaşmalarının ardından Adem ve Havva'nın gözlerinin açılmasını sağlayan yılan örneği...

- "IYFT, etik kuralları sorgular, tabuları alt-üst eder, yasak olanları ortaya çıkarır." – "Aşk ve Anlayış"daki arkadaş sömürüsü "hafif" kalıyorsa, Anthony Neilson'un "Sansürcü"sünde, çektiği filmi pornografik olarak tanımlayan sansür memurunu, çalışma odasında, çalışma masasının üstünde (ve izleyiciler ile iç içe) baştan çıkaran çekici film yönetmenine ne buyurulur..?

- "IYFT, beklenmeyen, olağan dışı şok tepkiler sergiler, rahatsızlıklar yaratır." – "Sansürcü"nun cinsel doyuma ulaşması, ancak kadınların (tibbi terimiyle!) "defakasyon"da bulunması karşısında, film yönetmeni bu eylemi –oyunun her sergilenişinde!– sahnede gerçekleştiriyor; ne var ki, "dot"un gösterimlerinde bu uygulamadan vazgeçilmişti... Bu konuyu Murat Daltaban'a danıştığımda, "karar, oyunun yönetmenindir" yanıtını almışsam da, bu uygula(ma)mayı –salt IYFT kuramı açısından– eleştirmem gerek..!

- "IYFT'da oyuncular sahnede soyunur, aşk yapar, mastürbasyonda bulunur, tükürür, kusar.." – İlk iki eyleme özellikle "Aşk ve Anlayış" ile "Sansürcü"de, üçüncüsüne Bryony Lavery'nin "Donmuş"unda, diğerlerine ise gerek bu oyunda, gerekse "Aşk ve Anlayış"ta sık sık rastlamaktayız...

- "IYFT, insanoğlunun yapabileceğini, ancak yapmasını/en azından bizim görmek istemediğimizi gözlerimizin/düşgücümüzün önüne serer; akla uymayacak her çeşit kötülüğün olasılığını sergiler, öz denetimimizin sınırlarını sorgular." – Kişisel kötülükler derken "Donmuş"daki seri çocuk katili ile "Aşk ve Anlayış"ta arkadaşlığı sömüren Ritchie, toplumsal kıyıcılıkta ise Caryl Churchill'in "Çok Uzaklarda" oyununda sürekli olarak sözü edilen düşman ordular (ve bu arada –uyumsuz tiyatro'ya göz kırparcasına– aynı kefeye konan çeşitli havyvan kümeleri!) akla geliyor hemen...

- "IYFT, izleyiciyi koltuğunda rahat rahat oturtan "spekülatif" (kurgusal/dolaylı) değil de, onu sahnedeki devinimlerin içine çeken, "katılımcı" (eylemli/dolaysız) bir tiyatro türüdür." – Özellikle "Donmuş"ta kızının tecavüzcü katili ile hücresinde yaptığı birkaç görüşme sonucu, onu affetmeye kalkışan anneye karşı izleyicilerin besleyebileceği duygular, öte yandan "Aşk ve Anlayış"taki baştan çıkarma sahnelerine oluşabilecek tepki, A.Sierz'in bu konudaki tanımlamalarının altını çizmiyor mu?

Bu satırların yazarı, M.Daltaban'ın "Ben tiyatronun çok fazla seyirciye ulaşma devrinin kapandığını düşünüyorum. Daha küçük mekânlarda, daha küçük prodüksiyonlarla daha küçük seyirci kitlelerine ulaşmasının doğru olduğuna inanıyorum." (6) düşüncesine her ne kadar katılmıyorsa da, IYFT türüne yönelmesiyle Türk tiyatro ortamında taze bir rüzgâr estirmiş olan "dot"u içtenlike kutlamayı görev bilir... Öte yandan amaç, tiyatroya daha çok izleyici kazandırmaksa, onların a) oyunun konusu, b) oyuncuların özyapıları ve c) sahnedeki devinimler ile özdeşleştirilmesine çalışılmalıdır. Bu bağlamda, IYFT akımının tam karşıtı olan Brecht ekolündeki "yabancılaştırma efekti"ni hiç yaşamamış veya klasik tiyatrodan başlayıp Çehov üzerinden Arthur Miller'e dek uzanan türleri bilmeyen / bunlardan sıkılmış kişileri hedefleyip, onlara yönelik özgün oyunlar/yorumlar sunularak, bu sanat dalına yeni bir yön kazandırılabilir. – Ne dersiniz, belki de bu tür "katılımcı" bir tiyatro yöntemi ile sahne sanatına karşı ilgi yeşerir, bu yoldan ise diğer oyun türlerine de yeniden bir yönelim başlar! (7)

*********

1) SÖYLEŞİ: "DOT mu, O da Ne?" – E.Seyhan; Tiyatro Tiyatro Dergisi, Eylül 2005

2) a.g.söyleşi

3) A.Sierz: "In-Yer-Face Theatre; British Drama Today"; Faber & Faber, London, 2001

4) a.g.e.

5) a.g.e., S. 4-9; bu tanımlamalar ile ilgili olarak tırnak içinde gösterilen alıntılar özetlenerek zikredilmiş, çevirileri

de bu biçimde yapılmıştır

6) a.g.söyleşi

7) R.Schild: "Suratımıza bir tokat ile tiyatromuz kurtulabilir mi?"; Radikal İki, 22.01.2006, S. 15

"Tiyatro... Tiyatro..." Dergisi – Ağustos 2008

Robert Schild

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim