http://www.aict-iatc.org/

BRECHT’ÇE BİR İBRET OYUNU

'Savaş' çığlıkları atan bir dünyada yaşıyoruz. Savaş, 'beyaz Hristiyan' egemenlerin oynadığı, yalnızca güçlü ve zengin olanın kazanacağı bir oyundur günümüzde. Yoksul olan ise ancak 'yıkım'dan pay alacaktır. Bertolt Brecht'in, 'Cesaret Ana ve Çocukları' oyunuyla -II. Dünya Savaşı'nın patlak vereceği aşamada- yaptığı uyarı, bugün için de geçerlidir.

Cesaret Ana, savaş alanlarında ticaret yapan yoksul bir satıcıdır. Hem düzenle uyuşmayı bilir, hem de düzeni sömürmeyi... Kurnazdır, değişen koşullara ayak uydurmada ustadır. Dayanıklılığını, 'erdem'e sırt çevirmesine borçludur. Ne ki çocukları 'erdemli'dir. Bu nedenle, kapitalizmin 'savaştan kazanç sağlama' edimini 'masalsı' düzlemde simgeleyen Cesaret Ana, 'erdem'lerinden koparamadığı çocuklarını yıkımdan koruyamaz. Böylece ironiler katlanır. Öykü 'ibret oyunu' kıvamını bulur: Hem bozuk düzeni sömürmek, hem de sömürüden etkilenmemek olanak dışıdır.

Ayşe Emel Mesci'nin, Devlet Tiyatroları'nda ilk kez sahnelenen 'Cesaret Ana'nın Ankara DT yapımını kotarırken titiz bir çalışma yaptığı görülüyor.

17. Yüzyıl Avrupa'sının 30 Yıl Savaşları bağlamında 'tarihselleştirilmiş' olan oyunda, Cesaret Ana ile çocuklarının öyküsü, İrfan Şahinbaş Sahnesi'nin geniş alanına, Brueghel'in resimlerini andıran biçimde 'uzak açı' gözetilerek yerleştirilmiş (Dekor tasarımı Murat Gülmez'in, tarihsel gerçekleri yansıtan giysi tasarımı İnci Kangal'ın). Osman Uzgören'in puslu ışık tasarımı da, savaş alanlarının anlatımına 'masalsı uzaklık' sağlıyor..

Öte yandan, oyunda yeni bir epizod başlarken, 20. yüzyılın savaşlarına ilişkin görüntüler, sahnenin ön düzeyindeki perdede sinevizyon yoluyla dile geliyor ve tarihten günümüze ulaşan çağrışım alanları yaratılıyor.

Sonuç olarak da 'savaş' üstüne yapılan tartışmanın, duygusal olarak 'masalsı' uzaklıktan, ama 'güncel' bir düşünsellikle algılanması sağlanmış.

'Masal' ile 'gerçek' arasındaki ilişki bir de 'şarkılar' aracılığıyla belirleniyor. Paul Dessau'nun, 'lied' geleneğine yaslanan müziği ile Brechtçe ironiler içeren şarkı sözlerinin çeliştirilerek 'savaş' üstüne tartışma ortamı yaratma amacı, şarkı sözlerinin Türkçe'de yeterince vurgu almayışı nedeniyle tam olarak gerçekleşemiyor. Kimi oyuncuların şarkı performansı yeterli değil. (Tahsin İncirci'nin müzik düzenlemesini canlı orkestra sunuyor.)

Yönetmen Mesci'nin yaratıcılığı, yapımı, görsel/işitsel öğelerin kullanımı ve oyunun 'akış'ı açısından 'kusursuz'a ulaştırıyor. Oyuncular her bölümde yansıyan 'toplumsal duruş'u belirlemede başarılı. Cesaret Ana'yı oynayan Sükun Işıtan ise, gerek doğal oyunculukla teatral oyunculuğu dengelemesiyle, gerekse şarkıları yorumlayışıyla, 'sevimsizliği içinde acınası' olabilen Brecht karakterini soluklu kılıyor.

Keşke, metnin -cümle ya da replik düzeyinde- cımbızlanmasıyla oyun zamanı kısaltılmış olsaydı. O zaman oyuncular 'söz fırtınası'na kapılacaklarına, 'söylem'in seyirci tarafından daha kolayca algılanabildiği bir oyunculuk düzlemi oluşturabilirlerdi.

Yine de, parlak yanlarıyla öne çıkan, Devlet Tiyatroları'na yakışır bir üstün-yapım var karşımızda. İzleyin!

Ayşegül Yüksel

(Cumhuriyet, 13 Kasım, Salı)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim