http://www.aict-iatc.org/

KADININ ADI ‘NORA’

Alt başlığı 'Bir Bebek Evi' olan Ibsen klasiği 'Nora' (1879), yıllar sonra bir kez daha sahnelerimizde. Toplumsal kimliği eş ve anne olmakla sınırlı bir küçük burjuva 'kadın'ın, 'evcilik oyunu'ndan çıkıp 'kimlik arayışı'na yönelişini anlatan yapıt İzmir Devlet Tiyatrosu'nca sunuluyor.

Ibsen, endüstri devrimi sonrası Avrupa'sının, insanı özgürleştirmeyi başaramamış liberalizm çağında, küçük burjuva dünyasındaki 'çelişki'lere karşı çıkıyordu. 'Kadın'ın konumu tartışma gündemindeydi. 'El üstünde tutulduğu' görüntüsü verilse de, adı yoktu kadının. Erkek-egemen dünyada dar kafalılık ve ikiyüzlülük el eleydi.

Ibsen'in, 'gerçekçilik akımı' doğrultusundaki yapıtlarından olan 'Nora', 'feminizm öncesi'nin en güçlü 'feminist' örneklerinden sayılır.

'Gerçek'le yüzleşme

Ibsen'in seyirciyle duygusal özdeşlik kurulmasını amaçlayan 'gerçekçi' oyunları, 'karakteri inandırıcı kılma' işlemini ön düzeyde tutar. Karakter derinliğine işlenmeli, ilişkilerin niteliği ayrıntılı olarak belirlenmelidir.

Sahnede yaşananı 'gerçekmiş' gibi sunabilmenin bir yolu, öyküyü baştan sona canlandırmaktansa, olayları karakterin göğüsleyeceği 'kriz noktası'na yakın bir yerden başlatmaktır. 'Geçmiş'te yaşananları açıklamak için, karakterin belleğindekilerin dile gelmesi, üstü örtülü sırların beklenmedik tanıklar aracılığıyla yıllar sonra ortaya dökülmesi gibi örgeler kullanılmalıdır. Amaçlanan, merak öğelerinin hızla oluşturulup, gerçeklerin açığa çıkmasıyla, kahramanı kendisiyle/başkalarıyla hesaplaşma aşamasına ulaştırmaktır.

Nora, erkek-egemen dünyanın bir 'nesne'si olduğu gerçeğiyle yüzleşerek, 'özne' olabilme yolundaki dramatik 'seçim'in eşiğine işte böyle bir kurgu içinde gelecektir.

Yeterince inandırıcı mı?

Cem Emüler'in sahnelediği oyunda, Savaş Çevirel'in pastel tonlu dekoru ve M. Kemal Gürgün'ün atmosfer kotarmaya yönelik 'loş' ışık tasarımı yoluyla 'gerçekçi' anlatımın altyapısı hazırlanmış. 'Çiğ beyaz' renkli 'dantel' perdeler ise 'uyum'u bozuyor. Nora'nın el emeği mi simgeleştirilmek istenmiş? Öte yandan Funda Çebi Bozdoğan'ın kadın giysileri ya çok sıradan (gösterişli olması gereken 'tarantella' kostümü) ya da gereksizce gösterişli (Nora'nın gündelik görünümü).

Oyunculuk da yeterince 'inandırıcı' değil. Birsel Aygün, Damla Ardal (Dadı, Hizmetçi) ve Melike Aslı Sinke (Kristina), psikolojik boşlukta oluşturdukları abartılı kompozisyonlar sunarken, Mehmet Avdan -Dr. Rank'da- ne Nora'ya aşık bir erkek ne de ölüme yakın bir kanser hastası olabiliyor. Gürol Tonbul, Krogstad karakterinin gri tonları yerine, 'öfkeli' konumunu öne çıkartıyor. Yusuf Köksal, ben-merkezci, kibirli koca Torvald'ın 'katı' kişiliğini aklaşmış saçları ve son sahnede 'sevimli sarhoş'u oynayarak –neredeyse- yumuşatmış. Özlem Başkaya ise duyarlı ve soluklu oyunculuğuyla Nora'yı ve oyunu başarıyla finale taşıyor. Keşke finali de –vurgularını sertleştirmeden- aynı dingin tonlarda kucaklayabilse...

Ibsen'e saygılı ve içtenlikli bir çalışma var karşımızda. Ne ki içerdiği sorunların üstünde yeterince durulmamış. Bir de oyun çokça 'kısaltılmış' duygusu veriyor izleyene. Kimi oyuncuların rollerine ısınmamış olmaları bundan mı?

Yine de Ibsen oyununu seyrettiriyor...

Ayşegül Yüksel

(Cumhuriyet, 30 Ekim 2012)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim