http://www.aict-iatc.org/

MUTSUZLUĞUN KOMEDİSİ: “ANITA’NIN AŞKI YA DA ANTIGONE NEW YORK’TA

İstanbul Devlet Tiyatrosu Polonya asıllı Amerikalı yazar Janusz Glowacki'nin "Antigone in New York" adlı oyununu "Anita'nın Aşkı ya da Antigone New York'ta" başlığıyla sahnelemekte.

Janusz Glowacki, New York'un Topkins Square Park'ında dünyanın dört bir yerinden, yöresinden Amerika'ya göç etmiş insanlardan yaşam uğraşı veren bir kesitinin öyküsünden oyun çıkarmış. Sofokles'in Kral Kreon'un buyruklarına karşı direnen soylu kadını Antigone'yi Puerto Rica'lı, hayatını Manhattan'daki Central Park'ta geçiren, geceleri park kanepelerinde uyuyan "bir tahtası eksik" göçmen kız Anita yapmış. Antigone'nin ölünün saygınlığını korumak kaygısı Anita'da var.

Sofokles'in Antigone'si, Kreon tarafından hain ilan edilen kardeşinin cenazesini kaldırmak için direniyor. Ailesinin değerlerini, Kral'ın yasalarına ve buyruklarına önceliyor. New York'lu Antigone'nin ise ailesi yok. Bu Antigone, kimsesiz, yarım akıllı bir kız, ama tıpkı Sofokles'in kahramanı örneği, hayatının uğruna mücadele etmeyi gerektiren yüce bir anlamı olması gerektiğine inanmakta direniyor. Parkı evi biliyor. Biri Polonyalı, diğeri Rus iki Doğu Avrupalı göçmen arkadaşıyla bir iki gün içinde kimsesizler mezarlığına gömülecek olan platonik aşkla bağlı olduğu gencin cesedini bulunduğu hapishaneye ait bir mekândan çalarak parka getirmeye ve bir ağacın altına defnetmeye karar veriyor. Onun için sadece iki kişinin katıldığı bir cenaze töreni bile hazırlıyor.

Oyunu izlerken, evsizlerin sokaklarda yaşama kurallarının normal evi olan insanlarınkinden çok farklıdır olduğunu kavrıyoruz. Gel gelelim izliyor ve görüyoruz ki sokaktakiler arasında da aynı önyargılar paylaşılmakta. Bu ortamda dostluk, aşk, sadakat ve arkadaşlık başka tanımlara giriyor ve ciddi anlamda sınanıyor. Bir cesedin peşinden serüvene dalan evsizlerin öyküsü hem toplumsal düzeni, hem de "normal ve doğru" olanı yeniden sorguladığımız bir kara komediye dönüşüyor. Hüzünlü ve yürek burkan, ama bir o kadar da absürd ve trajikomik bir varoluş öyküsü ortaya çıkıyor. Dayatmalara ve zorlamalara karşı koyan insan doğası ve karşısında dev gibi dikilen hiç de insani olmayan dayatmacı ve kapitalist sistemin uzlaşılamaz çelişkisi.

Oyunu Faik Çetiner sahneye koymuş. Eseri gittikçe zavallılaşan ve dünya nüfusunun büyük bir kısmını oluşturan akıl almaz bir insanlık dramı olarak ele almış, "işte adına 'sistem' denilen gerçek bu," dercesine seyircinin burnuna dayamış. Yazarın yeğlediği absürd düzleme sadık kalmış. Tek düzeliğe düşmemek için titizlenmiş. Polis karakterinin monologlarını interaktifleştirerek diyaloga dönüştürmüş. Başarısı tartışılır, ama Polis ile simgelenen yasalarla seyircinin gerçeklerle sıkılmadan yüzleşmesini sağlamış. Polis/Yasa mutlaka iyi bir şeyler yapmak istiyor, ama fevkalade ikiyüzlü. Yapabildiği sadece ve sadece evsizlerin haklarına ve onurlarına yönelik şiddet...

Faik Ertener, Suar Şeylan (Dekor), Medine Yavuz Kostüm), Ayhan Güldağları (Işık) gibi yaratıcıların farklı bileşenlerini öyle güzel bir araya getirmiş ve de öylesine bir eşgüdüm sağlamış ki, mükemmel bir reji çıkmış ortaya. Eşgüdüm çalışmasını teatral üretimin "klavyesi" olarak kullanmış, rahat kavranabilir kıldığı öykünün açıklama ve yorumu işine girişmiş. Rejisini eksiksiz organik bir dizge olarak kurmuş. Her öğe, bütün içerisinde kaynaşıyor. Hiçbir şeyin rastlantıya bırakılmadığı Faik Ertener rejisinde, bütünün kavranışı kapsamında işlevler üstlenilmiş ve bu üstlenişler yapıyı oluşturmuş.

Pire'de Şamil Kafkas oyuncunun sahne üzerindeki hareketlerini belirleyici temel kuralları biliyor ve bu kuralları doğru biçimde uyguluyor. Şamil Kafkas Erzurum Devlet Tiyatrosu'ndan İstanbul'a yeni geldi. Bana sorarlarsa İstanbul onun değerini bilmeli derim. Özden Çiftçi (Anita) konuşma ve tepkiyi aynı anda mükemmel dengelemesiyle dikkat çekmekte. Mehmet Ali Kaptanlar oyunun "içine kattığı" oyunculuk tekniğinin mührünü taşıyor.

Ve o mühür, dağlıyor onu.

Bedeni, dramatik metin de dahil olmak üzere gösterime damgasını vuruyor.

"İşte oyuncu bu," dedirtiyor.

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim