http://www.aict-iatc.org/

BEY OĞULLARININ YOKOLDUĞU BEYOĞLU’NDA ÇARPIŞMALAR: “KAZAEN”

Tiyatro Pera, 10. yılını onurla kutladığı şu günlerde, bugüne değin sahnelediği tüm oyunlarında olduğu gibi içerik açıdan gene söyleyecek sözü olan; estetik açıdan yeğledikleriyle tiyatro sanatına bir öneri kaygısı güden yeni bir oyunla dikkat çekiyor.

Tiyatro Pera'nın Genel Sanat Yönetmeni Nesrin Kazankaya, bu kere de tema-durum-motif, aksiyon-olay dizisi gibi oyun yazarlığının temel kavramlarını zerrece ıskalamadan yazdığı "Kazaen" ile 2011-2012 tiyatro sezonunu renklendiriyor. Nesrin Kazankaya, Dramaturg Şafak Eruyar ile birlikte yaratıcısı olduğu Tiyatro Pera'nın kurulu bulunduğu semtin sokaklarında dolaşıyor, dolaşırken dramatik olayları yakalayıp tiyatroyu oluşturan temel olgularla çatışma/ları yakalıyor-yaratıyor-anlatıyor. Bu aşamadan geçtikten sonraysa, "yakalama" sürecini bütün ayrıntılarıyla ortaya seriyor.

Yazım dili güzel, anlatımı akıcı.

Yazdığı bu 6. tiyatro oyunuyla benim (saydam olan) yazarlık ödülüme hak kazanıyor.

NESRİN KAZANKAYA FİGÜRLERİ ÇARPIŞTIRIYOR

Alt başlığı "Beyoğlu'nda Çarpışmalar" olan "Kazaen", günümüzde Beyoğlu'nun orasında burasında hasbelkader birbirleriyle karşılaşan insanlardan birinin bir diğerinin yaşamını etkilemesi ve yeni başlangıçlara yol açmalarını konu almakta. Oyunda, uzun zamandır birlikte yaşayan, her olay ve her karaktere "roman malzemesi" gözüyle bakan, ünlü yazar Kutay (Mehmet Aslan) ile edebiyat araştırmacısı-akademisyen Berna (Nesrin Kazankaya) ana karakterleri oluşturuyor. Kutay ile Aslan sevda ilişkilerinin sonuna gelmiş, evlerini ayırmak üzeredirler. Berna'nın bir dönem öğrencisi olmuş Virginia Woolf (1882-1941) hayranı uyuşturucu bağımlısı Rengin (Zeynep Özden) üniversite kazanıp okumak için Güneydoğu'dan yeni gelen Kürt kızı Dilan (Linda Çandır) ile karşılaşır. Beyoğlu'nun arka sokaklarında bir pavyonda sıradan bir şarkıcı olarak çalışan Sevda (Bahar Karaoğlu) ve belalısı pavyon koruması Trakyalı Kenan (İlker Yiğen) ise Beyoğlu'nun diğer iki değişik figürüdür. Beyoğlu'nda yaşama tutunmaya çalışanlardır bunlar. Beyoğlu bu insanları beklenmedik, tuhaf rastlantılarla, "kazaen" bir araya getirir ve Nesrin Kazankaya tarafından "çarpıştırır".

JAMES JOYCE İLE VİRGINIA WOOLF

Nesrin Kazankaya bu "çarpıştırma"yla da yetinmez. James Joyce (1881-1941)'u ve aynı yıllar arasında yaşamış Virginia Woolf 1881-1941)'u da "çarpıştırır". Virginia Woolf'un 1931 yılında yayımladığı "Dalgalar (İletişim Yayıncılık-Çeviren Oya Dalgıç/Ekim 2001)"dan alıntılar yapar. Woolf'un dış dünyayı nesnel olarak değil, ancak kişilerin iç dünyalarına yansıdığı kadarıyla verilebildiği savını kahramanına (Rengin) anlattırır. İkinci bölümde ise Berna'nın ağzından Kutay'a James Joyce'un Homeros'un Odysseia'sı üzerine kurarak Dublin'de geçen bir tam günü anlattığı ve de pek çok yeni tekniği kullandığı "Ulysses (Yapı Kredi Yayınları-Çeviren Nevzat Erkmen/Ekim 1996)"inden söz ettirir.

Joyce mitolojik paralellikle yaşamın ve zamanın sürekli olduğunu aktarmaktadır. Berna, Kutay'a Joyce'un tam 155 sayfada içinde hiç noktalama işareti ve büyük harf kullanmadığını anlatır (Bkz: a.g.e. Sayfa 796-841).

DEKOR, KOSTÜM VE IŞIK TASARIMLARI

Nesrin Kazankaya, kendi yazdığı teksti sahneye taşırken genel ritim duygusunu zihninde, hatta sadece zihninde de değil, aynı zamanda duygularının sınırları içinde dahi duymuş, canlanmaya can atan eserin soluk alıp verişini duyumsamış. Oyunun dekor tasarımını yapan Nilüfer Moayeri'ye de sanırım bomboş bir alan ve asgari malzemeyi yeğlettirmiş. Dekor sanki yok gibi. Kazankaya'nın, akışı mekândan mekâna sıçratmalarında dekor ayak bağı olmamış, oyunun hızını etkilememiş. Sahnede her kullandığı malzeme seyircinin yaratıcılığını kışkırtır bir hal almış. Seyirciyi kendi bizzat imgeleminin zenginliklerine çağırmış. Kostümler de Moayeri'nin şekil ve uzay ilişkilerini görebilme, zihinlerde çeşitli tasarımlar yaratabilme ve bunları çizimle ifade edebilme yeteneklerine sahip olduğunun somut örneği olmuş. Işık tasarımıysa (Bahar Karaoğlu'nun ilk tabloda huzme dışında kalması hariç) sahneye hareket, olaya duygu katan Yüksel Aymaz imzalı yetenek ve zekânın yeni bir göstergesi olarak oyuna renk katmış.

MEHMET ASLAN BANA KIRILMAZ

Oyuncular için de iki laf etmem gerektiğinde, Mehmet Aslan (1974)'ın Kutay'ın yaratıcı itkilerini aksiyona yönlendiremediğini söyleyerek söze başlayacağım. İtki içsel bir dürtü, henüz tatmin edilememiş bir arzu, öyle değil mi ama? Ya aksiyon? Aksiyonun kendisi arzunun dışsal ya da içsel bir tatmini değil mi? Öyleyse Mehmet Aslan'a sormak isterim: Kutay'ın yaralandıktan sonra Berna ile olan ilişkisi neden ikircikli?

Neyse!

Nesrin Kazankaya Berna'yı iyice yoğurup, onu yaratıcı amaç haline getirebilmeyi mükemmelen yaratıyor. Dilan'da Linda Çandır (1980), can üflediği karakterin kuru kaydına yaşam ruhu şırınga etmesini beceriyor. Yazar tarafından önerilen koşulları yeniden yaratıyor. Zeynep Özden (1981), kendisi daha çocukken boşanmış olan cerrah ana babanın uyuşturucu müptelası "entel" kızları Rengin'in varolan olgularını pek güzel yansıtırken, olguların sıralanışında ve birbirleriyle olan ilişkilerinde başarıya ulaşıyor. Bana umut bağlatan oyunculardan İlker Yiğen (1984) Kenan'ı, fiziksel olarak şekillendirmesinde yaratıcı duygularını aktarmak için her şeyi, ama her şeyi kullanıyor, beni de pek mutlu ediyor.

DERİNLİKLİ TUTKULARI OLAN YENİ BİR OYUNCU DAHA

İlk kez izlediğim Bahar Karaoğlu'nu ise önce yol gösterici anlamda eleştireceğim. Eleştirirken bilmesini isteyeceğim ki oyuncunun sesi, uzantısını oluşturduğu bedeninden ve seslendirdiği ya da en azından taşıdığı dilsel metinden ayrı tutulamaz. Karaoğlu bilinçsizce ve sanırım bilgisizce kötü bağırıyor! Solunum aygıtını, gırtlağını, tınlaşım (rezonans anlamında kullanıyorum) boşluklarını derinlemesine tanımasını, gerekirse profesyonel destek almasını önereceğim. Sonra da müzikal(!) şarkıcısı Sevda'ya duyguları, iradesi, aklı ve tüm varlığını harekete geçirerek derinlikli tutkuları olan coşkularla can verdiği için kutlayıp, alnından öpüyorum.

"KAZAEN" SEZONUN İYİ OYUNLARINDAN

Diğer taraftan "Kazaen"i sezonun görülmeye değerleri arasındaki yerine yerleştirip, Tiyatro Pera'ya nice yıllarda nice başarılar dileyeceğim.

Beyoğlu'ndaki Bey oğulları bir yerlere saklanmış, olsun!

Beyoğlu'nda artık sadece bir tutam değer kalmış, ne gam!

O bir tutam değerin de artık hiç mi hiç değeri kalmamış, boş verin, koyun bir kenara dursun!

Hakkıdır!

"Kazaen"in alkışı bol olsun!

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim