http://www.aict-iatc.org/

TARIK GÜNERSEL’DEN HİCİV YÜKLÜ ŞİİRSEL TRAJEDİ: “ZIRHLI KURT”

Osmanlı tarihinden bir kesitin sunulduğu "Zırhlı Kurt" İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yapımı olarak 2011-2012 sezonunda izlenmekte. Oyunda: "Darbe hazırlığı var" diyen Kösem Sultan, oğlu Deli İbrahim'den "tasfiye" ister, "tasfiye"si istenilen Deli İbrahim'in oğlu Mehmet (1642-1693)'tir. Yani Kösem Sultan'ın torunu olan Mehmet! Deli İbrahim, oğlunu katletmeyi ret edecek; gel gelelim, cellâtları burnunun ucunda görünce işin ciddiyetini anlayacak, sonuç itibariyle öldürülecektir.

Kösem Sultan, torunu Mehmed'i 7 yaşında tahta geçirir. Mehmed'in 21 yaşındaki Turhan Hatice Sultan'dan başka sığınacak kimseciği yoktur. Babası Deli İbrahim ile babaannesi Kösem Sultan'ın sarsıcı izlerini ömrü boyunca taşıyan IV Mehmed, 'yaralı bir zırhlı kurt' olarak yaşamını sürdürür. Babaanne, IV. Mehmet'i tahttan indirerek Turhan Sultan'dan da kurtulmak ister, ancak "kazın ayağı" planı öğrenilir, 1651 yılında Turhan Sultan'ın adamları tarafından öldürülür. "Avcı Mehmet" olarak danam salan IV. Mehmed, tecritte anılar ve hayalleriyle boğuşarak yaşamaya çabalar: Ve de: "Dünya zindan idi, zindan dünya oldu" diye inlemeye başlar.

Yazar, dramaturg, oyuncu, şair, libretto yazarı, çevirmen, Dünya Yazarlar Birliği P.E.N'in Uluslararası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Merkezi'nin başarılı Başkanı Tarık Günersel, program dergiciğince 1993 yılında Erol Keskin'in önerisi ile başlayan yazma sürecinin 2010 yılında "Zırhlı Kurt"un ortaya çıkması ile sona erdiğini söylemiş. Gene program kitapçığından öğreniyoruz ki "Zırhlı Kurt" ilk kez 16 Mart 2011'de "perde" demiş. Erol Keskin Usta, IV. Mehmed hakkında bir piyes yazması ile ilgili olarak Günersel'e vakt-i zamanında şu önerileri getirmiş. 2 aktör 1 aktris için bir oyun olacak, IV. Mehmed'in tahttan indirilmesinden sonraki bir dönemde tecritte geçecek, IV. Mehmed'in ölüm öncesi hayal ve anılarını yansıtacak. Tarık Günersel bütün bu uyarılara uymuş, oyunu IV. Mehmed'in çocukken babasının idamına onay vermiş olduğunu yıllar sonra öğrenmesinden duyduğu acının üstüne kurmuş.

"Zırhlı Kurt", metin olarak şiirsel ve estetik bir piyes... Tarık Günersel, ustası Erol Keskin'in ince fırça dokundurmalarıyla Osmanlı İmparatorluğu'nun 20. Padişahı IV. Mehmed döneminden birkaç kesiti, "Barış insan tabiatını bozar", "Padişahım, İmparatorluk zayıflamaya başladı. / Belki fazla şişmandı" ve benzerleriyle hiciv yüklü repliklerin de renklendirmesiyle 30 tabloda, iki saat içinde, hayli hızlı bir zaman akışı ve oyun temposu içinde anlatıyor.

Erol Keskin, yapım için kollarını sıvadığında, hiç kuşkum yok ki, işe doğal olarak oyun metnini mizacının özelliği olan kişisel açıdan görerek başlamış. "Zırhlı Kurt"u, IV. Mehmed'i yansıtacak koşullar içinde sahnelemiş. Oyuncular üzerindeki etkisini denektaşına vurmuş, büyültmüş, bağrına basmış, beslemiş, değiştirmiş. Kösem Sultan'ın hem beşerî hem de evrensel duygu ve isteklerini çok başarılı bir şekilde öne çekmiş. Pek iyi bilinen titizliği ile ustalığını bir kez daha ortaya çıkarmış, "dönem oyunu" nasıl olması gerektiğini göstermiş.

Ne diyeyim?

Aysel Doğan'ın dekoru kötü... Doğan, Edirne'deki Saray-ı Atik (yani Eski Saray)'in bir tecrit yeri olduğunu vurgulamak için ortaya bir kuyu oturtmuş (ki Yönetmen Erol Keskin Usta 'o kuyu değil, kule' dedi), böylece, Keskin'in de IV. Mehmet karakterini o kuyunun kenarından oyun boyunca aşağıya indirmeyip; soldan sağa, sağdan sola dolaştırmasını, dolayısıyla tecrit imajının altının çizilmesini sağlamış. Tamam, da, a sevgili Doğan, Osmanlı saraylarında o kadar kumaş hangi dönemde kullanılmış ki? Dönem saraylarında ağırlıklı olarak mermer, taş, çini kullanılmaz mıydı? O ne "altın kafes" öyle! Sonracığıma tarih kitaplarında "aççık seççik" yazmakta, Turhan Hatice Sultan, oğlunu "perde" arkasından değil, kafes ardından yönetirmiş. O halde o kuşkanadı açılan perdeler ne ola ki!

Aysel Doğan'ın kostümleri de "matluba" hiç uygun değil. O Rokoko aplike motifli giysiler ne öyle ayol! Hele sinek telinden kavuklar! Ya Kösem Sultan'ın başlığı! Oyun sanki 1690'lı yıllarda değil de efsane çağlarında Pekin'de geçmektedir ve de Puccini'nin "Turandot" operası seyredilmektedir, az sonra da Prenses Turandot "In questa Reggia" aryasını dinletecektir. Sözün kısası: Aysel Doğan'ın dönemselliği stilize etmesine söz etmek kimsenin haddi değil, olamaz, tamam, ama temeli yok saymak, piç etmek de af edilmemelidir.

Uskan Çelebi'nin müziği ve İlhan Ören'in ışık tasarımı oyunun yönetmeni Erol Keskin tarafından belirlenmiş duygu yoğunluğu dozunu; atmosferi seyirciye ulaştıracak olgunlukta tasarımlar. Bence eleştirilmemelidir.

"Deli" İbrahim'i, Cellât'ı, Saraylı'yı, Köprülü Mehmet Paşa'yı, Pietro Della Valle'yi, Viyana Kumandanı'nı, Kanaryalı Vezir'i, Kadızadeli'yi, Jüstinyen'i oynayan İbrahim Gündoğan oyuncunun en yoğun anlatım aracının hareket olduğunu biliyor, hiç "baştan savmacı" değil. Dramatik sürekliliği koparmamak için sürekli "teyakkuz" halinde. Murat Coşkuner, IV. Mehmed'i aklın ve duygunun uyumlu beraberliğinde gerçekleştiriyor. Tekstte karaktere ait ne bulduysa seyirciye abartmadan aktarmakta... Fiziksel olduğunca ruhsal yaşam duyusunu da içinde yarattığı ve yaşattığı IV: Mehmed'i uzun tiratlarında da öyle mükemmel canlandırıyor ki insanın içinden yüksek sesle "helal olsun" demek geliyor.

Kösem Sultan'ın dışında Giritli Gülnuş Sultan, Recmedilen Kadın ve Dilsiz Cariye karakterlerine can veren Aslı Öngören ise oyuncunun görevinin sadece karakteri ortaya koymak değil, karakterin duyumsadıklarını seyirciye yansıtmak olması gerektiğini fevkalade bilincinde. Sultan İbrahim'i öldürttükten sonra yerine torunu Sultan Mehmet'i tahta oturtan Kösem'in bütün insanî değerleri hiçe sayacak mertebedeki iktidar tutkusunu çok kalın çizgilerle pek güzel çiziyor. Hatta jestüeliyle Kösem Sultan'ı üzerinde dikkatle durulması gereken bir kahraman haline getiriyor. Osmanlı tarihinde bozulma devrinin karmaşık siyasi havası içinde 1623'ten 1651'e kadar doğrudan ya da dolaylı olarak söz sahibi olan bu devşirme sultanı kişisel açıdan görerek yorumluyor. Canlandırdığı üç karaktere fiziksel yaklaşımını iyi saptamış, oyununun bütüne olan etkisini iyi planlamış, kutlanacak bir oyun veriyor.

Eleştirmen Amca'nın pek esirgediği kocaman bir "aferin" kapıyor.

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim