http://www.aict-iatc.org/

KURNAZ KÖLEDEN ‘ENTEL’ KÖLEYE

Tiyatro tarihi köle-efendi ilişkisinin tanığıdır. İnsanın tarihsel süreç içindeki konumunun, tiyatroda 'kölenin efendiyle dansı' olarak dile geldiği bile düşünülebilir.

Tiyatroda 'köle' örgesi, Büyük İskender'in Yunan dünyasına egemen olduğu İ.Ö. 4. yüzyılda, düşünce özgürlüğünün yok edilmesi sonucunda oluşan Yeni Komedya türünün ürünüdür. Menandros ve başka yazarlar, o dönemin sınıflı toplumuna, burjuva ahlak anlayışı içinde, evcilleştirilmiş güldürüler sundular. Yeni Komedya, fırsatları değerlendirerek, yaşamı mutlu bir düzene oturtan zeki, kurnaz kahramanlar türetti.

İ.Ö. 3. yüzyılda Plautus, Roma Tiyatrosu'na Yeni Komedya yazarlarından yaptığı uyarlamaları sunarken, kullandığı 'tip'lere teatral canlılık kazandırdı. Zengin/inatçı babaların haksız/baskıcı tutumunu 'aldatmaca' yoluyla etkisiz kılıp genç aşıkları kavuşturan 'köle' tipi, orta sınıf yaşamını konu alan güldürülerde çeşitlenerek, sınıfsal kimlik ve konum değiştirerek (bizde de Karagöz, ortaoyunu, tuluat, Moliere uyarlamaları, Yeşilçam sineması, şimdi de TV dizileri yoluyla) günümüze dek yaşadı.

Prof. Dr. Sevda Şener'in, 'Tiyatroda Yaşam–Oyun İlişkisi' kitabında (Dost Yay. 2010, 29-32) 'kölenin fendi' belirlemesinin sevecenliğiyle sarıp sarmaladığı 'köle tipi', Roma güldürüsünde, 'efendiyi yenmek' için her çeşit hile ve kurnazlığa başvurabilme özelliğiyle öne çıktıktan sonra, zaman içinde 'uşak' kimliğine bürünerek 16. yüzyılın Commedia dell'arte'sinin vazgeçilmezi oldu.

Kurnaz, muzip, bilge ya da saf uşaklara oyunlarında sık sık yer veren Shakespeare, 'Bir Yaz Gecesi Rüyası', 'Fırtına' gibi yapıtlarında 'köle' tipini de özgün bir yaklaşımla ele aldı. Doğaüstü güçlere sahip Puck ve Ariel bu yaklaşımın ürünleridir. Commedia dell'arte'nin ünlü uşak tiplerinden Scapino ise 17. yüzyılda Moliere'in 'Scapin'in Dolapları' oyununda başkişiydi. Moliere tiyatrosunun hizmetçi ve uşakları, çoğunlukla yüksek orta sınıfı taşlama işlevi taşımaktaydı.

18. yüzyılın üçüncü çeyreğinde ise, Pierre Beaumarchais, daha sonra opera yapıtlarına dönüşecek olan 'Sevil Berberi' ve 'Figaro'nun Düğünü' oyunlarının Figaro karakterini 'odak noktası' alarak tiyatroda sınıfsal bir devrim yaptı. Kral XVI. Louis'nin, aristokrasiyi eleştirdiği için sahnelenmesine 1784'e dek izin vermediği 'Figaro'nun Düğünü'nde Figaro, 'efendi'ye 'ilk gece' hakkını veren 'feodal gelenek' karşısında, 'aldatmaca' yoluyla olsa da, sınıfsal ve bireysel 'onur'unu korumayı başarıyordu. Fransız Devrimi'ne yalnızca 5 yıl kalmıştı...

Georg Büchner'in 'Woyzeck'i ise 'Endüstri Devrimi'ne ulaşmış 19. yüzyıl Avrupa'sında, sınıfsal gerçeklerle yüzleşmenin sancısını çeken, hiçe sayılan bireysel varlığını ve onurunu korumak için ağır bedel ödeyen 'sıradan insan'ın dramını sergiler. 'Çalışan kesim' için biçilen yazgı sorgulanmaya başlanmıştır artık.

Oysa 'kölelik' olgusu da bir seçenek olarak sürmektedir. Çehov'un 1904'te sahnelenen 'Vişne Bahçesi' oyununda yaşlı Firs, özgürlüğüne kavuşturulmuş olmasına karşın, yaşamı boyunca bağlılıkla hizmet ettiği efendilerinden ayrılamayacak, sonra da kapıları kilitlenerek terkedilen evde unutuluverecektir.

Firs'in durumu, 'efendiye kölelik etme'nin 'alışkanlık' olabileceğini gösterir. Hem 'efendiye kölelik etme'yi sürdürüp hem de emeğin hakkını savunmanın olanaksız olduğunu görmeyen toplumların durumu ise ortadadır. (Vasıf Öngören, 1970'lerde yazdığı 'Zengin Mutfağı' oyununda, Yeşilçam sinemasının sevimli/kurnaz ahçı-şöför-hizmetçi tiplerini, 16-17 Haziran 1970 tarihinde yaşanan İşçi Hareketi'nin eylemcileriyle yüz yüze getirerek bu gerçeği vurgular.)

II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında ise tiyatrodaki 'köle' olgusu entelektüel kesimin 'çıkarcı' duruşuyla ilişkilendirilir. 'Entelektüel kölelik', bilimin, sanatın, düşüncenin, siyasal erki elinde tutanların denetimine/hizmetine verilmesidir. Brecht, 1938-39 yıllarında yazdığı 'Galilei Galileo' oyununda, 'dünyanın güneşin çevresinde döndüğü' gerçeğini, Engizisyon'un eline düşmemek ve bilimsel çalışmalarını sürdürmek için 'inkar eden' Galile'yi 'insanlığa ihanet'le suçlar.

Bu tür köleliğin en temel örneklerini, dünyayı kana boyayan Hitler'in çevresinde konuşlanıp 'siyasal erk'ten pay alan bilim, sanat insanları ve yazarlar oluşturur. Beckett'in 'Godot'yu Beklerken' oyunundaki 'efendi-köle' ikilisinin Lucky'si, despot 'efendi' Pozzo'ya, yaşamın inceliklerini, düşünmeyi, güzel konuşmayı, sanattan tat almayı öğretendir. Efendisini yücelten, ona akıl öğretmenliği ve kalemşorluk yapan çağdaş 'entelektüel köle' tipinin simgesidir.

Yeni Komedya ve Roma komedisinde köleye verilen en büyük armağan 'özgürlük'tür. Günümüzdekiler ise ün, güç ve para peşinde...

Ayşegül Yüksel

(Cumhuriyet, 28 Ağustos 2012)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim