http://www.aict-iatc.org/

ÇEHOV VE KARAKTERLERİ SAHNEDE

Yaz ortasında nereden çıktı bu 'Çehov muhabbeti' diye sorarsanız, konunun bir süredir kafamda dolaştığını söyleyebilirim. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nun 40. yılını kutlama sevinci, sevgili Cüneyt Türel'in İstanbul Tiyatro Festivali'nin koşturmacası içinde yeterince sindiremediğimiz ölümünün hüznüyle ve Festival'de yer alan, İstanbul DT yapımı -Müge Gürman'ın sahnelediği- 'Çehov Makinesi'ne değinmek isteğiyle buluşmaktaydı. Üstelik, başarılı bir by-pass ameliyatı geçirerek sağlığına kavuşan, Çehov oyunlarının usta çevirmeni Ataol Behramoğlu'na geçmiş olsun demenin tam da sırasıyken...

Meraklıları, Çehov oyunlarını, en sevdikleri bestecinin yapıtlarını durmadan dinleyen müzik tutkunları gibi, pek çok kez okumuş, yakaladıkları her fırsatta izlemişlerdir. Bir de Çehov'un 'karakter' olarak sahneye çıkarıldığı ve/ya da Çehov karakterlerinin, içinde yer aldıkları oyunlardan çıkıp farklı ortamlara geçtikleri metinler yazılmıştır. 'Meta-tiyatro' (tiyatro hakkında tiyatro) niteliği taşıyan oyunlar kısacası...

Poyrazoğlu Çehov Rolünde

1990'lı yılların başında Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu 'Uzakta Piyano Sesleri' ('Chekhov in Yalta') oyunuyla, o dönemde yer alan sahne olaylarının tümünün önüne geçmişti. Amerikalı yazarlar John Driver-Jeffrey Haddow Price'ın imzasını taşıyan (1981) oyun, Yalta'daki çiftlik evinde yaşamının son dönemini geçirmekte olan yazarın, 'Üç Kızkardeş'i sahneleme izni için ona topluca baskı yapmaya gelen Moskova Sanat Tiyatrosu sanatçılarıyla olan buluşmasını anlatıyor. Stanislavski'den Gorki'ye dönemin birçok sanat insanının oluşturduğu karakterler arasında, Çehov'un izlemeye ömrünün yetmeyeceği 'Vişne Bahçesi' oyununun yıldızı olacak Olga Knipper de var.

Çehov yapıtlarının biraz komik, biraz melankolik, duygusal patlama sahneleri epeyce abartılı, yer yer de absürd dokusunu yansıtan bu kusursuz sahne olayınını yönetmeni, genç yaşta yitirdiğimiz usta sanatçı Oben Güney'di. 'Piyano Sesleri' aynı zamanda, Çehov'u canlandıran Ali Poyrazoğlu'nun, yaptığı derinlikli karakter çalışmasıyla, oyunculuk yaşamında önemli bir doruğu yakaladığı bir yapımdı. Poyrazoğlu, Çehov oyunlarındaki karakterlerin üstünde konuşlandığı kılpayı dengeye, bu oyundaki -yeterince sevimli ve hüzünlü kıldığı- Çehov karakterini de yerleştirmeyi başarıyor ve yazarın sahnede yansıyan kişiliğini unutulmaz kılıyordu.

Birkaç yıl sonra ise Amerikalı oyuncu Karen Sunde'nin 1986'da yazdığı 'Moskova Geceleri' ('To Moscow') Ankara Devlet Tiyatrosu'nca Kazım Akşar'ın rejisiyle sahnelendi. Oyunun odak noktasında, Çehov'un, 'komedi' olarak tanımladığı sahne yapıtlarını Stanislavski'nin 'gerçekçi' biçemde sahnelemesine karşı çıkışı ve Olga Knipper'le yaşadığı –evlilikle noktalanan- aşk ilişkisi yer almaktaydı. Çehov oyunlarından bölümlerin de sunulduğu sahne olayının yıldızı, Çehov rolünü Stanislavski'nin istediği gibi değil de Çehov'un istediği gibi yorumlayan, büyük yazarla sıcacık, esprili bir buluşma gerçekleştiren Mehmet Atay'dı.

Tilbe ve Cüneyt'in Çehov'ları

Son İstanbul Tiyatro Festivali'nden bir hafta önce, 1 Mayıs 2012'de yitirdiğimiz Cüneyt Türel, zamana yenilmeseydi, Festival sahnesinde Tilbe Saran'la bir kez daha buluşacak ve Çehov ile Olga Knipper'in mektuplaşmalarını içeren –Çehov araştırmacısı Carol Rocamora'nın yazdığı (2001)- 'Elin Elimde' ('I Take Your Hand in Mine') oyununda Çehov olarak çıkacaktı karşımıza.

Neyse ki izlediğimiz bir başka unutulmaz Tilbe-Cüneyt çalışması var. İrlandalı yazar Brian Friel'in 'İki Hayat Sonra'('Afterplay') adlı oyunu (2002), 2004'te Kent Oyuncuları yapımı olarak Çehov'un ölümünün 100. yılında İstanbul Tiyatro Festivali için hazırlanmıştı. Tilbe, Çehov'un 'Vanya Dayı'sının Sonya'sı, Cüneyt ise Çehov'un 'Üç Kızkardeş'inin Andrey'iydi bu oyunda. Aynı oyuna ait olmadıkları için birbirini tanımayan bu iki karakter, içinde yer almış oldukları iki ayrı yapıtın sınırlarını aşarak bireysel öykülerini sürdürüyorlardı. Friel, Çehov'un karakterlerini bezediği duyarlıklara, yazarın onlar için belirlediği yazgıya, karakterlerin kendilerini dile getirme ve davranma biçimlerine, Çehov oyunlarına özgü 'sessizlik' ve 'duraklama' anlarına bağlı kalmıştı. Tilbe Saran ve Cüneyt Türel'in yorumuyla, Friel'in oyunu, iki enstrüman için bestelenmiş bir Çehov sonatına dönüşüyordu.

Yeni dönemde izleyeceğimiz İstanbul DT yapımı 'Çehov Makinesi' ('The Chekhov Machine') ise Çehov'u–ölüme en yakın olduğu aşamada- 'karakter' olarak sahneye çıkartıyor ve yazarın çeşitli oyunlarından fırlayıp karşısına dikilen onlarca karakterin onunla hesaplaşmasını dile getiriyor. Romen yazar Matei Visniec'in -2000'li yılların başında yazdığı- metindeki Çehov'u Uğur Polat canlandırıyor. Polat'ı izlemenin bir ayrıcalık olduğunu düşünenlerin, Müge Gürman'ın sahne çalışmalarını merak edenlerin izlemesi gereken bir yapım. Ne ki, sahnede olan bitenleri rahatça algılayabilmek için en azından Çehov'un büyük oyunlarını bilmeniz gerekli.

Yaz döneminin geri kalan bölümünü değerli kılmak için Çehov okumaya ne dersiniz?

Ayşegül Yüksel

(Cumhuriyet, 31 Temmuz 2012)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim