http://www.aict-iatc.org/

GİTME BE FAZIL (SAY) MI, KAL BRE FAZIL MI, “VAR GİT YOLUNA” FAZIL MI?

Bodrum'daki D-Marin Turgutreis 8. Uluslararası Klasik Müzik Festivali'nin son akşamında Fazıl Say şöleni vardı ve şölen, Çaykovski (1840-1893)'nin Si bemol minör 1 No'lu Piyano Konçertosu'yla başladı. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nı Şef Gürer Aykal yönetiyordu, solist ve orkestra arasında bir düello şeklinde gelişen konçertonun daha ilk bölümünde, Fazıl Say piyanosunun başında devleşti, yükseldi, yüceldi.

NEFES KESEN ÇİFT OKTAVLAR

Fazıl Say, Çaykovski'nin hayal gücünün zenginliğini çok güzel çizdi. Pek çok virtüöz için kilometre taşı olarak kabul edilen konçertoyu icra ederken, kilometrenin kendisi olduğu gerçeğini dinleyicilerine bir kez daha hatırlattı. Marinayı hıncahınç dolduran dinleyicilerin büyük coşkuyla karşıladığı Fazıl Say icrası, içerdiği enerji, virtüözlük, tutku ve dram ile fazla söze gerek tanımadan benzersizliğini kanıtladı. Büyük bir ihtimamla hazırlandığı belli olan organizasyonun ses düzeni bölümünde kimi zaman kendini belli eden aksamalara karşın, eserin dram ile lirik tarz arasındaki karşıtlığını kulaklara başarıyla aktardı. Öyle ki, fevkalade yaratıcı biçimde gelişen temalar; nefes kesen çift oktavlar ve harikulade bir kadansın yer aldığı heyecan verici piyano partileri sırasında, ses düzenindeki boğulmalar bile pek fark olunmadı. Fazıl Say, ikinci bölümün ortasındaki "prestissimo"nun başlangıcında ve bitişinde hınzırca ritmik sürprizler yarattı. Gecenin ilk bölümünü iki güzel "bis" ile kapattı.

"MEZOPOTAMYA SENFONİSİ"

İkinci bölümde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası gene en görkemli haliyle sahneyi doldurdu. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın 40. yıldönümü için Fazıl Say'a sipariş edilen "Mezopotamya Senfonisi" icra edilecekti. 23 Haziran'daki dünya prömiyerini kaçırmıştım, dolayısıyla ilk kez dinleyecektim, heyecanlıydım. 130 kişilik orkestra yerini aldı, 10 bölümden oluşan beste başladı. "Ova'da İki Çocuk", "Dicle", "Ölüm Kültürü Üzerine", "Melodram", "Ay", "Güneş", "Kurşun", "Fırat", "Savaş Üzerine" ve "Mezopotamya Ağıtı" başlıklı bölümler, Sümer, Asur ve Babil'in tınılarından yola çıkarak, Dicle ve Fırat'ın çağıltısına, ağıtlardan, türkülere, nihayetinde yaşam, ölüm, barış ve savaş motiflerine ulaştı, derin izler bırakarak günümüz coğrafyasına odaklandı.

"THEREMİN" İLE TANIŞTIK

Şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, gene küçük ses tesisatı hatalarına karşın fevkalade formundaydı. Fazıl Say bu eserinde, bas flüt (Bülent Evcil), bas blokflüt (Çağatay Akyol), Theremin (Carolina Eyck) gibi ender kullanılan enstrümanları birer sembol olarak kullanmayı yeğlemişti. Bas flüt ve bas blokflütten etnik tınılar elde ederek Ortadoğu'yu özgületmiş, öyküyü Bas Flüt ve Bas blokflüte anlattırmıştı. "Kurşun" bölümünde çocuklardan biri (bas flüt) vurularak öldü. Bas blokflüt yalnız kaldı. Elektromanyetik dalgalar ile kullanılan, çok nadir eserde yer alan ve bulunan Theremin, "melek" rolünü oynadı.

TROMBONLAR SAVAŞI ANLATIRKEN

Fazıl Say; Sümer, Asur, Babil'in yanı sıra, günümüz Mezopotamya'sını da içeren tarihi, kültürüyle, müziğiyle ele almıştı. Tapınılan "Güneş"i anlattı. "Ay" bölümündeyse romantizm salgılandı. "Dicle" bölümünde sakin akan suyun etrafındaki dağlarda yarattığı yankı marinaya yansırken, "Fırat"da nehrin gücünün, coşkusunun izleri, müziğin yükselen ritminden anlaşılmaktaydı. "Ölüm Kültürü"nü koyu ve karanlık tarafıyla tanıttı. Trombonlar, (savaşmayanları da yakan) savaşın sertliğini, anlaşılmazlığını, anlamsızlığını anlattı. Her ses, her nota sanki bir tiyatro oyunundaki tabloları, bir şiiri, bir resmi, bir fotoğrafı andırmaktaydı.

FAZIL SAY JAPONYA'YA YERLEŞMELİ Mİ

Konserden sonra bir şeyler yemek, iki kadeh de rakı içmek için D-Marin Yatch Club'a gittim. Kısa bir süre sonra Gürer Aykal, Yücel Canyaran, Kadir Dursun falan da geldi. Fazıl Say'ı ayakta karşıladım, kutladım. Internet paylaşım sitesi Twitter üzerinden İslam inancına saldırı niteliği taşıyan mesajlar attığı gerekçesiyle hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, suç duyurusunu işleme alan savcılığın soruşturma başlattığını, Fazıl Say'ın moralsizliğini ve Japonya'ya yerleşmek istediğini hatırladım.

LAİSİZM ELDEN GİDERKEN

Bu konuda ağzımdan tek sözcük çıkmadı, ama içimden: "Gitme be Fazıl" demek de gelmedi. Gün ola harman ola, belki "onlar" gider, yahut da "güneşli günler" yakındır demeyi hiç mi hiç denemedim. Antidemokratik bir ülkedeydik, yaşamak, hele hele sanat yapmak, kolay değildi. Sanatçıya: "Sen kerhanede mi doğdun" diyebilen "kerhaneciler" ortada kol geziyordu. Hukuk mukuk yoktu, medya soytarılarla doluydu, Fazıl Say gibiler halk ile aynı dili konuşuyor, ama anlaşılamıyor, anlaşamıyor, dışlanıyordu. Dinci faşizan baskılar artıyor onurumuz olan laisizm elden gidiyordu, eğitim sistemi geri götürülüyordu.

Konser sonrası birkaç kişinin "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye slogan attığı aklımdaydı. Aslında önemli olan, Türkiye'nin Fazıl Say ile gurur duyması değil, Fazıl Say'ın kültürüyle, eğitimiyle, bütün katmanlarıyla gurur duyacağı bir Türkiye'de yaşaması; emeğini dehasını, bilgisini, kültürünü Türkiyelilerle ve Türkiye'den dünyalılarla paylaşmasıydı.

"Fazıl, gitme kal" diyemedim.

İçimden: "Git be Fazıl, git. Sen bize on numara büyüksün" diye söylendim.

İçin için hüzünlendim.

Üstün Akmen

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim