http://www.aict-iatc.org/

‘Keşanlı Ali Destanı’ ve ‘Son’ Dizileri Noktalanırken

Seyircinin tuttuğu televizyon dizilerini sürdürmek için senaryolar 'dolaşmış yün çilesi'ne döndürülüyor. Uzadıkça ve çapraşıklaştıkça tadı kaçan öyküleri sürüklemek yükümlülüğünü taşıyan başoyuncuların, inandırıcılıklarını sürdürmek için kıvranışları da gözle görünür bir noktaya gelince, en 'iddialı proje'ler bile sıradanlaşıp yavanlaşıyor. Bu nedenle, haftalarca, aylarca, belki de yıllarca merakla izlediğiniz bir dizinin nasıl bittiğini bir süre sonra anımsamıyorsunuz bile.

Dizi yazarlığının da sanat olabileceğine inananlardanım. Genel izleyici kitlesinin ortalama kültür düzeyine seslenmenin de kuralları olmalı. Melodram/gerilim/güldürü türündeki öykülerin başarısı adına, bölüm sayısını sınırlamak mantıklı gözüküyor. Ne ki, son 6 ay içinde izlediğimiz, 'kısa süreli' olacağı belirlenip açıklanmış dizilerin bile birçok sorunu alt edemediği görülüyor.

Televizyondaki'Keşanlı Ali'

Bu tür dizilerden biri Haldun Taner'in ünlü sahne yapıtı, epik müzikal 'Keşanlı Ali Destanı'ydı. Fikret Hakan ve Fatma Girik'in başrolleri oynadığı 2 saatlik bir 'Keşanlı' filmi zaten Atıf Yılmaz tarafından –epik anlatım, dramatik anlatıma dönüştürülerek- yıllar önce çevrilmişti. Sahnelerimizde sürekli olarak yer alan bu yapıtı dizileştirme düşüncesi, Çağan Irmak'ın yönetmen, Özen Yula'nın senarist olarak gündeme gelmesiyle çekicilik kazanmış olmalı.

Ancak, şu gerçeği de görmezden gelemeyiz: Tiyatro, görsel ve işitsel silahlarıyla seyirciyi vurup kaçan, geride iz bırakan bir sanattır. Çarpıcılığı, yalnızca birkaç saat sürmesinden, 'ekonomik' bir anlatımla dile gelmesinden kaynaklanır. Buna karşılık, iki saatlik bir malzemeyi çekip uzatarak –dizilerde yapıldığı gibi- birkaç yüz saatlik bir gösteri oluşturmaya kalkarsanız, 'trajedi' melodramlaşır, 'komedi' soytarılığa dönüşür, 'epik' olan ile 'dramatik' olan birbirine dolaşır.

'Keşanlı Ali' dizisi iyi başladı. Özen Yula, oyunun 'epik' özelliklerini korumaya çalışırken, bir yandan da karakterlerin ve ilişkilerin, öykünün ait olduğu 'zaman'ın ve 'uzam'ın boyutlarını inandırıcı kılmak için, özgün metinde yer almayan art alanları ('sahne arkası' ayrıntılarını) oluşturma yolunu seçmişti. Ne ki, diziye eklenen yan öykülerin ve çapları abartılan güldürücü tiplerin ilişkilerinin ana öykünün önüne geçmesiyle, birkaç bölüm sonra, yazarın 'toplumsal duruş'unu belirleyen 'epik anlatım' ortadan yok oldu. Öykü de oyunculuk da yavanlaşmaya başladı.

Bu nedenle, daha 2-3 ay sürmesi tasarlanmış olan dizi 20. Bölüm'de noktalandı. Sevindirici olan, 'Keşanlı Ali' dizisinin finalinin, epik anlatımla örtüşen bir biçimde gerçekleştirilmiş olmasıydı. Öykü birbirinden farklı üç final sahnesiyle noktalanıyordu. (Seyirci istediği seçeneği benimsemekte özgürdü.) Tüm oyunlarını toplumsal bir konuyu tartışmak amacıyla yazan Taner Usta'nın 'oyunsu' dehası, dizi boyunca değil de ancak final sahnelerinde yansıtılabilmişti.

25 bölümde 'Son'

Özen Yula gibi, yeni kuşağın önde gelen oyun yazarlarından olan Berkun Oya'nın senaryosunu yazdığı, Uluç Bayraktar'ın yönettiği 'Son' ise çarpıcı bir başlangıç yaptı, çekiciliğini yitirmeden ilerledi ve daha önceden tasarlandığı/açıklandığı gibi 25 bölümde noktalandı.

Ama ne noktalanış! 25 dolayındaki dizi kişisinden, öyküde birincil düzeyde rolü olan 11'i öldürüldü, 5-6'sına ne olduğu açıklanmadı. Uluslararası düzeyde yer alan birkaç farklı eylem boyutunun oluşturduğu 'genel çerçeve' içinde olup bitenler hiçbir biçimde açıklanmazken, öykü –izleyenlerin çoğunun daha ilk bölümlerde farkına vardığı- aşk öyküsü üstünde odaklandı. Enerji yüklü çekim taktikleri ve başarılı oyunculuk örnekleriyle özenli bir çalışmaydı 'Son.' Ne ki bu nitelikler, seyircinin, ileriye ve geriye doğru düzenlenmiş çeşitli zaman atlamalarını 6 ay boyunca izlerken harcadığı çabanın, keçi boynuzu çiğnemekten farksız olduğunu farketmesini engellemedi.

Berkun Oya yazarken, Uluç Bayraktar da çekim yaparken amaçlamış mıydı bilmiyorum, ama 'Son' dizisi, insanın, kendisine en yakın olanların önemini/önceliğini göz ardı etmesinin ağır bir suç olduğunu anımsattı bana. Ali Komiser'in, Selim'in, Yorgo'nun ve Halil'in bakışlarından belleğime yüklenen ise 'vicdan azabı'nın onarılmazlığıydı.

Dizileri izlemeye devam ediyorum.

Ayşegül Yüksel

(Cumhuriyet, 3 Temmuz 2012)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim