http://www.aict-iatc.org/

AFİFE JALE’NİN TORUNLARI: Ahu Türkpençe ve Esra Bezen Bilgin’i alkışlarken

24 Temmuz, Afife Jale'nin ölüm yıldönümü. Tiyatro sahnesine çıkma yürekliliğini gösterdiği için yıpratılan yaşamı 1941 yılında, henüz 39 yaşındayken tükenivermişti. Afife Jale'nin kuşağından olan –ondan daha şanslı- birçok Müslüman kadın sanatçımız, genç Cumhuriyet yönetiminin destekleyici tutumundan yararlanarak başarıya ulaştı ve yıllarca tiyatroya hizmet verdi. Bedia Muvahhit'in, Şaziye Moral'ın, Halide Pişkin'in tiyatroyu sevmemde ne denli önemli katkıları olduğunu unutabilir miyim?

O günlerden bugüne, dünya sahnelerindeki rakipleriyle rahatça yarışabilecek birçok usta kadın sahne sanatçısı yetişti ülkemizde. Artık kadın sahne sanatçılarıyla övünen bir ulusuz.

İçinde bulunduğumuz dönemde sahnede 'yıldızlaşma' sırası, çocuklarımın yaşıtları olan, 1970'lerde doğmuş sanatçılarda. Arkalarından da daha genç olanlar geliyor. Cumhuriyet Türkiyesi'nde soluk alabilmiş kadın sanatçıların simgelediği tüm kuşakların sahnedeki eylemine birinci elden tanıklık edebildiğim için şanslı sayıyorum kendimi.

Gelin, 72. ölüm yıldönümünde Afife Jale'yi, doğum tarihleri 1970'li yıllara denk düşen, Afife Tiyatro Ödülleri'nin sahibi olmuş iki sanatçının, yepyeni iki İngiliz oyunundaki başarıları aracılığıyla analım.

Ahu Türkpençe 'Sondan Sonra'da

Bu sanatçılardan ilki, Duru Tiyatro yapımı, Emre Kınay'ın sahnelediği 'Sondan Sonra' ('After the End') oyunundaki Louise rolüyle 2011 Afife En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü'nü alan Ahu Türkpençe. 1970 doğumlu İngiliz yazar Dennis Kelly'nin ilk kez 2005'te Londra'da sahnelenen bu iki kişilik oyunu, Mark (Emre Kınay) adlı genç adamın 11 Eylül benzeri terörist bir saldırıdan kurtardığını söylediği Louise'i, baygın olarak, kendisine ait bir sığınağa indirmesiyle başlıyor.

Türkpençe, doğal koşullarda birlikte olmayı düşünmeyeceği bir erkekle -bilmediği bir uzamda ve koşullarda- yaşamak zorunda kalan Louise'in, kendisine söylenenlere inanmakla inanmamak arasında gidip gelişini, 'korunmuş' olmanın doğurduğu 'zorunlu' minnet duygusunun, 'tutsak' alınmış olmanın farkındalığının getirdiği öfkeye dönüşmesini, karşısındaki saplantılı erkeğin onu önce düşünsel baskının nesnesi yapmaya çabalaması, zaman içinde bedensel saldırıya, dahası, cinsel tacize yönelmesi karşısındaki tutumunu, duygusal ve düşünsel dozu aşama aşama gelişen, her aşamada oyuncu kişi akıl ve duyarlığıyla dengelenmiş bir yorumla sergiliyor.

Oyun, genç kadını alıkoymaktan tutuklanmış/tımarhaneye kapatılmış olan Mark'ı görmeye gelen Louise'in monoloğuyla noktalanıyor. Mark'ın hiç konuşmadığı bu bölümde, Louise, psikolojik ve bedensel olarak yaşadıklarının derin izlerini taşıyan bir 'bunalım' bulutu içinden, cellatını ve kendini her şeyin yolunda gittiğini inandırmaya çalışıyor. Söylenecekleri, aksamadan ve duygusal ses kırılmalarına uğramadan dillendirme çabasının ön düzeye alındığı, soğukkanlılık ve hüzün arasında gidip gelirken yolunu şaşırmayan, bu etkileyici 'yüzleşme' sahnesinde Türkpençe doruğu yakalıyor.

Esra Bezen Bilgin'den 'Önce Bir Boşluk Oldu...

Esra Bezen Bilgin'e 2012 En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü'nü getiren 'Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince...' (It Felt Empty When the Heart Went...') başlıklı iki kişilik (öteki oyuncu, İrina'da Güliz Gençoğlu) oyun, bir Talimhane Tiyatrosu yapımı. 1984 doğumlu İngiliz yazar Lucy Kirkwood'un ilk kez 2009'da dünya prömiyeri yapan oyunu Seçil Honeywill tarafından Türkçeye ve Türkiye koşullarına ustaca uyarlanmış ve Mehmet Ergen'in yorumuyla sahnelenmiş.

Ukraynalı Dijana'nın yaşamının, ilk görüşte aşık olup pasaportunu teslim ettiği Mustafa tarafından -sevgili, sekreter, temizlikçi kadın, en sonra da seks işçisi olarak alıkonmasıyla- beklemediği biçimde yönlendirilmesinin öyküsü, zaman sırası gözetilmeden dile geliyor. Bilgin'in büyük başarısı, bu öyküden –can yakıcı- bölümleri karışık düzende canlandırırken, dramatik iniş çıkışlara ve kolay abartmalara hiç yüz vermeden, oyunun vardığı son noktanın etkisinde kalmadan, yumuşak başlı, iyi huylu, seven ve umut eden kadın imgesini incelikli ayırtılarla (nüans) bezeyerek, gülümseme ve hüzün arasındaki gelgitlerle daha da 'can yakıcı' kılmasında. Ukraynalı bir kadının kullandığı Türkçe bu denli mi 'gerçek' duygusu verir? Aldatılmış, yıpratılmış, insanlıktan çıkarılmış bir genç kadının yüreğindeki sevgi, vazgeçmediği düşleri ve/ya da düş kırıklıkları böyle mi sıcaklıkla yansıtılır? Böyle mi burukluk yaratır?

Tiyatro sanatının ve toplumumuzun 'aydınlığa dönük' cephesini güçlendirmedeki işlevi 'vazgeçilmez olan' kadın oyuncuların bu tür özenli çalışmaları Afife Jale'nin yaptığı zorlu başlangıcı daha da anlamlı kılıyor.

Ayşegül Yüksel

(Cumhuriyet, 17 Temmuz 2012)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim