http://www.aict-iatc.org/

Tiyatro Demokrasinin Paylaşma/Hesaplaşma Aracıdır

17 Haziran-22 Haziran arasında, Kadıköy yakasının, Selami Çeşme Özgürlük Parkı'nda, her kuşaktan sahne insanlarının katılımıyla bir Sanat Maratonu gerçekleştiriliyor. Günün 24 saati boyunca, çeşitli gösterilerle sürecek olan bu bir haftalık 'şenlik', aslında 'protesto' niteliği taşıyor. Sanatçılar, İBBŞT'nin işleyiş biçimini etkileyen yönetmelik değişikliği ve Devlet Tiyatroları'nı 'özelleştirilme' sürecine sokan girişimler, özetle, 'ödenekli tiyatro' olgusunu yok etmeye/denetim altına almaya yönelik yaptırımlara olan tepkilerini, halk karşısında sanat yoluyla dile getiriyorlar.

Tiyatronun, Yunan demokrasisinin altın döneminde, kalabalık bir seyirci topluluğunun katılımıyla oluşan 'şenlik' ortamlarında kurumlaştığı düşünülürse, bu sanatın, demokrasinin yaman bir paylaşım ve hesaplaşma aracı olduğu açıkça görülecektir. Sophokles, yaşam karşısındaki 'insancı' duruşunu bu şenliklerde dile getiriyor, Aristophanes, demokrasiye leke süren yöneticilerden yine aynı ortamda hesap soruyordu.

Tiyatronun halk kitleleriyle bütünleşme özelliği Antik Yunan örneğiyle sınırlı değildir. Çok tanrılı din anlayışından Hristiyanlık dönemine geçişte kesintiye uğrayan gösteri sanatları, Ortaçağ'ın son aşamalarında yeniden ivmelenerek, pazar yerleri, panayır, kentlerdeki büyük alanlar gibi, halkla içi çe olan ortamlarda sürdü gitti. 'İngiliz Rönesansı' sürecinde, bir gecede binlerce seyirciye kucak açan sahne olayları yaşanmaktaydı. Shakespeare, işte tam da bu ortamda, çoğu okuma yazma bilmeyen seyircisiyle bütünleşebiliyor, ünlü karakteri Hamlet aracılığıyla, insanın yeryüzündeki/dünyadaki yerini/işlevini sorguluyordu.

Cumhuriyet'imizi kuran akıllı insanlar, tiyatro için yazar/uygulamacı/seyirci yetiştirmek, kısacası halkı sanat alanlarıyla bütünleştirmek için gerekli altyapısal önlemleri hiç zaman geçirmeden almışlardı. Cumhuriyet rejiminin 'kültür seferberliği' anlayışı doğrultusunda, 1932'de kurulmuş olan Halkevleri'nin işlevlerinden biri tiyatro sanatının ülke düzeyinde üretilmesi ve izlenmesi için gerekli koşulları sağlamak olmuştu. 1940'ta kurulan Köy Enstitüleri yoluyla da, öğrenciler halk oyunlarına ve köy seyirlik oyunlarının araştırılmasına ve sahnelenmesine yönlendiriliyor, Anadolu insanının, tiyatro üretimine yazar-sanatçı-seyirci kimliğiyle katılma yolu açılıyordu.

Bu kurumların 1950'li yılların başında kapatılması, tiyatroyu yaygınlaştırma hareketini durdurmuştur. Muhsin Ertuğrul'un, 1960'lı yıllarda, tiyatronun halkla buluşması için yeni bir yol olarak düşündüğü 'bölge tiyatroları'na ilişkin yasa tasarısı da bir türlü TBMM'nin gündemine getirilmemiştir.

Görüldüğü gibi, 'siyasal erk'in sanata 'değişmez ilkeler'le sahip çıkmaya yanaşmadığı, tam tersine, halkın sanatla bütünleşmesine kuşkuyla baktığı bir ülkede yaşıyoruz. Yakın dönem tiyatro tarihimiz, yazarlarının hapiste çürümesi, sanatçılarına işkence edilmesi, tiyatro gösterilerinin basılması, oyunların/turne tiyatrolarının engellenmesi karşısında yeterince tepki getirememiş, tam tersine, tiyatrodan uzak durmayı yeğlemiş bir toplum resmi çiziyor. 'Demokrasi' süreçlerinin kesintiye uğraması sonucunda, 'demokrasi'nin ne olduğunu tam öğrenememiş, yalnızca sandıkta oy kullanmakla yetinmişiz.

Ülkemizde gösteri sanatları ile halk kitlelerini buluşturma olanağı, her kesimden halkın ödeyebileceği bilet ücretleriyle, tiyatro, opera ve bale başyapıtlarını sunan Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi ile birkaç ilimizde yeşermiş olan şehir tiyatroları yoluyla oluşturulabilmiştir. Tiyatronun 'halktan kopuk' olmasını eleştiren 'siyasal erk'in yapması gereken, sahne sanatları ile halkı bütünleştirmede bir cankurtaran simidi görevi taşıyan bu 'ödenekli' sanat kurumlarını yok etmek değil, tam tersine, bu kuruluşların sayısını arttırmaktır. Ne ki, bu hizmet gerçekleştirilirken, özelde tiyatronun, genelde de sanatın 'sorgulayıcı' niteliği kabul edilmelidir.

Unutulmaması gereken bir nokta da şudur: Tiyatromuzun özlenen düzeye ulaşabilmesi için, 'nitelikli çoğunluk' tarafından izlenmesi, değerlendirilmesi ve eleştirilmesi gerekir. 'Nitelikli çoğunluk', ise ancak 'nitelikli demokrasi'lerde bulunabilmektedir.

Uzun sözün kısası, tiyatroya demokrasi yaraşır.

Ayşegül Yüksel

(Cumhuriyet, 19 Haziran 2012)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim