http://www.aict-iatc.org/

DİKTATÖR UŞAKLARININ ALENEN TEŞHİR EDİLDİĞİ OYUN: “GERGEDAN”

Fransa'da küçük bir kasaba...

Kasabanın meydanındaki "café"de günlerden pazar günüdür ve de vakit (Jean: "Saat 11.30'da buluşacaktık, neredeyse öğlen oluyor" dediğine göre) öğlendir ya da öğlene yakındır, mevsimlerdense yazdır. Yönetmenin metne eklediği prologdan sonra perde açıldığında, "café"nin önündeki terasta neredeyse sahnenin ortasına kadar yayılmış olan sandalyeleri ve karakterleri gördük. Derken, çok uzaklardan gelen, ancak hızla yaklaşan bir gürültü, bir vahşi hayvan soluması ve hayvanın koşarken çıkardığı sesler duyuldu. Jean: "Hiii, bir gergedan" diye inlediğinde, 18. İstanbul Tiyatro Festivali sırasında izlenilen Eugène Ionesco (1909-1994)'nun Théâtre De La Ville-Paris yapımı "Rhinocéros/Gergedan"ının konu gelişimi başlamıştı. Gergedanlar çoğaldı, bir kedi ezilerek öldü, giderek somutlaşan duruma karşı, ahalide görüşler üredi: "Yok canım mümkün değil, öyle değildir" dendi, oysa gergedanlar kasabayı sarmıştı.

GERGEDANLAŞMAK

Kasaba sakinleri, gergedan tehlikesinden pek etkilenmedi, ancak çok geçmeden, insanlar önce usul usul, sonra giderek artan bir hızla gergedana dönüşmeye başladı. Bu dönüşümü dehşetle izleyenler olduğu gibi, zamanla değişime ayak uydurmaya, gergedanların erdemlerinden söz etmeye başlayanlar da ortaya çıktı. Günlerden bir gün, gergedanın biri, hukuk kitapları basan büyük bir yayınevine daldı, içerdekiler canlarını zor kurtardı. Orada bulunan Madam Boeuf, yayınevini basan gergedanı tanıdı, ona sevgi ile böğüren gergedanın Madam Boeuf'ün kocası olduğu anlaşıldı. İtfaiye alarma geçerken, Botard, başlangıçta hiç aldırmadığı olayın telaşı içinde: "Tüm sorumluların adlarını da biliyorum ben. Hainlerin adlarını. Kimse aldatamaz beni. Bu provokasyonun amacını ve anlamını da açıklayacağım size! Bir bir düşüreceğim bunu başlatanların maskelerini (Kitaplığımdaki son baskısı: "Gergedanlar"/Eugène Ionesco-Toplu Oyunları 4-MitosBOYUT Tiyatro Yayınları, Mayıs 2000/Hasan Anamur çevirisi)" diye bağırıyordu.

"BÖYLE BİR OLAY TÜRKİYE'DE BİLE OLMAZ" DEMEYİN SAKIN

İşin özü şuydu ki, oyun, yazarın modern dünyaya ve bu dünyada farklı suretlerle karşımıza çıkan totaliterliğe getirdiği belki de en sert eleştirilerden birini sinesinde barındırmaktaydı. "Gergedan"ın 1960-1961 sezonunda Devlet Tiyatrosu'nca sahneye taşındığını salona girmeden önce Sevgili Başar Sabuncu anımsattı, başrolde (ışıklar içinde uyusun) Kerim Afşar vardı. Ben Devlet Tiyatrosu'nun İstanbul yaz turnesini yakalayamamış, dolayısıyla oyunu kaçırmıştım, ama aynı eser 1963 yılında Ataç Yayınevi tarafından yayınlanınca Fikret Adil'in çevirinden okuduğumu hatırladım. Ne yalan söyleyeyim, okuduktan sonra hiç de etkilenmemiş, çevremdeki gergedanları sezememiştim. Devlet Tiyatrosu yapıtı, bu kere Kerim Afşar'ın rejisiyle 1980 yılında sahneledi, Zafer Ergin akıllara kakılacak bir Bérenger çizdi. Tam da 12 Eylül faşizmi yıllarıydı, "Gergedan"ın etkisinde gene tam anlamıyla kalmamışım. Oysa bu kere, 2012 yılının göbeğinde modern dünyadaki totaliterleşme sürecinin gündelik hayattaki gizil pratiklerin deşifre edilmesiyle değil, totaliter toplum düşüncesini canlı biçimde çağrıştırdığı "Gergedan", kafama ve yüreğime dank etti, anladım. "Gergedan" imgesini Yönetmen Emmanuel Demarcy-Mota (1970) pek güzel kullanmıştı. Oyunu izlerken: "Böyle bir olay Türkiye'de bile olmaz" diyemediğime, yaşadığım ülkeyi gergedanların basışına tanıklık etmekte oluşuma sürekli hayıflandım. Ionesco'nun taaa 1959 yılında yazmış olduğu oyunun, bu ülkede oynanan "oyun"la özdeşleşişine şaştım kaldım.

BÉRENGER NASIL OLDU DA GERGEDANLAŞMADI

Başrolde Serge Maggiani, Bérenger'nin etrafındaki tüm insanların aşama aşama "gergedanlaştığı" bir dünyada ayakta kalmaya çalışışını başarıyla yansıttı. Gene de, bana öyle geldi ki, söz konusu toplu dönüşümün gerçekleştiği dünyamızda, onun sergilediği tutum da açık bir muhalefet ya da başkaldırıdan çok, çaresizlikti. Öyle ki, Bérenger'nin "gergedanlaşmaması", bir noktada ona acı veren bir olgu oldu. Bérenger büyük bir kahraman olduğu için değil, bir türlü gergedanlaşamadığı için "insan" kalmayı seçti, dolayısıyla da oyunun sonunda boyun eğmeyerek: "... Son insanım ben, sonuna kadar da insan kalacağım! Teslim olmuyorum" deyip insan kalmayı yeğlemesi, bende nedense ironik bir etki yarattı. İnsanlar yalnızca gergedanlara benzemekle kalmamış, gerçekten de gergedanlaşmışlardı. Kendimi kandırmadım, söz konusu dönüşümün çaresi, kendi kurtuluşunu örgütleyen birey değildi.

TAKIM OYUNCULUĞU VE KOREOGRAFİK MİZANSEN

Ionesco'nun, insanlığın durumunun "absürtlüğüne" karşı duyduğu metafizik üzüntü, Emmanuel Demarcy-Mota'nın yoğun şiirsellik taşıyan sahne diliyle sahneye aktarılmıştı. Ev Kadını'nın kedisine cenaze töreni tablosu, Ionesco'nun dediği gibi sanki "kendi başına kısa bir perde" anlamındaydı. Demarcy-Mota, sahneleme ve dramatik metni bir gösterim metni haline getirmiş, "Gergedan", söylemin gösterimi olduğu kadar gösterimin söylemi halini almıştı. Ionesco'nun metnini teatral üretimin içine işletmiş, sahnelemesinde alışılagelenin dışına taşarak yansıtmacı (mimesis) bir söyleme dönüştürmüştü. Takım oyunculuğu ibret alınacak kadar mükemmel, koreografik mizansen fevkalade başarılıydı. Céline Carrère, Daisy'nin çoğunluktan yana tavır alışını özellikli bir biçem içinde canlandırırken Yves Collet'in sahne tasarımı, oyuncuyu oynatan, rejiyi yönlendiren bir konsept oluşturmuştu. Gene Collet'nin imzasını taşıyan 3 ön ışık, 3 tepe ışığı ve toplam 36 spotlu yan ışıkla yarattığı ışık tasarımı, oyunun ruhsal durumunu tablo tablo seyirciye ulaştırdı. Işık, görsel-biçimsel boyutlarıyla ve kompozisyon olarak fevkalade doğruydu. Dolayısıyla izleyicinin aklı ve duyguları güçlü bir şekilde ışıktan da etkilendi.

Kısacası, bu kere iyice anladım: "Gergedan"da felaket, bireysel duyguya indirgenmişti.

Üstün Akmen

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim