http://www.aict-iatc.org/

ÇÜRÜMÜŞ DÜNYAMIZ HAMLET’E KARŞI

Schaubühne'nin 'Hamlet' yapımında 'şov' öğeleri öndeydi.

Ünlü tiyatro adamı Thomas Ostermeier'in sahnelediği Schaubühne Berlin yapımı 'Hamlet' İstanbul Festivali'nde de coşkuyla karşılandı. Belli ki her çeşitten Festival seyircisi, sunulan sahne olayından kendine bir keyif payı çıkartmıştı.

Tiyatroyla ve/ya da Shakespeare ile ilgilenenlerin çoğunun kafasında farklı bir Hamlet vardır. Söz gelimi, ben Hamlet'in 'prens', 'feodal evlat' ve 'entelektüel' olanını severim. Onun bu –birbiriyle çelişen- üç kimliğinin baskısıyla yaşadığı çözümsüzlüğü severim. Shakespeare'in, Hamlet karakterini, 'tipik feodal prens' Fortinbras ve 'tipik feodal evlat' Laertes ile zıtlaştırmasını severim. Dahası, Hamlet'in, insanoğlunun 'varoluş' sorununu deşen, yüce-aşağılık özelliklerini tartışan, 'ölüm'e yazgılı oluşuna karşı çıkan o parıltılı aklını severim.

Schaubühne yapımında 'güncelleştirilmiş' bir 'Hamlet' izliyoruz. Kahramanın 'kimlik bunalımı', Fortinbras olayı, 'oyuncular' ve 'mezarcılar' sahneleri, Hamlet'in birçok 'tek başına konuşma'sı oyundan çıkartılmış ve pek çok sahne de budanmış. Geriye Shakespeare'in çizdiği 'yozlaşmış dünya' resminin 'çağdaşlaştırılmış' görüntüsü kalıyor. 'Uygar'ın ürettiği 'ilkellik'...

Yönetmen Ostermeier, rolleri 6 oyuncunun paylaştığı sahne yorumunda, insanların sonsuz bir plastik bardak, kağıt tabak, bira tenekesi, kağıt peçete çöplüğünde debelendiği, pisliğe ve şiddete duyarsızlaşmış bir dünyanın odağına 'iç ses' ve temel söylem olarak, Hamlet'in 'to be or not to be' sözleriyle başlayan dizelerini yerleştirmiş. (Özetlenirse: Erdemsizliğin, adaletsizliğin, aptallığın egemen olduğu bir dünyaya dayanılamıyorsa, kurtulmak için bir hançer darbesi yeterlidir. Ne ki, ölümden sonrasının bilinmezliği insanı durdurmaktadır.)

Hamlet işte bu koşullarda çıkıyor karşımıza. O bir 'oyuncu'. Oyunun 'soytarı'sı. (Usta oyuncu Lars Eidinger, ince bedenini şişiren –seyirci önünde de giyip çıkarttığı- 'içlik'le ve saçının seyrelmişliğinin özellikle gösterilmesiyle, gerçekten de trajik/komik 'soytarı' görüntüsüne bürünmüş.) Hamlet, Shakespeare'in de öngördüğü gibi, 'deli' rolü oynayacak. Ama Ostermeier bir adım daha öteye geçiyor: Belki de oyunda 'rol gereği delilik' ile 'gerçekten delirme' birbirine karışacak. Böylece, artık her şeyin kabul edilebilir sayılacağı bir 'teatral' dünyaya giriyoruz. Hamlet (Eidinger) 'seyirciye oynayacak'; dahası, zaman zaman oyunun dışına çıkarak seyirciyle şakalaşacak...

Görüldüğü gibi, Ostermeier sahne yorumunda, Shakespeare tiyatrosunun 'dramatik' yoğunluk taşıyan boyutunu değil, 'oyunsu' özelliklerini değerlendirmeyi seçmiş. Böylece, 'açık biçim' tiyatronun sağladığı özgürlükten yararlanmış. 'Oyunsu' öğeleri 'grotesk' kılarak parlatma yoluyla, 'gülmece' duygusu oluşturma çizgisine yönelmiş. Söz gelimi, gelişmiş teknoloji ürünlerini ilkel araçlarla yan yana getirmiş: Bahçe hortumuyla su fışkırtılarak yağmur görüntüsü sağlanırken, oyuncuların sahne içinden çektiği 'yakın plan' video görüntülerinin ekranda gösterilmesi gibi. Geleneksel 'top ateşi'nin yerini 'makineli tüfek' ateşinin alması gibi. Ya da Hamlet tam annesini tartaklarken, cep telefonuna dönüştürülmüş mikrofon aracılığıyla –tam da 13 Mayıs Pazar Anneler Günü'nde- 'Happy Mother's Day' iletisi verilmesi gibi...

Shakespeare'in çizdiği erkek-egemen dünyanın 'cinsel nesne'leri olan Gertrude ve Ophelia aynı kadın oyuncu (Judith Rosmair) tarafından oynanırken, Hamlet'in –Freud'un gözümüze soktuğu- 'anne' takıntısı da gündeme geliyor. Polonius (Robert Beyer) tam da Shakespeare'in tasarladığı düzeyde gülünç kılınmış. Kral Claudius (Urs Jucker) ise karikatürleştirilmiş. Laertes ile Rosencranz'ı Stefan Stern'den, Horatio ile Guildenstern'i de Sebastian Schwarz'dan izlemekteyiz.

Jan Pappelbaum'un sahne tasarımı içinde oyunun pürüzsüzce akması sağlanmış. Sahnenin ön düzeyi, ıslatılmasına karşın çamura dönüşmeyen, toprak benzeri malzemeyle örtülüdür Geri düzeyde ise öne doğru kayabilen geniş platform ve zincirlerden yapılma, aynı zamanda projeksiyon ekranı işlevi taşıyan hareketli perde yer alır. Bu devingen görsellik içinde beklenen, Ostermeier'in -yoktan var edip- Shakespeare'e armağan ettiği, 'Baba Hamlet'in cenaze töreni' sahnesinin çekiciliğiyle başlayan oyunun, en sondaki –Shakespeare'in elinden çıkma- 'düello sahnesi'nin vuruculuğuna ulaşmasıdır.

Ne ki, metinden yapılan onca budamaya karşın, sahne olayı bir türlü bitmek bilmez. Oysa, 2 saat 45 dakikalık sürenin neredeyse üçte biri, sahnede yer alan eğlendirici buluşların çoğaltılmasıyla ve çoğaldıkça etkisini yitirmesiyle geçirilmiştir. Bir başka deyişle, Ostermeier'in 'performans metni'ndeki 'oyunsu' öğeler 'şov'a dönüşerek, Shakespeare'in oyunundan geriye kalanın da önüne geçmiştir.

Kazancımız, tiyatroculuk becerileriyle bezeli bir 'festival/turne yapımı' izlemiş olmakla sınırlıdır.

Ayşegül Yüksel

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim