http://www.aict-iatc.org/

SHAKESPEARE’İN KAHRAMANI UÇURUMUN EŞİĞİNDE: “HAMLET”

18. İstanbul Tiyatro Festivali bu yıl, çağdaş tiyatronun Avrupa'daki en önemli tiyatrolarından Schaubühne Berlin'in Sanat Yönetmeni Thomas Ostermeier (1968)'in çarpıcı yorumuyla sahneye koyduğu "Hamlet"i, İstanbul'da seyircisiyle buluşturdu. 18. İstanbul Tiyatro Festivali'nin "Onur Ödülü" sahibi de olan Ostermeier'in, kendi anlayışıyla oyun arasındaki bağlantıyı ustalıkla kurduğu yorumunda, William Shakespeare (1564-1616)'in yirmiden fazla karakterini sadece altı oyuncu canlandırırken, Hamlet Lars Eidinger tarafından canlandırıldı. Diğer taraftan, Ostermeier'in, oyun içinde kamerayı özgün bir teknikle kullanması, seyircinin sahnedeki oyuncunun anında kaydedilen yakın plan görüntülerini küçük zincir baklalarından oluşmuş saçak perde üzerinde görebilmesi, böylece karakterlerin tüm ayrıntılarını algılayabilmesi hiç kuşkusuz bir yorum yaratısıydı.

SİYASAL, AHLAKSAL SORUNLAR

Ostermeier, "Hamlet"te oyun kişilerinin devinimlerini mükemmelen yönettiği gibi, bu hareketleri ortaya çıkartan nedenleri, yani psikolojiyi de yönetmişti. Eseri, Shakespeare'in dramatik yoğunluğundan arındırmış, yaşamda ve tiyatroda gerçekliği olan bir noktaya ulaştırmış, dolayısıyla Hamlet'i "çok yönlü" biçimlendirmişti. Tarihsel konuyu, heyecan verici bir tragedyaya, oradan da felsefi bir oyuna dönüştürmüş, "Hamlet"in her çağda, o çağın insanlarını ve sorunlarını yansıtabilecek ölçüde bir oyun olduğuna inanarak işe başlamıştı. Siyasal, ahlaksal sorunları, aşk olgusunu, hayatın son ereği üzerine kuramsal ve deneysel tartışmaları, aile sorunsalını "açık tiyatro" biçiminin özgür ortamında bir güzel harmanlamış; ölüm, sonsuzluk ve yeniden doğuş kavramlarını metafizik aşamada ele almıştı.

PARÇALANMIŞ DİL, PARAMPARÇA ZAMAN

Thomas Ostermeier yönetimindeki "Hamlet"in her düzleminde parçalanmışlık vardı. Bildiğimiz teksti, adeta birbirlerinin ardına eklenmiş parçalardan oluşturmuş, "Hamlet"in sahne dilini parçalamıştı. Dili parçalarken, metni içine oturttuğu zaman kavramıyla kronolojik zaman olarak da dağıtmıştı. Karakterleri birbirlerin içinde girift hale getirmiş, dolayısıyla dört yüz küsur yıllık kişilik yapılarını çatlatmış; Hamlet karakterini, pek çok tragedya kahramanının ve gerçek yaşamda var olan çatışma içindeki trajik kahramanın modeli olarak sahneye taşıyarak güncel trajediye gönderme yapmıştı. Sahneleyiş yapısıyla, sahnelenmesinin olanaksız olduğunu düşündürtecek kadar sınırsız alan yaratmıştı.

ÇAMUR OLMAYAN TOPRAK BENZERİ MALZEME

Thomas Ostermeier sahne dili ile seyirciyi çarparken, yazı dizgelerini kullanışıyla izleyicinin algılamasını da sapıttırmıştı. Anlatı zamanıyla şimdiki zamanı birbirinin içine geçirmiş, anlatımının yarattığı yabancılaşmayı Hamlet'in çok kimlikliliğiyle başkalaştırınca, ortaya çok katmanlı bir yapı çıkmasını sağlamıştı. Dekor tasarımcısı Jan Pappelbaum, gelişmiş teknoloji aygıtlarını ilkel araçlarla değiştirmiş, ıslatılmasına karşın çamur olmayan toprak benzeri malzemeyle sahneyi bütünüyle örterek ve bahçe fıskiyesini yağmur niyetine kullanarak seyirciyi iki saat kırk beş dakika boyunca silkelemeyi amaçlamıştı. Saçak perde önünde ileriye-geriye kayabilen geniş platform, yönetmenin belki de en önemli yardımcısıydı. Ostermeier, çatıyı bu ortamda sistemin temsilcisi olan kişi üstünde kurmuş, böylece sisteme tepeden bakarken yorumunda giderek ağırlaşan eleştiriler salgılamıştı. Ninan Wetzel'in kostümlerine ve Nils Ostendorf müziklerine inanıyorum ki oyundan sonra aklı başında hiçbir tiyatro eleştirmeninin gıkı çıkmamıştır. Erich Schneider'in ışık tasarımı da "iyi" tanımının bir gıdım üstüne fırlamıştı.

HEM ACI, HEM DE EĞLENCE KAYNAĞI OLARAK ÖLÜM

Thomas Ostermeier'in bir anlamda deneme tiyatrosu örneği verdiği oyunda, oyuncularına (Claudius'ta ve Hayalet Geist'te Urs Jucker, Danimarka Kraliçesi Gertrude ile Ophelia'da Judith Rosmair, Polonius ve Osrik'de Robert Beyer, Horatio ile Guilderstern'de Sebastian Schwarz, Laertes ve Rosencrantz'da Stefan Sternsanki) oyun metnini çok yönlü bir eğlence olarak ele aldırmıştı. Bu anlamda, oyuncular hem hep birlikte, hem de ayrı ayrı, hem çok doyurucu, hem de oynanması özel beceriler, hünerler ve hazırlık gerektiren birer oyunculuk örneği verdiler. Shakespeare'in "Hamlet"te tragedya ile komedyayı bir arada kullanmasından alabildiğine yararlanmışlar ve ölümü bile hem bir acı, hem de eğlence kaynağı olarak değerlendirmişlerdi. Yaşamın ve ölümün, varlığın ve yokluğun anlamı, Ostermeier'in sürekli olarak değişen bakış açısıyla birlikte hep bir başka yöne yöneldi. Her bir kavram, her bir değer bu beş oyuncunun yaratıcılığının doruğunda toplumsal ve evrensel ölçütlere göre başka görünümler edindi.

VAR OLUP OLMAMA NE ANLAM TAŞIR Kİ

Lars Eidinger ise Prens Hamlet'i kolayca kalıba sokulamayacak bir kişi olarak yorumlamıştı. Oyun içinde, davranış ve tepkileri (hem kendine, hem başkalarına karşı) çoğu kez ters ve beklenmedik tepkiler olarak izleyiciye iletti. Hamlet kişiliği, sürekli başkalık gösterdi. Bu yanı, onun için hem bir sorun hem de bir kolaylıktı. Bir yandan kişiliğini bulamamanın, bilememenin acısıyla kıvranırken, öte yandan esnekliği sayesinde herkese uyabildi, her kılığa girebildi. Hem acı çeken, hem çektiren ve bunu bildiği halde önüne geçemeyen insanoğluydu Hamlet. Oyun boyunca var olmanın mı yoksa olmamanın mı daha iyi olduğunu değil, var olup olmadığını ve var olmakla olmamanın bir anlam taşıyıp taşımadığını soran kişiliğiyle öne geçti.

YARI TANRI VE TOZ PARÇASI OLARAK İNSAN

Ostermeier, Hamlet'i sorularını yanıtsız bırakan bir evren karşısında düşünen, düşünmek zorunda kalan kişi olarak öne çekmişti. Umutsuz, yaramaz, şımarıktı ve deliydi. Yalan dolanla, dolap düzenle, küçük hesaplarla dolu bu dünya ile beklenmedik kılıklarda anlaşılmaz buyruklar gönderen öteki dünya arasında gidip gelen bir kişilikti. Bazı olguların politik olarak yanlış olduğu ve değişmesini gerektiğini söylüyordu, gel gelelim politik olarak bir değişimin hiç de içinde değildi. İnsanı aynı anda hem yarı tanrı, hem de bir toz parçası gibi görmenin acısıyla bunaldı, giderek eridi, bitti. Lars Eidinger, mimik ve vücut jestüeli; yerel ve "sosyal jestus"u, evrensel drama ilkelerini öyle olağanüstü bir başarıyla buluşturdu ki Hamlet'ten etkilenmemek elde değildi.

ALKIŞLARIN PAYDAŞI DİKMEN GÜRÜN'DÜ

Schaubühne Berlin'in Thomas Ostermeier'in yönetimindeki "Hamlet"ini ve özellikle Lars Eidinger'in Hamlet'e can verişini izlememek/izleyememek bir tiyatrosever için kesinlikle kayıptı.

Bu arada, oyun sonunda dakikalarca süren alkışların önemli bir bölümünden, hiç kuşkum yok ki bu oyunu İstanbul seyircisine kazandıran 18. İstanbul Tiyatro Festivali direktörü Prof. Dr. Dikmen Gürün ve ekibi de yeterince pay aldı.

Doğrusu haklarıydı.

Üstün Akmen

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim