http://www.aict-iatc.org/

ANTALYA’DA ÇEHOV’U KENDİ DİLİNDEN İZLEMEK: “VANYA DAYI”

Rus yazar Anton Çehov'un (1860–1904) klasik başyapıtı "Vanya Dayı"yı 2011-2012 sezonunda bir kez de Devlet Tiyatroları Antalya 3. Uluslararası Tiyatro Festivali sırasında Moskova Vakhtangov Tiyatrosu'ndan izledim. Çehov'un başka dile çevrildiğinde birçok özelliklerini kaybedebilecek bir yazar olduğunu bildiğimi daha önceki bir yazımda da ifade etmiştim. Bu açıdan bakınca, yabancı ülkelerde sahneye konulan herhangi bir Çehov oyununun mutlak başarıyla temsil edilebildiğini kabul etmenin pek kolay olmadığını da not etmiştim (Bkz: "Tiyatroda Ayna Var-ArtShop, Ekim 2011/Sayfa 145). İşte bu nedenlerle, Çehov'u kendi dilinin melodisiyle izlememizi temin ettiği için, Antalya Devlet Tiyatrosu'nun Müdürü, oyuncusu, yönetmeni, her şeyi Selim Gürata'ya üç saat süren oyundan çıkarken özel olarak teşekkürü bir borç bildim.

Oyuncu ve yönetmen Yevgeni Bagrationovich Vakhtangov (1883-1922)'un 1913 yılında kurduğu Vakhtangov Tiyatrosu, Çehov'un "Köy Yaşamından Sahneler" adını da verdiği oyununu festivalde Rimas Tuminas (1952)'ın rejisiyle sahneledi. 19. yüzyılın devrim arifesini yaşayan Rusya'sında, değişmekte olan siyasal sistem ve sınıfsal değerlerin toplumsal yaşamda yarattığı uzlaşmaz çelişkilerin, bir köy çiftlik evi yaşantısının içinden örneklerle yansıtıldığı oyunda, aydınların/yarı aydınların köy yaşamının tekdüzeliğine sıkışmış dayanılmaz yaşamları yanı sıra monotonluk, tembellik, umutsuzluk ve mutsuzlukla kuşatılmışlıkları vardı.

Oyunun rejisini yapan, ayrıca Moskova Vakhtangov Tiyatrosu'nun Genel Sanat Yönetmeni de olan Rimas Tuminas, Çehov'un 1896 yılında yazdığı ve ilk kez 26.10.1899 tarihinde Moskova Sanat Tiyatrosu'nda Stanislavski tarafından sahneye taşınmış olan "Vanya Dayı"daki yorumunda, oyunu, öyküsüne çapraz bir yerde duran "komedi" türüne yaklaştırmayı denemişti. Çehov'un yazılı metinde dört perdede bahçe/yemek salonu/konuk salonu/yatak odası olarak kurguladığı oyun yerlerini de Adomas Yatsovski'nin içinde üç kişilik istasyon bekleme koltuğu, bir kantar, bir küçük el pulluğu, beş-altı iskemle, kocaman bir aslan heykelinin bulunduğu tek bir mekâna, marangoz işliğine indirgemişti. "Vanya Dayı" metninin virgülüne dokunmamış, yeniden yazmaya yeltenmemiş, ama esprili çözümler türetmişti. Yanı sıra, kahramanların paradoksal psikolojik eylemlerine geniş yer vermiş, hayli tuhaflıklarla bezeli bir performans yeğlemişti.

Tavuk maketleri, yapma çiçekler, işliğin tavanında neye hizmet ettiği anlaşılamayan avize, (muhtemelen) mehtabı simgeleyen donuk ışıklı glop armatür kötüydü, ama Sergei Makovetsky bütün bunları unutturacak ölçüde başarılı bir Ivan Petroviç Voynitski (Vanya) karakteri çizdi. Diğer taraftan, Adomas Yatsovski'nin 1900'lerin başı giysileri giydirdiği karakterlerden Yelena Andreyevna, 1958'de Amerikan pazarına girmiş olan Hulahup (Hula Hoop) adı verilen oyuncağı elinde taşıyarak, Hawaii'lilerin dansına benzer bel kıvırma hareketlerini neden yapmaktaydı, düşündüm taşındım, ama aklım ermedi. Mihail Lvoviç Astrov, camı mum alevinin isine tutup Yelena Andreyevna'ya güneş tutulmasını izletmek isterken, avizenin ve glop armatürün ışığı hangi amaçla yanmaktaydı, anlamaya imgesel gücüm yetmedi. Tam da: "Ben yaşlıyım, bir cesetten farkım yok" derken Tuminas, Aleksandr Vladimiroviç Serebyakov'a nasıl olmuş da kanlı canlı, fıkır fıkır rol aldırmıştı, bütün gece düşünmem yetmedi. Mariya Vasilyevna Voynitskaya, neden o denli büyük çoraplar ördü, o çorapları Astrov finalde neden ellerine geçirdi, doluya koydum almadı boşa koydum dolmadı, içim içimi kemirdi. Gel gelelim aynı Tuminas, sahnede yarattığı absürt dünyada Çehov kişilerinin neler düşündüklerini ve ruhsal çalkantı anlarında nasıl sarsıntıya uğradıklarını pek güzel resmetti.

Litvanyalı besteci Faustas Latênas'ın müzikleri eserle mükemmelen uyum içindeydi. Işık tasarımında Maya Shavdatuashvili'nin günahını almak istemedim, zira Antalya Devlet Opera ve Balesi'nin teknik olanaklarından olabildiğince/bulabildiğince yararlanmış olduğunu sezinledim. İşçi'de Arthur Ivanov, sarhoş olduğu bölümde pek bir kötüydü, ne yalan söyleyeyim gerisine pek itibar etmedim. Yelena Andreyevna'da Anna Dubrovskaya'nın oyuncu yaratıcılığının bütün yollarını ve yöntemlerini kullandığını "teşhis" ettim. Doktor Mihail Lvoviç Astrov'da Vladimir Vdovıchenkov, sahnede duygularını her daim devindirebilmeyi ve bu sayede fiziksel güdülerine de yaşam vermeyi doğrusu pek güzel becerirken, Aleksandr Vladimiroviç Serebyakov'da Vladimir Simonov'un, aksiyon ve devinimleriyle daha fazla gerçeklik ve daha fazla yalınlık elde etme çabası içinde olduğunu gözlemledim. Sofya Aleksandrovna (Sonya)'da Eugene Kregzhde'nin aksiyona yönelen beklenmedik itilerinin tam da Tuminas'ın istediği gibi olduğunu sezdim.

Mariya Vasilyevna Voynitskaya'da Ludmila Maksakova; İlya İlyiç Telyegin'de Yuri Kraskov; Marina'da Galina Konovalova görevlerini tiyatrocu ciddiyeti ve oyun disiplini içinde layıkıyla yerine getirmişlerdi.

Diğer taraftan, Devlet Tiyatroları Antalya 3. Uluslararası Tiyatro Festivali sırasında birlikte olduğum Antalya Devlet Tiyatrosu çalışanlarının moral yoksunlukları içimi deldi geçti!

Hiç belli etmedim.

Üstün Akmen

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim