http://www.aict-iatc.org/

İSTANBUL ÖZLEMİ SAHNEDE “MESUT İNSANLAR FOTOĞRAFHANESİ”

Ziya Osman Saba (1910-1957)'nın sağlığında yayınladığı iki öykü kitabından bir olan "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (Varlık Yayınları-1952)"ni Hilmi Zafer Şahin kolaj yaklaşımını yeğleyerek hem oyunlaştırmış, hem de dramaturgisini yapmış. İyi ki yapmış, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolar (İBBŞT) yapımı olarak geniş halk kitlelerine Ziya Osman Saba'nın enfes bir duyarlılıkla betimlediği 1940'lı yılların İstanbul'unda gezinme olanağı sağlamış. Saba'nın İstanbul'a duyduğu özlemi, sevgiyi, daha ötesi saygıyı sahneye taşımış. O tarihlerde sadece Beyoğlu'nda yürüyen insanların değil, fotoğrafhanelerin vitrinlerini süsleyen çerçevelerin bile mesut insan fotoğraflarıyla dolu olduğu gerçeğini yozlaşan bilgi dağarcığımız için sağaltmış.

hilmi zafer şahin duyguları yeniden ve güzel yoğurmuş

Saba'nın: "Bir zamanlar oturduğum semtlerin vapurları yine hep o hareket telaşı içindeydiler. İşte Kadıköy'üne kalkacak 6 vapurunun zili çalmaya başladı. İşte Boğaz'ın Anadolu sahilini yapacak 6,5... Bir zamanlar saniyeleri bile kıymetli olan bu kâh küsurlu, kâh küsursuz rakamlar şimdi benim için eski ehemmiyetlerini ne kadar kaybetmişler! Zil istediği kadar acılaşabilir, memur demir kapıyı kapamak tehdidini istediği kadar ileri götürebilir; ben artık o vapurların yolcusu değilim, benim oralarda artık kimsem kalmadı. Yüksekkaldırım'dan istediğim kadar oyalana oyalana çıkabilirim. Tünel'e varınca tramvay bekliyormuş gibi üzüntülü bir hal alarak tramvaya binenleri seyreder, sonra yayan gitmeye karar vermiş bir insan tavrıyla etrafı seyrede ede Galatasaray'a, Taksim'e kadar yürüyebilirim" gibi ve benzeri cömertçe ortaya saldığı duyguları Hilmi Zafer Şahin yeniden bir güzel yoğurmuş. Ziya Osman Saba'nın çocukluğundan aklında kalan "Neveser" adlı vapura, kurban bayramı yaklaştıkça kesilmesine kıyamadığı kuzuya, yani duyduğu sevinçlere, küçücük mutluluklara etkileyici bir tiyatro dili kazandırmış.

uğur arda aydın'ın ceketi kruvaze olsa n'oluuur, olmasa n'olur...

Oyunu sahneye koyan Can Doğan, Hilmi Zafer Şahin'in Ziya Osman Saba'dan damıttığı özü alınmış etkileri büyütmüş. Özü büyütmüş, altlarını çizmiş, olabildiğince yumuşak vurgulamış. Tiyatroyu, ne tiyatro ne de edebiyat olan ara bölgenin ötesine itmiş, aradığı ve bulduğu uygun çerçeveye oturtmuş. Esere, yazarın görüş noktasına en yakın köşesinden bakmaya çalışmış. Kısacası Can Doğan bu işi pek güzel başarmış. Mehmet Emin Kaplan, dekor tasarımında yapaylığı aşmış, panoların ön ve arka yüzlerinin dokularıyla ve panolara düşen Ceylan Dökmen imzalı illüstrasyonların ruhuyla oyunun diline katkı sağlamış. Panolar, tekstin dokusu ve içeriğiyle bağdaşmış, kendi dilinde bir şeyler söyler hal almış. Işık tasarımında Fatih Mehmet Haroğlu, meslek yaşamında övünebileceği bir işe imza atmış. Kostüm tasarımcısı Eylül Gürcan'a pek sözüm yok da, iyi düşünmüş iyi tasarlamış, gene de beni düşüncelere, araştırmalara salmış, sonuç itibariyle içimdeki sorunun içinden çıkamayınca zihnimde Uğur Arda Aydın'ın ceketi kruvaze olsa acaba daha mı dönemsel olurdu sorusunu yaratmış.

mertol şalt'ın müzikleri

Mertol Şalt, tam anlamıyla "matluba" uygun müzikler bulmuş buluşturmuş bir buçuk saat boyunca oyunun orasına burasına takmış. Biri Ziya Osman Saba'ya ait "Ha üç gün önce, ha beş gün sonra./Geldiğin gibi gidişin./Nereye gittiyse anan, baban,/Peşinden kardeşin" dizeleriyle başlayan, diğer ikisi Can Doğan tarafından yazılmış iki şarkıya pek güzel üç beste yapmış. Saba'nın şiirinde ve Doğan'ın şarkı sözlerini oluşturan sözcüklerin taşıdıkları seslerin değerlerini iyi saptamış ve heceleri taşıması gereken seslere göre iyi ayarlamış. Oyuncunun tonlamasını, sözcüklerin uzunluk ya da kısalıklarını dikkate almış.

uğur arda aydın'ın devinen bedenini ve sesini havada biçimlendirişi

En son, Adrian C. Mitchell'in "Fareli Köyün Kavalcısı" adlı çocuk oyunundan anımsadığım Çağlar Polat, vatani eziyetini(!) bitirmiş, "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi"nde fotoğrafçılığa başlamış(!). Oyunun karakterine can veren Uğur Ayda Aydın, gövdesiyle ruhu arasında, iç aksiyonu ve dışa dönük hareketleri arasında minicik, ama mini minnacık dahi uyumsuzluk bırakmamış. Bir alet gibi kullandığı gövdesini duygularının emrine salmamış, fizikselliğini bellediği doğru yoldan saptırmamış. Kahramanımıza güzel, zarif, yankılı, renkli, uyumlu bir sonuçla yaşam sağlamış. Devinen bedenini ve değişken sesini havada biçimlendirirken kum üzerine yazı yazan Saba üstada fevkalade saygılı davranmış.

Uğur Arda Aydın, tıpkı Ziya Osman Saba gibi, sanatının malzemesini kendi içinden, kendi belleğinden çekip çıkarmış, metnin önerdiği kurgusal kişiliğe göre bir anlatı dili yakalamış. Anlayacağınız, oluşturduğu anlatının içinde kendini çok, ama çok iyi harmanlamış.

İBBŞT repertuar kurulu ne yalan söylemeli, iyi iş yapmış.

Üstün Akmen

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim