http://www.aict-iatc.org/

TİYATRODAN İNSANLIĞA ÇAĞRI

Tiyatronun çabası dünyayı daha yaşanabilir kılmaktır.

Cumhuriyet'teki ilk değerlendirme yazım 6 Kasım 1979 tarihinde çıkmıştı. Ha gayret, otuz yıla gidiyorum. İki haftada bir yazıdan, yılda -yuvarlak hesap- eder 25 yazı. 28 (yıl) ile çarpılırsa, eder 700. Bu 700 yazının bir bölümünde –gerektiğinde- oldukça ağır bir eleştirel dil kullanılmıştır. Yazılar, gazetemize siyasal bakımdan yakın bir duruş sergileyen yazar/yönetmen/oyuncuların, Cumhuriyet dostlarının, dahası, Cumhuriyet yazar ve çizerlerinin kendi sanatsal üretimleriyle ilgili olsa da...

Ben buna 'İlhan Selçuk güvencesi' altında 'yazmak' diyorum. (Siz de 'kültür ve sanatı koruma altına alma' ve 'düşünceyi ifade etme özgürlüğü' deyin isterseniz.) Bu 'güvence', kültür erozyonuna boyun eğen yayın organlarının sanat sayfalarını yok ettiği dönemlerde bile, Cumhuriyet'in iki sayfasının mutlaka 'kültür-sanat'a ayrılması yolunda yapılan 'tercih'in de önemli bir göstergesidir. Cumhuriyet 'özenilen' bir gelenek oluşturmuştur bu bağlamda. Gazetemizin kültür sayfalarının birkaç gün önce Direklerarası Halk Jürisi tarafından 'tiyatroya verdiği önem' için ödüllendirilmiş olması boşuna değildir. İmtiyaz sahipliğini ve başyazarlığını uzun yıllardır yaptığı gazetenin 'aydınlanmacı duruş'unu tüm sayfalarda yansıtmayı ilke edinmiş 'aydınlanmacı' yazarın bu başarıda da imzası vardır.

Tiyatroya yüklenen sorumluluk

Batı ülkelerinde 'aydınlanmacı duruş' bağlamında 'çifte standard' uygulanageldiğini tarih pek çok kez göstermiştir/göstermektedir. 'Aydınlanma' sürecini bizden çok daha önce gerçekleştirmiş olan bu ülkeler tarafından oluşturulan ve 27 Mart 2008'de 47. kez kutladığımız Dünya Tiyatro Günü için ünlü tiyatro insanları tarafından -1962'den bu yana- yazılmış bildiriler, 'tiyatro sanatı'nın 'aydınlanmacı duruş'un önde gelen savunucusu olarak kurumlaştığını gösterir. Gelişmiş Batı ülkelerinin sorumlusu olduğu I. ve II. Dünya Savaş(lar)ı tiyatrocuları öylesine düş kırıklığına uğratmıştır ki, Dünya Tiyatro Günü bildirileriyle insanlığı sürekli olarak uyarmayı görev bilmişlerdir. Tiyatroya ağır bir sorumluluk yükleyen uyarılardır bunlar. Bu uyarıların bir bölümünü sizlerle bir kez daha paylaşmanın zamanı gelmiştir.

1967 yılı bildirisinde, Bertolt Brecht'in eşi ve Berliner Ensemble'ın ünlü oyuncusu Helena Weigel, 'tiyatro ve tiyatroya yakın sanatların, insan topluluklarına karşı üstlerine aldıkları görev ve sorumluluklara yeterince önem vermediğini' vurguladıktan sonra, tartışmasını şöyle sürdürüyordu: 'Bizler, tiyatro insanları, kendimize özgü araçlarla dünyamızı yaşanabilir bir duruma getirmeye çalışıyoruz. Tiyatro ile ilgilenmemizin anlamı, yine ve her zamankinden çok, insana barış dolu bir "bugün" ile insanın insan için yardım, dayanışma kaynağı olacağı dostluk dolu bir gelecek hazırlamaktır.'

Weigel'in 'barış' özlemine, Miguel Angel Asturias imzasını taşıyan 1968 yılı bildirisinde '(...) kardeşi kardeşe öldürten savaşlara, insanın yok edilmesine, ırk kırımına ve insanları ortadan kaldırmanın bir başka biçimi olan ekonomik tıkanıklığa karşı çıkma' çağrısı eklenir. Peter Brook'un yazdığı 1969 yılı bildirisinde ise tiyatronun ilerici-devrimci niteliği vurgulanmaktadır.

Uygarlıktan ilkelliğe

Devleti Tiyatronun ilerici gücünün devlet gücüyle bastırılmaya kalkışılması Eugene Ionesco tarafından -1976 bildirisinde- şöyle eleştiriliyor: 'Politikanın kuruntulu, temelsiz düşünceli kimseleri, tiyatroyu ellerine geçirmek ve onu kendi amaçları için araç gibi kullanmak istemişlerdir. (...) Toplumun yapma bir üstün kuruluşudur devlet. Toplum değildir.(...) Politika adamları tiyatro sanatının hizmetinde olmalıdırlar. Bütün çabaları, tiyatro sanatının özgür gelişmesini sağlamak olmalıdır.'

Bertolt Brecht, Dünya Tiyatro Günü oluşturulmadan önce ölmüştü. Bu nedenle bir tiyatro bildirisi yok. Ancak, Helena Weigel 1967 yılındaki bildirisinde Brecht'in sözlerine de yer veriyor. Tiyatro yoluyla dünyayı onarma adına, tüm sanat insanlarının yapması gereken –emekçi sınıfından yana- bir 'seçim'den söz ediyor Brecht: '(...) sanat da seçimini yapmalıdır. Sanat ya körü körüne bir inanışla kaderini bir azınlığa bağlar ve onun aracı olur, ya da çoğunluğun tarafına geçerek kaderini ona bağlar. Ya insanları düşlere sürükler ve onları uyutur, bilgisizliği arttırır ya da insanları gerçeklere yöneltip bilgiyi çoğaltır. Ya yıkıcı yanları ağır basan güçlere ya da yapıcı ve ilerici güçlere seslenir.'

'Uygar' olarak niteleyegeldiğimiz dünya, 20. yüzyılın son, 21. yüzyılın da ilk on yılı içinde 'ilkel' bir görünüm sergiliyor. Bu manzaraya baktığımızda, insanla olan birlikteliğini yüzlerce yıldır sürdürmekte olan tiyatronun, insanın onurlu varlığını, esenliğini, bugüne ve geleceğe olan inancını sürdürebilmesi adına taşıdığı sorumluluğun azalacağına, gitgide daha arttığını görüyoruz.

İşte bu nedenle, kültür tarihimizin olduğu kadar birçoğumuzun bireysel tarihinin de paha biçilmez 'değerler'i arasında yer alan, yakılmış, yıkılmış, yok edilmesine girişilmiş tüm tiyatro yapılarının yeniden yaşama geçirilmesi ya da korumaya alınması konusunda ısrarlıyız...

..................................................................................

Not: Dünya Tiyatro Günü bildirilerinden yapılan alıntılar, Prof. Dr. Murat Tuncay'ın İzmir Devlet Opera ve Balesi yayını olarak hazırladığı 'Dünya Tiyatro Günü'nün Öyküsü' (1984) başlıklı kitapçıktan alınmıştır.

Ayşegül Yüksel

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim