http://www.aict-iatc.org/

Sıra İBBŞT’yi de mi haklamaya geliyor?

BİR SANAT KURUMU 100. YILINA YAKLAŞIRKEN

Tam 'belleksiz' bir toplum olduğumuzdan yakınırken, bir de baktık, toplumca 'tarih meraklısı' olup çıkmışız. Yaman çelişki doğrusu! Yetmiyormuş gibi, bir yandan, söz gelimi, tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın TV'de tatlı tatlı anlattıklarıyla, öte yandan da, söz gelimi, 'Muhteşem Yüzyıl' dizisinin yatak odalarında olup bitenlerle kafa buluyoruz. Bilimsel açıdan arada pek de fark gözetmeksizin... 'Tarih' ile 'masal'ı, 'masal'ı da 'gerçek' ile karıştırmaya başlayınca, artık her türlü dolmayı yutacak duruma gelmişiz demektir.

Son haftalarda şaşırtıcı bir sıklıkla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na -oyun seçimi, oyun yönetimi, kurum yöneticiliği bağlamında- yöneltilen 'saldırı'lar, 2015 yılında 100 yaşını dolduracak olan bu köklü kurumun da köküne kibrit suyu ekme heveslilerinin olabileceği izlenimini güçlendiriyor. (Kuşkusuz her kurum eleştirilir ve eleştirilmelidir. Eleştiri dili 'keskin' olabilir; ne ki 'ağzı bozukluk' ya da hakaret sınırına ulaşmışsa, yapılan eylem 'eleştiri' olmaktan çıkar, 'saldırı'ya dönüşür. 'Sosyal medya'da ise 'ağzı bozukluk', bugünlerde nedense 'kişilikli ve yürekli' olmak ile eşdeğerli sayılıyor.)

Sırası gelmişken, İstanbul Şehir Tiyatroları'na ilişkin tanıklığımın küçücük bir bölümünü, 'gerçek' ile 'masal'ı ve 'masal' ile 'tarih'i birbirine karıştırmadan belleğimden süzerek aktarmanın, en azından okurların kendi canlı tanıklıklarını da anımsamasında yararlı olabileceğini umuyorum. Çünkü bu kurum 100 yaşına milyonlarcamızın tanıklığıyla ulaşıyor.

Tiyatroyu 'Cennet'ten seyretmek

'Paradi' sözünü duymuş muydunuz? 'Cennet' anlamına gelen bu Fransızca sözcük, tiyatroda biletlerin en ucuza satıldığı ve sahneyi kuşbakışı gören en üst balkonun bulunduğu bölüm için kullanılırmış. (Shakespeare'in ünlü Globe Tiyatrosu'nun üst balkonuna da 'heavens' (yine 'cennet') derlermiş.) 1912 doğumlu rahmetli doktor eniştem, tıp öğrencisiyken, Tepebaşı Dram Tiyatrosu'ndaki oyunları arkadaşlarıyla 'paradi'den seyrettiklerini anlatırdı. Bu oyunlar arasında Nazım Hikmet'in sahneye çıkan ilk oyunu olan 'Kafatası'nın dünya prömiyeri (1931-32 dönemi) de varmış. Yazarın 'paradi'deki öğrenci seyircilerden büyük alkış aldığı ve omuzlarda taşındığı oyunun 3. gününde kaldırıldığını da tiyatro tarihi yazıyor.)

Annemle babamın, Edmond Rostand'ın, Max Meinicke tarafından sahnelenen 'Yavru Kartal' ('L'Aiglon) oyununda izledikleri muhteşem Cahide Sonku'yu günlerce konuştuklarını, Ibsen'in 'Peer Gynt' oyunundan alınma 'Yine yalan söylüyorsun, Peer' repliğinin evde yıllarca yinelendiğini, dokuz yaşındaki kardeşimi (1958'de yıkılan) Tepebaşı Komedi Tiyatrosu'nda oynanan -Vasfi Rıza'nın oyunculuğuyla ortalığı yıktığı- Moliere'in 'Kibarlık Budalası'na 12 yaşındaymış süsü vererek sokmaya çalıştığımızı unutabilmem olası mı? Benim Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nda gördüğüm ilk oyun ise Jean Anouilh'in, yine Max Meinicke'nin 1954-1955 döneminde sahnelediği 'Beyaz Güvercin' ('Colombe'). Demek ki 13 yaşındayım. Gencecik Nedret Güvenç'in, karanlık sahneyi ışığa boğan -beyazlar içindeki- o şiirsel görüntüsü ve billur sesiyle mühürlenen tiyatro coşkusu...

Behzad Butak, İ. Galip Arcan, Bedia Muvahhit gibi ustaların görüntüleri ve seslerinden, bugün İBBŞT sahnelerini yaşatan beşinci kuşaktan ustalara ulaşan bellek yolculuğunda, 'yasaklamalar', sanatçıları cezalandırmalar, 1402'lik etmeler, yoğunlaşan baskılar ve bunalım dönemleri yer alıyor. Ne ki, hem genel sanat yönetmeni olarak kuruma en uzun yıllar hizmet vermiş olan Muhsin Ertuğrul'un istifalarıyla bezeli tarihi boyunca ve sonrasında, yönetmesi zor bir topluluk olmasına karşın, nice yabancı oyunların Türkiye, nice Türk oyunlarının da dünya prömiyerinin yapıldığı, yer yer duraklama dönemlerine girmiş olsa da seyircinin 'nabzını elinde tutma'yı başardığı görülüyor. Kentin dört bir yanında, koca bir tiyatro dönemi boyunca perde açan 10 sahnesi aracılığıyla sürekli olarak İstanbul halkıyla buluşuyor. Bağlı olduğu yönetici kademelerin en üstündeki belediye başkanının temsil ettiği politik ve ideolojik duruş ne olursa olsun... Bütün bu belirlemelerin hem canlı tanıkları var hem de tarihte kayıtlı.

1958'de Beklan Algan'ın İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelediği, baş rolü Ayla Algan'ın oynadığı Bertolt Brecht'in 'Sezuan'ın İyi İnsanı' oyunu, 'tanrılar' ile alay ettiği savıyla yobazlarca basılmıştı. Oysa bugün 'Sezuan'ın 'tanrı'larıyla pek ilgilenen yok. Artık -50 yıl sonra- gündemde 'melek'ler ve yine bir İBBŞT yapımı olan, Marco Antonio de la Parra'nın 'Günlük Müstehcen Sırlar' oyunu var. Zaman tünelinde bir ileri bir geri dolanıp duruyoruz sanki...

'Gerçek'-'tarih'-'masal' arasındaki ilişkinin kafamızda 'kördüğüm' olmasına izin vermeyelim.

Ayşegül Yüksel

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim