http://www.aict-iatc.org/

Hayat-ı Hakikiye Hikâyeleri

Altıdan Sonra Tiyatro'nun yeni projesi: Kumbaracı50 Üçlemesi-1

GERÇEK HAYATTAN ALINMIŞTIR- Yazan: Yiğit Sertdemir, Yöneten: Arif Akkaya, Mekan- Kostüm Tasarımı:Arif Akkaya/Yiğit Sertdemir/Tomris İncer/Gülhan Kadim, Işık Tasarımı: Arif Akkaya, Asistanlar: Doğa Uğurel/Cansu Gültekin, Fotoğraflar: Gülay Yiğitcan/Alikemal Karasu /Klik Stüdyo, Oynayanlar: Tomris İncer/ Yiğit Sertdemir.

Uzun zaman sonra bir araya gelen iki kişi... bir adam ve annesi... onarılıp dönüştürülen bir mekan... yolluk niyetine anlatılan hikâyeler... sırlar ve gerçekler... Başarı hikâyeleri anlatan, ama pek de öyle ayakta alkışlanası bir oyuncu olamadığını satır arasında sezdiğimiz yaşlıca bir aktris. Ardı kesilmeyen hayranları sıralayan, ama sıradan bir evliliği bile doğru dürüst götüremediğini satır arasında algıladığımız geçkin bir kadın. Anne, ama çocuğunu kuliste unutup giden, oğlunun evliliğini neden sürdüremediğini bilmeyen, yaptığı işlerden haberi olmayan, gaddar mı, duygusuz mu, çaresiz mi olduğu kestirilemeyen bir ana.

Oğul mimar, aynı zamanda amatör yazar. Şöyle bir konuşma geçiyor ana-oğul arasında.

Anne:Var mı yeni bir şeyler? / Oğul: Karalıyorum.

Anne: Gönderdin mi dergilere falan?/ Oğul: Daha değil...

Anne: Bastırsan keşke.../ Oğul: Kimse basmaz...

Oğul: Neyse işte bak zaman geçiyor, ben kendimce yazıyorum öyle amatör amatör, sen saçma sapan oynuyorsun öyle profesyonel profesyonel. Ben de ne istedim biliyor musun, bu kez ben bir oyun yazayım da ikimiz oynayalım. Keyfine. Alkışsız. Sonunda belki birbirimizi alkışlarız

Yazdıkları belki de yazarlık tutkusunun ürünleri değil de, izlediğimiz yolluk hikâyesi, hani giderayak hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçirmek yerine ikili bir hesaplaşmayla şeridi sona sarmak. Annenin de pek umurunda değil oğlunun edebi mürüvvetini görmek. Laf olsun diye sorulan sorular, laf olsun diye sürdürülen diyaloglar. Derken...oğlun travması, derken annenin yaşamında güdük kalmış dramlar, acısını bile güdük yaşamış bir insan. Yaşamı boyunca yaptığı gibi son dönemeçte de acıyı sindire sindire yaşayan oğul.

Annesiyle ilişkisini de şu sözleri ortaya koyuyor:

Oğul: Biliyorum. Sen hayatta kalmak için beni öldürebilirsin bile. Sırf hayatta kalmak için. Beni de öyle gör şimdi. Senin gibi yani. Bu oyunu bitirmek için... gerekirse öldürürüm seni. Kaybedecek bir şeyim yok. Anladın mı?

Altıdan Sonra Tiyatro, Kumbaracı50 Üçlemesi adını verdiği projenin birinci ayağını bu oyunla gerçekleştirdi. Oyun, bir duygusal savrulmayı anlatıyor gibi görünse de Yiğit Sertdemir'in matematik temelli düşünce mekanizmasının her zamanki dengesine sahip. Üç bilinçli ve usta beyin bir araya gelince kusursuz bir sacayağı çıkmış ortaya. Arif Akkaya, Tomris İncer ve Yiğit Sertdemir üçlüsünden söz ediyorum. Oyunculara da yönetmene de hainlik edebilecek kadar incelikli bir oyunu böylesine görece kısa bir sürede izleyici karşısına çıkarmak kutlanası bir başarı.

Akkaya, monoton bir görselliğe düşme riski taşıyan iki kişilik oyunu, müthiş dinamik bir oyun düzeniyle ilgiyi her saniye ayakta tutan bir çizgiye oturtmuş. Yönetmenin imzasını taşıyan ışık tasarımı, oyunun atmosferini pekiştirmenin yanı sıra, gemici fenerleriyle hem farklı bir tiyatro ışığı yaratıyor, hem de samimi bir sıcaklık katıyor ölümcül soğukluğa.

Yiğit Sertdemir, bugüne kadar yazarlığının ve yönetmenliğinin bir adım gerisinde olan oyuculuğunu, "oğul"da öne taşıyarak atlet komple dediğimiz türden bir tiyatro adamı olduğunu kanıtlıyor. Kendisini bekleyen yakın süresizliğin doğal uzantısı olan kırılıp dökülmeyi, kırılıp dökülmeyen bir sahne ve beden diliyle aktarıyor ve inandırıcı olmayı da başarıyor.

Kırk yılı aşkın süredir çok farklı oyunlarda, çok değişik tiyatro akımlarının ürünlerinde, çok çeşitli rollerde izlediğim Tomris İncer, kırk yıl da geçse gerçek bir oyuncunun kendini her oyunda bir kez daha yenilemesinin, bir kez daha aşmasının görkemli bir anıtı olarak canlandırıyor anneyi.

Kumbaracı50 üçlemesinin birincisindeki tematik yoğunluk, reji ve oyunculuk başarısı, üçlemenin ikinci ve üçüncü oyunlarını da merakla beklememize neden oluyor. "Gerçek Hayattan Alınmıştır" tiyatro mevsimi sona ererken belleklerimizde yer eden, görülmesi gereken bir çalışma.

Oyunda, bütün tiyatrocuların kulağına küpe olmasını istediğim bir bölüm var. Bu oyunu izledikten sonra pek çok tiyatro topluluğuna selam olsun diye yazıyı o bölümü aktararak bitiriyorum. Anne gençliğinden bir tiyatro anısını aktarıyor ve bir akşam oyunun sonunda selama çıkmaları için perdenin açılmasını beklerken perdecinin perdeyi açmadığını söylüyor. Neden böyle yaptın deyince, perdeci, "Kötü oynadınız da ondan," demiş. Bazı oyunları izledikten sonra gerçekten, "Tanrı herkese böyle perdeciler nasip etsin," diyesi geliyor insanın.

Demedi Demeyin

Unutmadan 10 Mayıs-10 Haziran arasında ajandanıza her gün şu notu düşün: "İstanbul Tiyatro Festivali'ne git." Festivalde yurtdışından 9 tiyatro ve dans topluluğu, Türkiye'den seyirciyle ilk kez buluşacak 30'a yakın oyun, dans, performans ve özel gösteriler yer alıyor. Sakın kaçırmayın.

Seçkin Selvi

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim