http://www.aict-iatc.org/

Asmayalım da...

Şehir Tiyatroları'nın yeni oyunu "Rosenbergler Ölmemeli", "yargının siyasallaştığı bir ülkede adalet nasıl sağlanır?" sorusunun yanıtını arıyor.

ROSENBERGLER ÖLMEMELİ- Yazan: Alain Decaux, Yöneten: Orhan Alkaya, Çeviri: Zehra Ağralı Gençosman, Müzik: Tarık Öcal ve Timur Selçuk, Lirikler: Melih Cevdet Anday ve Orhan Alkaya, Müzik direktörü: Deniz Noyan, Dekor: Barış Dinçel, Kostüm: Canan Göknil, Işık: Murat İşçi, Efekt: Ersin Aşar, Kameralar: Nurdan Gür ve Seza Güneş, Orkestra: Deniz Noyan, Altuğ Kutluğ, Ayla Özkan, Utku Akıncı - Saltuk Tukur, Muzaffer Berişa, Bilal Nazlıgül, Vokal: Çağrı Hün, Oyuncular: Mazlum Kiper/ Ali Mert Yavuzcan/ Aslıhan Kandemir/ Mert Tanık/ Ali Gökmen Altuğ/ Ozan Gözel/ Yeşim Koçak/ Kutay Kırşehirlioğlu/ Murat Derya Kılıç/ Buket Yanmaz Kubilay/ Murat Coşkuner/ Osman Gidişoğlu.

1920 ve 1950. Amerika Birleşik Devletleri'nin 30 yıl arayla hukuk ilkelerini ayaklar altına aldığı iki olayın başlangıç tarihleri. 15 Nisan 1920'de Sacco ile Vanzetti, 17 Temmuz 1950'de Julius ve Ethel Rosenberg tutuklandılar. I.Dünya Savaşı'ndan sonra güçsüzleşen Avrupa karşısında ABD büyük ağabey olmaya soyundu. Bu dönemde Amerikan burjuvazisi de iyice palazlanmış; "her şeye muktedirim" sarhoşluğu ve küstahlığı içinde 1929 krizine giden yolun taşlarını döşemeye başlamıştı. Demokratik düzende yaşadıklarını sanan Amerikalıların, egemen güçlerce tezgâhlanan ayak oyunlarını sezmemesi için Amerikan rüyasına bir takım kâbuslar katmak gerekiyordu. O kâbus için, ırk, din, köken, düşünce farkı gözetmeksizin herkese kollarını açtığını iddia eden Sam Amca, hem İtalyan göçmeni, hem anarşistlerle ilişkili olan Sacco ile Vanzetti'den daha iyisini bulacak değildi ya! Tıpkı 30 yıl sonra, bu kez II. Dünya Savaşı ertesindeki Soğuk Savaş döneminde dizginleri elinde tutmak için hem Yahudi, hem Komünist sempatizanı Julius ve Ethel'ı buldukları gibi. Evrensel hukuk tarihinin bu iki kara lekesini silebilmek için ABD ve yandaşları hâlâ uğraşıyorlar.

Oyun ve Oyuncular

Sacco ile Vanzetti olayıyla ilgili oyunlar gibi Şehir Tiyatroları'nın yeni oyunu "Rosenbergler Ölmemeli" de, "yargının siyasallaştığı bir ülkede adalet nasıl sağlanır?" sorusunun yanıtını arıyor. Fransız tarih profesörü Alain Decaux'nun yazdığı oyunun başarılı yönetmeni Orhan Alkaya, titiz bir dramaturji çalışmasıyla ve sahneyi dörde bölmek, canlı kamera görüntüsü kullanmak gibi belgesel oyunlara özgü bir takım teknik çözümlerle 46 kısa sahneden oluşan oyunun, sahne geçişlerinde karartmalara gerek kalmadan hızlı akışını sağlıyor. Dahası, isabetli bir kast seçimiyle genç oyuncuların dinamizmini sahneye aktarıyor.

Barış Dinçel'in bu teknik olanaklara katkıda bulunan dekoru ve Canan Göknil'in dönem giysilerini gerçek çizgileriyle sahneye taşıyan kostüm tasarımı, olayların yer aldığı ortamı kavramamızı sağlarken, oyun metnine eklenen Anday ve Alkaya'nın Tarık Öcal ve Timur Selçuk tarafından bestelenmiş lirikleri ve canlı müzik uygulaması, oyunun başarı çizgisini yukarılara taşıyor.

Ethel Rosenberg'de Aslıhan Kandemir ve Julius Rosenberg'de Mert Tanık, abartısız oyunculuklarıyla o iki insanın hırslara kapılmamış yaklaşımlarını, idama giden başka kişilerde de tanık olduğumuz o onurlu ve dingin tavrı iyi yansıtıyorlar. Yargıç'ta Mazlum Kiper, Mc Carthy'de Osman Gidişoğlu, dişlerimizi öfkeyle sıktırmayı başarıyorlar. Avukat rolünü üstlenen Ali Mert Yavuzcan, izlediğim her yeni oyununda olduğu gibi burada da başarı yolunda sağlam adımlarla yürümeyi sürdürüyor. Savcı'da Murat Coşkuner, otokrasinin maşası olmakla insan olmak arasındaki ikilemi yalın bir oyunculukla aktarıyor. TV Haberlerinin bile sponsorlarca finanse edilmesine alıştığımız şu günlerde, haberlerin nasıl çarpıtılıp izleyiciyi yönlendirdiğini gösteren sahnelerde, "TV spikerleri her koşulda gülümsemelidir" yaklaşımıyla "35 ölü, 89 yaralı" derken güzel yüzlerinden güzel tebessümleri eksim etmeyen hanım sunucularımız örneği, Yeşim Koçak da onlardan geri kalmayarak rolünün işlevini yerine getiriyor. Polis müfettişlerinde Ali Gökmen Altuğ ve Ozan Gözel, "kış kışlığını yapar" deyiminin ikinci bölümünü başarıyla gerçekleştiriyorlar. David Greenglass'ta Kutay Kırşehirlioğlu, karısı Ruth'da Buket Yanmaz Kubilay, Max Elitcher'de Murat Derya Kılıç, bilinçsizliğin, korkunun, kişiliksizliğin insanı nerelere sürükleyeceğini başarıyla canlandırıyorlar.

Şehir Tiyatroları'nın döneme uygun bu dönem oyununu seçmesi, başlı başına alkışlanacak bir yaklaşım.

Demedi Demeyin

Yeni bir tiyatro salonu: SahneHâl

Mecidiyeköy - 212.2747478

Ve iki yeni oyun:

Largo Desolato – Václav Havel

Etna/Bedendeki Kuyular- Christine Sohn

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim