http://www.aict-iatc.org/

Hüzün kokulu ‘LİMONATA ‘

Bu sezon 5 yılını kutlayan Tiyatro sıfırnoktaiki'de sahnelenen, Sami Berat Marçalı'nın yazdığı 'Limonata' bazen ekşi bazen tatlı ama çoğunlukla buruk bir tat bırakıyor.

'Tiyatro öldü, artık insanlar tiyatroya gitmiyor...' Ne kadar sık duyuyoruz bu ve benzeri cümleleri. Oysa tiyatronun öldüğü falan yok. İyi işlere gidiyor insanlar, dizilerini bırakıyor, evlerinden çıkıyor, yağmurda çamurda İstanbul'un trafiğine karışıyor ve bilinçli olarak seçtiği oyunu seyrediyor. İstanbul'da alternatif dediğimiz genç, öncü topluluklara da hemen her sezon yenileri ekleniyor. Başlarını sokacak küçücük bir salon- çoğu kez buna salon bile demek doğru olmaz- bulduklarında, gençlik heyecanlarını, tiyatro tutkularını, dünya görüşlerini ylaşıyorlar bizlerle. Ben seviyorum onlardaki bu tiyatro sevgisini. Kimileri için ekonomik koşullar el vermiyor devam etmeye ama diretenler 'Her şeye rağmen ille de tiyatro' diyenler istikrarlı bir biçimde kendi seyircisini yetiştiriyor.

Tiyatro Sıfırnoktaiki işte bu genç topluluklardan. En yaratıcılarından. Perde açtıkları günden bu yana yüksek tempolu, şaşırtıcı işlere imza atıyorlar. Benim ilgimi en çok Mark Ravenhill'in 'Açık Saçık Birkaç Poloroid' oyunu ile çektiler. Geçen sezon sonunda perde açan Limonata'yı ise yeni izleyebildim. Tiyatronun kurucularından Sami Berat Marçalı, Bazı Sesler ve Korku Tüneli'ni yönetmişti, bu kez yazarlığa soyunmuş. Henüz 24 yaşında. Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Bölümü'nden mezun. Marçalı, ikinci oyunu olan Limonata'da aile kavramını sorguluyor. İnsanların kendi istekleri dışında dahil oldukları, anne baba ve kardeşlerden oluşan çekirdek aile. Cenneti de cehennemi de yaşatan. Gidişler, gelişler, ayrılıklar, kalmalar, kalamamalar, buluşmalar, kopuşlar, büyük mutsuzluklar, küçük mutluluklar ve ailenin didik didik edilerek sorgulanması. Oyunda, kırık dökük bir aile hikayesinin, bir hesaplaşmanın yanı sıra, askerlik, vicdani red, şiddet, popüler kültür ve cinsel tercihler de işleniyor.

Sevdiği kadın için karısını ve üç çocuğunu terk edip gitmiş baba, çocuklarının tüm sorumluluğunu üstlenmiş acılı anne ve bu hüzünlü ortamda yollarını bulmaya çalışan, birey olmak için savaş veren bir kız iki erkek çocuk. Mutlu günleri sadece aile fotoğraflarında kalmış, sanki yaşadıklarının ağırlığını unutmak istercesine aklı gidip gelen anne, aileyi toparlamak için didinip duran ama hiçbir şey yapamamanın çaresizliğini yaşayan, öfkesini yazdığı kitaplara yansıtan Müge, Güney Doğu'da bacaklarını kaybetmiş tekerlekli sandalyeye mahkum Ege, sevdiği kızın peşinden Paris'e gitmiş, döndüğünde ise her şeyin aynı kaldığını zanneden küçük oğul Melih. Ege'nin erkek arkadaşı, değişik kimliklere bürünerek anneyle iletişim kuran Koray. Artık 'Biz' diye bir şeyin kalmadığı aileyi, geçmiş güzel günlerin anılarına eşlik eden, anne elinden çıkmış limonata bile kurtaramayacaktır. Çok katmanlı bir aile dramını anlatan Limonata'nın genç bir yazarın elinden çıktığı modern dialogları ile kendini belli ediyor. Oyunun kocaman laflar etmeden, kahramanlarına uzun tiratlar yüklemeden derdini anlatması beni özellikle etkiledi. Boğazımdan geçmedi, yumruk gibi oturdu bu Limonata. Yeni yazar yetişmiyor diye hayıflanıyorduk, işte alkışlarımızla Sami Berat Marçalı.

İyi yazara iyi kadro

Yönetmen Murat Mahmutyazıcıoğlu, tiyatronun dar ve küçük sahnesini oyuncuların lehine çevirmeyi başarmış. Ayrı evlerde yaşayan, kendi küçük dünyalarına çekilmiş ama yine de birbirlerine sevgi bağları bulunan aile fertlerinin evleri birbirinin içine geçmiş durumda. Bu girift sahne trafiği yaşadıkları karmaşık ilişkilerin de bir göstergesi gibi. Genç yönetmen, Liimonata'nın ekşisi fazla kaçtığında dozunu ayarlamasını da bilmiş.

Deniz Türkali anneyi oynuyor. Belli ki Sıfırnoktaiki'yi benimsemiş. Zaten ruhu genç, genç kadro ile iyi bir uyum yakalamış. Hiç konuşmadığı, kanepede öylece kalakaldığı sahnelerde bile gözlerine oturmuş hüznü, haline tavrına sinmiş bezginliği çok doğal bir biçimde yansıtıyor. Bir annenin içine düştüğü çıkmaz, çektiği acı bundan başka nasıl verilebilirdi. Bu sezon izlediğim en iyi performanslardan biri Türkali'ninki. Sakin ve içine kapanık gibi duran ama içinde fırtınalar kopan, annesi ve erkek kardeşleri arasında sıkışıp kalmış Müge'de Banu Çiçek Barutçugil de çok sahici. Coşkulu oyunculuğunu yerine geldiğinde dizginlemesini de biliyor. Yaşamını tekerlekli sandalyeye mahkum olarak sürdürmek zorunda kalan evin büyük oğlu Ege'de Tevfik Şahin'i izliyoruz. Hem Şahin hem de erkek arkadaşı Koray rolündeki Barış Gönenen 'Limonata' ya olumlu katkıları olan oyuncular. Kırık bir kalple yıllar sonra evine geri dönen Melih'i oynayan Sezgi Mengi, popüler dizilerin oyuncusu. 'Tiyatro da yaparım, dizilerde oynar para ve şöhret de kazanırım' deme hakkına elbette diğer bütün oyuncular gibi o da sahip. Ama oyunu seyrederken keşke bu çocuğu ilk kez bu oyunda tiyatrocu kimliği ile tanısaydım diye geçirdim içimden. Mengi'de sahne ışığı var, daha yolun başında, başarılı olacağına inanıyorum. Heves Duygu Tüzün, küçük rolü için televizyondaki sunucuları iyi gözlemlemiş.

Tiyatro Sıfırnoktaiki, İstiklal Caddesi'ndeki Barcelona Pastanesi'nin bulunduğu binada, Olivio Han'da perde açıyor. Hanın girişi bakımsız, yani ilk izlenim olumsuz olabilir. Bu konuda Pastane yetkilisi ile görüştüm, tiyatro gibi önemli bir sanat olayının bir bütün olduğunu, tiyatro yapılan mekana iyi bakılması, seyirciye saygı duyulması gerektiğini dilim döndüğünce izah ettim. 'Biz zaten temizliyoruz ' şeklinde bir yanıt aldım. Sami Berat Marçalı'yla da paylaştım bu düşüncemi. Onlar da daha fazla özen göstereceklerini söylediler.

Olivio Han'da, Serbest Bölge, Yanetki, İkincikat pro no.1 'de oyunlarını sahneliyor. Orada her gece ayrı bir oyun, ayrı bir dünya var. Devam çocuklar...

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim