http://www.aict-iatc.org/

ŞİKE İKİNCİ KAT’TA DEVAM EDİYOR…

Futbol, artık ülkemizde ve dünyada öyle bir hale geldi ki kimse alınmasın ama "spor" olarak anılmasından dahi rahatsızlık duymaya başladım. Çünkü yolsuzlukların, maddi hesapların, kabalığın, hakaretin ve küfrün, şiddetin ve dahi adam öldürmelerin bulunduğu bir spor dalı olamaz. Artık futbol bir piyasa haline gelmiş durumunda. İçine kandırmaların, hırsların, büyük meblağların, cinayetlerin girdiği bir bataklık. Yönetici tayfasında olanlar bu bataklığın nemasını "nasıl götürürüm"ün derdindeyken izleyen tayfası ise hayatında daha faydalı işler yapmak ya da kendilerini daha yararlı uğraşlarla eğlendirmek varken adeta bir saplantı halinde bu sporu dert edinmekteler. Haa bir de arada duran tipler var; fanatikler... Bunlar en tehlikeli tiplerdir. Daha doğrusu tehlikeli olan yönetici tayfasının uşaklığını yaparak tehlikenin uygulayıcısı haline gelenlerdir. Ve bunu da bir dakika dahi düşünmeden acımasızca yapanlardır. Bir "şey" şayet bireyin eğlencesi maksadı ile üretilmiş ve fakat üretilen bu "şey" bir müddet sonra bireyin hayatının olmazsa olmazı haline gelmişse burada artık patolojik bir durum söz konusudur. Hele bir de bu "şey" için göz kırpmadan bir tek emirle insanlar heba edilebiliyorsa ya da dost – sohbet ortamlarında sırf bu sebepten kalpler umarsız bir şekilde kırılabiliyorsa işte orada büyük bir hastalıktan söz etmek pek tabii mümkündür. Ve bu hastalıklı insanlar günümüzde azımsanmayacak derecede fazla. Maalesef futbol piyasasındaki hesaplar da, içine çomak sokanı da yakacak derecede büyük ve tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. Artık bunun ortadan kaldırılması, değiştirilmesi, kırılması da ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.

İşte o hesaplardan biri; Haziran 2011 seçimlerinin hemen ardından kapsama dâhil edilen Giresunspor ve Fenerbahçe ile başlayan şike soruşturmaları günlerce Türkiye'nin gündemini meşgul etmişti. Hatta günlerce değil aylarca devam etti meşguliyet. Bu tartışmalara kimi zaman kurumlarla ve futbolla alâkası olmayan kişiler de dâhil olmuştu. Örnek ne türden olduğu, kim olduğu, nerden geldiği hakkında neredeyse kimsenin fikir sahibi olmadığı ama nedense hem Ergenekon diye anılan davalarda hem Balyoz davasında hem de şike davalarında ekranda boy gösteren Mehmet Baransu ve Rasim Ozan Kütahyalı denen elemanlar... Ve artık mide bulandırmıştı bu durum. Çünkü futbol dünyasında dönen dolapların yanı sıra sistemin nasıl işlediğine dair ortaya çıkan pislikler ya da bu dava aracılığı ile görülmeye çalışılan başkaca hesaplar artık insanları tiksindirmeye başlamıştı. Zaten milletimizde, git gide sayısı artan kurumlara güvensizlik durumu futbol için de daha net bir şekilde hissedilmeye başlanmıştı. Yani zevke de güvensizlik bulaşmıştı.

Derken; bu sezon, bu davaların getirisinden ve gündemden faydalanmak maksadı ile mi yoksa duruma net bir şekilde parmak basmak maksadı ile mi yapıldı bilinmez ama futbolda dönen çirkin oyunlarla ilgili bir oyun ortaya çıkıyor; AUT... Oyunlarını İkinci Kat isimli bir mekânda sahneleyen Tiyatro Sıfır Nokta İki'ye ait olan bu oyunun yazarı Alper Kul ve Özgür Özgülgün...

Oyun, futbol dünyasında daha doğru bir deyişle futbol piyasasında var olan olumsuzlukları yansıtma amacı güdüyor. Takım yöneticilerinin emrinde hiç pahasına kölelik yapan, hayatta hiçbir hedefi olmayan, insanlık namına belirtisi olmayan bazı tiplerin hayat öyküsü de var bu oyunda. Bir futbol takımının fanatik bir grubu, verilen "öldürme" emrini yerine getirmek için plânlar yapar. Bu plânların içinde başka birilerinin de plânları vardır. Ve sonunda bu birileri içinde bir kaçı mutlaka harcanmalıdır. Ancak kimin harcanacağı oyunun son dakikasına kadar belli değildir. Çünkü oyunda herkes birbirini harcamanın derdindedir. Aslında tam bir "futbol piyasası" özeti... Bu bağlamda oyunun yazarlarını tebrik ediyorum.

Oyunun yönetmeni Eyüp Emre Uçaray; bir oyuncu hariç, oyuncularının seçiminde gösterdiği titizlik çok belli. Gerçi o oyuncu da rol yüzü olarak gayet uygun ancak oyuncudan kaynaklanan hatalar var. Aşağıda devamını getireceğim. Maçlardan sonra caddelerde gördüğümüz esrarkeş, hapçı, tipi kayık adamların neredeyse kendilerini sahnede görüyoruz. Bazı sahnelerde oyuncuların nerede duracaklarına dair belli bir mizansenin olmadığı bariz bir şekilde göze çarpsa da genel olarak sahnelerin geçişleri, oyunun kurgusu iyi aktarılmış. Mekân kullanımının "orta oyunu"ndan esintiler taşıması da ayrıca bir renk katmış. Oyuncuların kostüm seçimleri, makyajları, saç – sakal – bıyık şekilleri özenle belirlenmiş. Lâkin keşke birçok sahnede gereksiz yere "kan" olmasaydı. Zaten kanın olduğu her sahneden sonra seyirci anlık da olsa oyundan kopar. Kanın bu denli fazla çıkarılması ise anlık kopmaların sayısını arttıracaktır. Buna biraz daha dikkat edilebilir.

Ferit Kaya; bu ismi keşke daha fazla görebilsek sahnelerde. Sahnede olduğu anların hiç birinde, hiçbir hareketinde ve mimiğinde en ufak bir tereddüt ya da boşluk yok. Tam bir "delikanlı" rolünde. Raconu iyi bilen ancak bu racona göre işlediği günahın altında ezilen adamı çok iyi yansıtıyor.

Erkan Kolçak Köstendil; diyecek tek bir sözüm yok. Çünkü halktan birilerinin diline pelesenk ettiği şekliyle değil, psikologların ve psikiyatrların bilimsel anlamıyla "psikopat" diye nitelendirdiği hasta adamı eksiksiz oynuyor. Psikolojik danışman olmam hasebiyle bu tür rolleri oynayan kişilere yaptığım danışmanlıklardan bilirim. Genelde bu rolleri, bu denli başarılı oynayanlar o rolün etkisinden kolay kolay kurtulamazlar, umarım kendisinde böyle bir sıkıntı oluşmaz.

İhsan Ceylan; yukarda yönetmen hakkında yazdığım paragrafta isim vermeden bahsettim kendisinden. Yapay oyunculuk örneğini kendisinde görebiliriz. Eric Morris "Rol Yapmayın Lütfen" kitabını tam da bu türden oyunculuklar için yazmıştır. Tonlamasından tutun da el – kol hareketlerine kadar her şeyi yapmacıktı. Hele bir de şu hareketi yapsam mı yapmasam mı kararsızlığı içinde kalması yapmacıklığını daha bariz hale getiriyordu.

Volkan Çolpan; yabancı aksanını genelde abartılı verirler ve bu abartı ne yazık ki komedi haline gelir. Ancak burada öyle bir durum göze çarpmıyor. Çolpan, yabancı futbolcu aksanını ve tavrını başarılı bir şekilde sunmuş.

"Aut" oyunu gündemden düşmüş, geçmiş gitmiş gibi görünse de aslında hiçbir zaman geçmeyecek olan kanayan bir yaraya değiniyor. Ve bu oyunun reklamı daha iyi yapılsaydı eminim çok ses getirirdi. Ancak seyircinin kulaktan kulağa övgüsü ile oyunun daha iyi yerlerde olacağından eminim.

http://tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=229

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim