http://www.aict-iatc.org/

SENELERCE SAHNEDE KALMASI GEREKEN BİR OYUN; KARGAŞA…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Ayşenil Şamlıoğlu'nun Genel Sanat Yönetmenliğine gelmesi ile beraber hassasiyetini özellikle kadınlar üzerine çevirmiş durumda. Bu bir yanıyla iyi ancak bu türden oyunların seçimlerinde keşke biraz daha titiz davranılsa. Mesela "Dullar" gibi tutulacak daha doğru bir deyişle izlenecek bir yanı olmayan oyunlar olmasa repertuarda. Yine de kadın hassasiyetinin gözetildiği oyunlar sayesinde kanayan bir yara olan "kadının toplumdaki yeri", "kadınlar üzerindeki baskılar" gibi sorunsallara parmak basılıyor. Şehir Tiyatroları, halkta bilinç uyandırma bağlamında en azından bu konuda üzerine düşen görevi, Ayşenil Şamlıoğlu ve bu dönemin repertuar kurulu sayesinde yerine getirmiş oluyor. Ve işte o oyunlardan biri daha; KARGAŞA... Başlıkta senelerce sahnede kalmalı dedim ama yaşanan dramı vermesi ve bir bilinç uyandırmak maksadı ile kalmalı anlamında söyledim. Aksi takdirde keşke bu hayat hikâyeleri olmasa da böylesi oyunları yapmak zorunda kalmasak.

Suriye asıllı tiyatrocu Abdul Mounem Amayri tarafından kaleme alınan Kargaşa'da aynı ortamın birbirinden farklı kadınlarının hikâyeleri anlatılıyor.

- Bir kadın; "ıssız adam" modunda ortalıkta dolaşıp kadınları aldatmayı, aniden terk etmeyi, âşık olmamayı ve uzun bir ilişki yürütmemeyi marifet zanneden adam tarafından terk edilmiş.

- Bir kadın; aradığı aşkı bir türlü bulamamış ve aşkı ve dolayısı ile kendince hayatın tadını barlarda, diskolarda arayan biri.

- Bir kadın; çocukluğunda balerin olmak ister ancak babasının köhne ve taassuba dayalı düşüncesinden ötürü olamamıştır. Dans etmek, balerin olmak içinde hep bir hayal olarak kalmış. Rüyalarına dahi girmektedir.

- Bir kadın; sürekli olarak eşinden şiddet görmekte ve ne yazık ki bunu kabullenmek zorunda kalmıştır.

- Bir kadın; ailesinin çizdiği sınırların dışında başka bir dünyanın varlığından bihaber. Hayat ailesidir ve hayattan çıkaracağı modeller de aile üyeleridir. Başka bir dünya yoktur onun için. Çünkü başka dünyalar tehlikelidir. Ona öyle öğretilmiştir.

- Bir kadın; önüne çıkan kendine göre yanlış olan bir erkekten ötürü genellemeye gider ve bütün erkeklerden nefret eder. Ancak bir yanı hep eksik kalmıştır, aşk yanı eksiktir...

Ve hepsi çok yorulmuştur, artık uyumak istemektedirler. Yani artık kaçmak, kurtulmak...

Bu özelliklerdeki kadınların hepsi bu oyunda birer birer aktarılmaktadır hem de hiçbir detay atlanmadan.

Dünyanın neresinde olursanız olun ne yazık ki kadınlar üzerindeki adeta her bakımdan kullanıma açık bir varlık olarak görülme durumu hep gözümüze batar. Şayet bu yer dünyanın ortasının doğusu ise baskılar, çirkinlikler daha net bir şekilde hatta daha vahim boyutlarda karşımıza çıkıyor. Sadece oyunda bahsedilen şekliyle değil şiddetin hiçbir yerde görülmemiş ve fakat kadın üzerinde uygulanan onlarca türüne, kadın için erkekten sonra gelen, toplumda söz sahibi olmayan, olmaya çalışıldığında susturulması gereken bir ortalık karıştırıcı olarak görülme durumuna bu bölgede misliyle rastlarız. Ve ne yazık ki bu bölgede bu türden erkeklerle, öyle zannedildiği gibi sadece varoş bölgelerde değil kendilerini en modern ve en entelektüel addeden ortamlarda dahi karşılaşabiliriz. Çünkü genlerde var. Bu da aktarım sayesinde toplumun tümüne sirayet etmiş durumda. Çözümü var mı? Elbette var; kadınların ne pahasına olursa olsun sosyal arenada olma çabasının git gide artmasıdır tek çözüm. Ama yılmadan ve örgütlü bir şekilde mücadele sürdürerek. Ancak bu sayede erkek nesli kendilerinin haricinde de başarı, mutluluk ve refah sağlayan bir kadın grubunun olduğunu idrak edebilirler.

İşte bu oyun resmen bana da içimi dökme imkânı sundu. Bu yüzden oyunu ayrıca sevdim. Erkekliği sadece yumruğunu masaya vurmak zanneden, erkek olmayı kadınlarda olmayıp kendilerinde olan bir uzantı organla sınırlandıran, baskıyı – şiddeti marifet zanneden, bu yöntemleri en iyi öğretme metodu olarak gören acizlerin ortaya çıkardığı tabloyu çok iyi betimlemiş. Keşke böyle şeyler olmasa da bu iyi betimlemeleri de görmesek. Ne yazık ki var ve böylesi duyarlı sanatçılar sayesinde bu türden insanların çirkef yüzleri ortaya koyuluyor. Ahh bir de ibret alınabilse.

Abdul Mounem Amayri; sadece oyunu yazmakla kalmamış, yönetmiş, oyunun sahne tasarımını ve bir de üstüne Murat İşçi ile beraber ışık tasarımını yapmış. Bu durum, yazdığı oyun konusunda ne kadar hassas olduğunu da gösteriyor bir bakıma. Her şeyi, en ince detayına kadar ele almak istemiş. Kendisi de Ortadoğu kökenli olduğu için o toprakların dokusunu ve o topraklarda yaşayan insanların dertlerini, sancılarını çok iyi biliyor. Bu yüzden oyunu sahnelerken de hiçbir zorluk yaşamamış. Çocukluğu ve ergenliği Doğu Anadolu'da geçen biri olarak ben de gayet iyi bilirim ki o öykülerin birçoğu neredeyse her evde yaşanmakta. Ve ne yazık ki asla sorgulanmaksızın yaşanmaya da devam etmektedir. Yönetmenin özellikle oyunun sonunda bütün karakterleri uyutması da çok manidar. Psikolojide, sorunlarla boğuşan bir insanın fazlaca uyuşuk bir eda ile uyumak istemesi sorunlardan kaçmaya çalışması, sorunlarını beyninin gerilerine atma çabası olarak yorumlanır. Bu bağlamda çok doğru bir replik yerleştirilmiş oyuna.

Oyunculara gelince;

Zeynep Özyağcılar; bu isimle başlamasam gerçekten haksızlık etmiş olurdum kendisine. Oyuncumuz çıldırmış bir kızı da, dansçılığı içinde ukde olarak kalan, hayalleriyle yetinen kızı da seyirciye bir an göz kırptırmaksızın izlettiriyor. Sesi, diksiyonu, dansı ve iç enerjinin tavan yapmış halini... Hepsini Zeynep Özyağcılar da görebilirsiniz. Hiçbir oyununu kaçırmadım, iyi de etmişim. Yönetmen iyi ki kendisiyle çalışmış. Oyunda olmadığı zaman büyük bir eksiklik olacağını düşünüyorum. Yalnız naçizane ufak bir tavsiyem olacak. Bu oyunda oynadığı rollerin birinden ötürü biraz kilo verse daha iyi olur diye düşünüyorum.

Ece Özdikici; hayali duru bir aşk olan bir kadının masumiyetini görmek isterseniz gidin mutlaka izleyin kendisini derim. "Ben buradayım" demesine gerek kalmadan sahneyi dolduran ve seyirciyi hayran bırakan bir oyuncukla karşımızda.

Ezgi Sümer Yolcu; gerçekçi oyunculuk sergileyen bunca oyuncunun rol aldığı oyunda tek gerçekçi oyunculuk sergilemeyen kişiydi. Cümlelerin üstüne bastıra bastıra konuşması rahatsız etmesi için yeterli. Bir de hüzünlü bir şey söylerken dahi tebessüm etmesi ne anlama geliyor, çözemedim.

CAN ATİLLA; lütfen değerli okurlar, beni mazur görün ama söylemek zorundayım. Yaptığı müzikten ötürü ayakta alkışlıyorum kendisini. Bu oyunun müziği de ancak böylesine başarılı bir müzisyen tarafından yapılmalıydı. Bölgemizin müzik altyapısını çok iyi bilip, aynı başarıyla da icra eden Can Atilla oyunun asıl değerini bulmasını sağlamış. Evet, oyun gerek metin gerek reji açısından çok başarılı ancak iddia ediyorum; bu müzikler olmasaydı oyunun etkisi bu denli üst düzeyde olamazdı. Bütün albümlerini zevkle dinlediğim Can Atilla'ya bizlere sunduğu müzik ziyafetinden ötürü ayrıca teşekkür ediyorum.

Sahnede olması ve mutlaka izlenmesi gereken bir oyun var mı diye soracak olursanız, ben kesinlikle size Kargaşa'yı tavsiye ederim. Hatta oyundaki derinliği anlamanız için bir defa değil birkaç defa gitmeniz daha iyi olacaktır. Mutlaka oyunun takvimini takip edin ve gidip izleyin.

TİYATRO... TİYATRO... DERGİSİ KASIM – 2012 SAYISI

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim