http://www.aict-iatc.org/

BU DAVA BÖYLE BİTMEZ “TETİKÇİ”!

Ellerim titriyor... Dişlerimi sıkıyorum asabiyetten, ağız dolusu küfürler ediyorum ama ne fayda. Adalete olan inancımı yitirmeye çalışmadan, inatla umudumu daim tutmaya çalışıyorum her şeye rağmen... O savunduğu namlunun ucunun bir gün kendisine de yönelebileceğini düşünmeden ohhlar çeken insanlara ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu metni tam yazmaya koyulurken hissettiklerim bunlardı lâkin bir haber geldi. Hrant Dink davası sonuçlandı; "Ogün Samast ve Yasin Hayal müebbet hapis aldılar. Örgüt bağlantısı bulunmamıştır ve Erhan Tuncel beraat." Eyvahhh!.. Nasıl adi bir karardır bu? Daha düne kadar kamuoyunda Ergenekon diye adlandırılan dava ile ilgisi olduğu iddia edilen dava bir anda örgüt bağlantısı bulunamamıştır diye sonlandırılıyor. Bütün kamuoyu aptal yerine konuluyor, vicdanlar sarsılıyor, yerinden sarsılmış olan adalet inancı tamamen koparılıyor. Her şeyin ayyuka çıktığı bu davada, ipin büyük bölümünü elinde tuttuğu belli olan kişi beraat alıyor ve örgüt bağlantısı bulunamıyor. Ne yani? Trabzon'da bir kafede iki genç birbirleri ile sohbet ederken ismini dahi duymadıkları, yazdığı yazılardan birinin bir tek satırını okumadıkları bir gazeteciyi öldürme kararı mı alıyorlar? Sonrasında da silahı temin edip, plânı yapıp suikastı gerçekleştiriyorlar. Bu mudur? Bu mahkeme kararının açıklaması aynen budur. Hani mahkemelerde kullanılan standart bir kelime grubu vardır ya; "vicdanî kanaate göre" diye devam eder. Bu karar hiçbir vicdanî kanaatin olmadığının, ahlakın zerresinin olmadığının göstergesidir. Aslında bu dava, adaletin, derin devlet denen olgunun kendini ne kadar temize çektiğini de gösterebileceği bir davaydı. Bir fırsattı. Bu kararla adaletin yoldan şaşmışlığı ve derin devlet denen olgunun hiç değişmeden aynen devam ettiği bir kez daha kanıtlanmış oldu. Yine de umudumu yitirmiyorum. Yine de mücadeleye devam etmem gerektiğini biliyorum. Ve bu kararı verenler de, bu kararın arkasında duran şahsiyetsizler de bilsinler ki bu dava burada bitmeyecektir.

Yazacağım yazı yukarda söz ettiklerimle ilgili. Bu duygularla devam etmeye çalışacağım yazıma ne yazık ki! Başarabildiğim kadarıyla tabi.

Beyoğlu'nun alternatif tiyatro mekânlarından biri olan İkinci Kat'ta Ebru Nihan Celkan'ın yazıp yönettiği bir oyun izledim. TETİKÇİ... Bu ülkede sol – sağ – Alevi – Sünni dindar fark etmez, sistem kendi sözünün haricinde söz söyleyen ya da öne çıktığını düşündüğü kişileri bir şekilde yok etmenin derdinde olmuştur hep. Bunu kimi zaman açık açık kendi bünyesinden insanlarla yapmış kimi zaman da belli siyasi gruplar içinden ayarladığı tetikçiler, maşalar aracılığıyla yapmıştır. Son olarak meydana gelen olaylardan biri gazeteci Hrant Dink suikastı. Oyunda da Hrant Dink ve benzeri cinayetlerde kullanılan ya da kendini kullandıran insanların alt yapılarının ne olduğu ve bu düzenin nasıl yürütüldüğü işleniyor. Anadolu'nun çeşitli yerlerinden gelen maddi durumu iyi olmayan üniversite gençlerinin maddiyatla nasıl kandırılıp belli mekânlarda yetiştirildiğini, bu insanların ailelerinin ne denli bir acziyet içinde olduklarını, vatan – millet – din duygularının nasıl sömürüldüğünü ve bu üçleme ile insanların nasıl kandırılıp başka insanların üzerine salınmak üzere hazırlandıklarını anlatan bir oyun. Sadece bununla kalmayıp, bahsettiğim mekanizmaların arkasındaki devlet kurumlarının işin içine nasıl dâhil oldukları, devletin belli kurumlarının temsilcilerinin bu gayrı meşru işlerde nasıl rol oynadıkları ve maalesef basının bu katliamlarda, suikastlarda, caniliklerde yeteri kadar duyarlı olmadığı da ele alınıyor.

Oyunda aşırı uçta milliyetçi – muhafazakâr bir grubun bölgedeki lideri konumunda biri, o bölgedeki üniversiteye okumak için gelen gençleri tespit ediyor, onlara yardımcı olma bahanesiyle belli evlere yerleştiriyor. Bundan ötürü minnet borçlu olan gençler liderlerinin verdiği emirleri yerine getirmeye gayret ediyorlar. Emirler ne mi? Kavgalar, yaralamalar, öldürmeler, siyasi manada beyin yıkamalar... Kimisi isteyerek, kandırılarak bu emirleri yerine getiriyor, kimisi ise korkudan ve maalesef mecburiyetten. Bu ağın içerisinde, davaya kendini adamış, dava uğrunda gözü dönmüş kişi de var, muhbirlik yapan da var, mecburen o evde yaşayan, girdiği için çıkamayan ve yapılanları hiçbir şekilde içine sindiremeyen de var... Ve erkeklik güdüsünü birini öldürmekle tamamlamak isteyen, ağa düşürülen bir genç daha var. Bu kişi, tehlike oluşturma oranı çok az olan biri. Çünkü çevresi tarafından hor görülen, kahraman olma güdüsü ile yanıp tutuşan, neredeyse hiç konuşmayan, ailesinin maddi durumu çok kötü olan biri. Kendilerince, tam kullanılmaya hazır biri. Kendisine verilen görev; yazılarından rahatsız olduklarını iddia ettikleri bir gazetecinin yaşamına son vermek. Bu görev öyle büyük bir gazla kendisine veriliyor ki; gazetecinin vatan haini olmasından tutun da, ülkeyi bölmeye yıkmaya yönelik büyük bir işbirlikçi ve din düşmanı biri olduğuna kadar bütün isnatlarda bulunuluyor. Böyle birini ortadan kaldırmak ise ülkeye ve dine yapılabilecek büyük bir fayda olduğu salık veriliyor kendisine. Bunları duyan genç tereddütsüz görevi devralıyor. Bu arada, grubun lideri konumundaki başkan, arkasında olan ve işbirliği içinde bulunduğu kurumun görevlisi konumunda olan kişi ile sürekli irtibat halinde. Son anda bu kurum suikasttan vazgeçiyor ancak artık ok yaydan çıkmıştır. Zaten devlet hep kendi oluşturduğu pisliğin beklediği ve öngördüğü boyuttan daha fazla bir hale geldiğini görünce anında ortadan kaldırmaya çalışır. Fakat iş işten geçer. Zamanında gayrı meşru işler konusunda sonsuz destek sundukları kişiler artık kendi namına ve kendi keyiflerine göre hareket etmeye başlarlar. İşte tam da bu nokta derin denen devletin açık verdiği ve ayyuka çıktığı noktadır. Derken; suikast gerçekleştiriliyor! Sonrası ise daha acı. Grubun başındaki kişinin arkasında olan kurumlar, elbette olaya el atıyorlar. Soruşturma tamamen istedikleri doğrultuda yürütülüyor. Suç sadece bir kişiye yükleniyor. Ve devletin işbirliği içinde olduğu kişi yani azmettirici serbest bırakılıyor. Ne kadar tanıdık değil mi?

Tetikçi; dış ses olarak oyuna katkıda bulunan Aslı Can Kortan'la beraber dokuz kişilik bir oyun. Özgürcan Çevik, Özge Ertem, Güney Zeki Göker, Barış Gönenen, Ararat Mor, Gülce Oral, Fatih Özkan, Eyüp Emre Uçaray; oyunun kahraman oyuncuları olarak sahnede. Bütün oyuncular oyunun söylemek istediğine, misyonuna çok inanmışlar. Canlandırdıkları karakterlerin geldikleri bölgelerin şivelerini tam manası ile yerine getirememelerinin haricinde hepsi mükemmel oyunculuk sergiliyor. Belli ki hepsinin ülkede yaşanan bazı faşizan uygulamalardan, özgürlüğe vurulan darbelerden, oynanan çirkin oyunlardan, ötekine tahammülü olmayan insanlardan, kendi görüşünden olmayanı ortadan kaldırmaya çalışan canilerden yana dertliler... Kim değil ki? Ve bu oyuncu arkadaşlarım, susmayı değil, alenen tepkilerini belli etmeyi tercih ediyorlar. Bunun için varlar, bunun için o sahnedeler. Hem de hiç çekinmeden ve hiçbir şekilde geri adım atmadan. Alınması gereken sorumluluğu henüz genç yaşlarında büyük bir bilinçle ve cesaretle yükleniyorlar. O kadar kusursuz bir oyunculuk görüyoruz ki sahnede, inanmayan, yaşananları daha doğrusu yaşatılanları anlamayan insan bu denli içten oynayamaz. Şu anda yazarken bile onların oyunculukları aklıma geldikçe gözlerim doluyor. Hem yapılan zulme duyduğum öfkeden ötürü hem de bu zulme, bu faşizan uygulamalara dur diyebilen ve sesini bu kadar açık bir şekilde çıkarabilen insanlar olduğu için hissettiğim kıvançtan ötürü.

Ebru Nihan Celkan... Ne yazık ki çok geç tanıdım kendisini ama iyi ki tanıdım. Hrant Dink davasında karar açıklanmadan üç gün önce izledim yeni oyununu. Ebru, oyunun yazarı ve yönetmeni. Hrant Dink suikastında, Rahip Santoro cinayetinde, Zirve Yayınevi katliamında ve öncesindeki birçok suikastta işleyişin nasıl olduğunu, kurgunun nasıl yapıldığını, gençlere "ocak" denen yerlerde nasıl gaz verilip, her şeyi yapabilir düzeye getirildiğini hiçbir detay atlamadan veren bir oyun kaleme almış. Bir yazar, ancak bu kadar iyi gözlem yapabilir, ancak bu kadar araştırmacı olabilir, sadece yazmakla kalmaz ancak bu kadar başarılı bir şekilde sahneye aktarabilir bir metni. Ancak bana, bir hatası var yazarın. Bu hataya birçok insan da maalesef düşebiliyor. Hep derler ya; "Tetiği çekene değil, onların arkasındaki güce bakacaksın. Tetiği çekenler kandırılan ve nihayetinde kullanılan gariban insanlar." Burada da o mesaj var sanki. Elbette arkadaki güce ya da mihraklara bakmak lazım. Ancak şunu unutmamak gerekir. Tetiği dünden çekmeye teşne olanlar olmazsa tetiği çektiren olmaz. Olsa bile sonuçlar hep böyle olmaz. Sonuçta tetiği çeken insanın içinde demek ki o canilik, o insan dışılık var. Yoksulluk, cehalet, aymazlık; hiçbir sebep başka bir insanı öldürmek için harekete geçmenin sebebi olamaz. Tabi ki cehalet ve yoksulluk kaldırılınca bu cinayetler, vahşilikler azalacaktır ve belki de yok olacaktır ancak milyonlarca yoksul insanın içinden neden bunlar yapabiliyor? Kimisi karıncayı dahi incitmezken neden bunlar bu türden işlerin koşucusu oluyorlar? Kahramanmaraş, Çorum, Sivas, Başbağlar, Mardin Bilge Köyü katliamlarında, gazeteci – yazar, sanatçı, bilim insanı, parti mensubu insanların cinayetlerinde; "orada bulunan insanlar birer kukla, gariban insanlar, asıl arkadakilere bakmak lazım" diyerek faillerin suçunu hafifletemeyiz. Hangi insan aklı ve vicdanı yanan insanın karşısında kılı kıpırdamadan durabilir. Duruldu, durulmakla kalmayıp alkış tutuldu, hayvanca nidalar çıkarıldı. O yüzden tetiği çeken de çektiren de aynı oranda suçlu ve sorumludur. Celkan, "bu oyunda birini daha az suçlu buluyor" demiyorum ancak "tetikçiler kullanılan ve gariban insanlar" vurgusu maalesef var.

Bu hataya rağmen oyunu ağzım açık izledim. Her sahnesinde hem oyuncuları hem de Ebru'yu defalarca tebrik ettim. "Ocak" denen o yerlerin içi dışı artık herkesin malûmu. Oralarda hiyerarşinin nasıl işlediğini, insanların nasıl cezaya çekildiğini, olayların nasıl tertiplendiğini bu konulara birazcık kafa yoran hemen hemen herkes bilir. Bu siyasi grupları tanıyan biri oyuna danışmanlık yapsaydı ancak bu kadar gerçekçi ve başarılı olabilirdi. Rejisi de kalemi kadar başarılı. Sahnede verilmesi gereken mesajı asla gölgede bırakmayan duru bir reji var. Derdi var çünkü Celkan'ın... Amacı derdini, daha doğrusu derdimizi anlatmak. Amacı, popüler bir konuyu ele alıp, akıl oyunları ile dolu bir reji yapmak değil. Bu demek değildir ki çok sığ bir anlatım var sahnede. Aksine bu metnin her cümlesini nakış nakış seyircinin beynine nakşeden kusursuz bir yönetim görüyoruz. Özellikle ara ara oyundaki karakterleri tanımamız açısından ailelerine dönüş yapması oyundaki duyguyu daha da arttırıyor. Ve tabi ki, haberleri sunan dış ses. Cinayet haberinin hemen ardından bir magazin haberi. Hem de suratlar ve ses tonu adeta hiç o cinayet haberi geçilmemiş gibi sırıtarak ve pişkince.

Sahnede çok az öge kullanmış. Sade bir sahne tasarımını, yerlerde ve duvarlarda bulunan gazete küpürleri tamamlamış. Gazete küpürlerine de mutlaka dikkat edin. Her biri ne yazık ki içler acısı halimizin resmi niteliğinde. Celkan, hiçbir detayı atlamamış. Ebru Nihan Celkan'ın oyunlarını takip etmek lâzım, hem de defalarca...

İkinci Kat'ta, izleyenlerin dimağlarını harekete geçiren, duyguların düşüncelerin yeniden sorgulanmasını sağlayan oyunlar sahnelenmeye devam ediyor. Tetikçi de bu oyunlardan biri. Ve Tetikçi bu sezon izlediğim en iyi oyun sıralamasında şu an için benim gözümde ve gönlümde birinci yerine oturdu.

Var olun; Ebru Nihan Celkan, Özgürcan Çevik, Özge Ertem, Güney Zeki Göker, Barış Gönenen, Ararat Mor, Gülce Oral, Fatih Özkan, Eyüp Emre Uçaray, Aslı Can Kotran, Zehra Şahin, İpek Banu Kılar.

http://www.tiyatronline.com/yazarlar/3457/haber/2309/mehmet-konuk-bu-dava-boyle-bitmez-tetikci-

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim