http://www.aict-iatc.org/

ANTON ÇEHOV LÂYIKIYLA ANILIYOR…

Birçoğunuzun malûmudur; Anton Çehov yazdığı oyunları gerçekçi bir üslûpla yazar ve bütün oyunlarının da aynı gerçekçilikle yönetilmesini ister. Eğer oyunun da göl kıyısında bir sahne koymuşsa adeta sahnede gölün olmasını ister. Yazarın elbette böyle bir tasarrufu vardır. Çünkü metnin sahibi yani yaratıcısı odur. Yazdığı oyunların ne şekilde yönetilmesi konusunda elbette ve pek tabiidir ki söz söyleme yetkisi olacaktır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 2011 – 2012 sezonunda Anton Çehov'un hikâyelerinden yola çıkarak Neil Simon'un oyuna uyarladığı Sevgili Doktor'u repertuarına dâhil etmiş. Çok da iyi etmiş. Çünkü birçok amatör tiyatro grubu ya da konservatuar sınavına hazırlanan birçok oyuncu bu oyundaki bazı epizotları alır, kendilerince yorumlamaya çalışırlar. Bu bağlamda İ.B.B. Şehir Tiyatroları gibi köklü bir tiyatro kurumunun bu oyunu sahnelemesi, Çehov oynamaya çalışan tiyatro gruplarına örnek teşkil eder en azından.

Anton Çehov'un Sevgili Doktor'u birbirinden bağımsız sekiz ayrı hikâyeden oluşmaktadır. İzlemesi de okuması da eğlenceli bir oyundur. Tabii asıl değerini, iyi yorumlayıp lâyıkıyla sahneleyebilen yönetmenlerin ve grupların elinde bulur.

Oyunu Taner Barlas yönetmiş. Sadece yönetmekle kalmamış, aynı zamanda oynamış. Normalde yönetmenlerin, yönettikleri oyunda oynamalarını pek doğru bulmam ama Taner Barlas hiç eğreti durmamış. Yönettikleri oyunda oynayan yönetmenlerin hemen hemen hepsi oyunu genelde tekel altına alıp oynarlar. Bunu da diğer oyuncuları sindirerek yaparlar. Taner Barlas da hiç o olumsuz havayı görmedim. Ne de olsa yılların verdiği hazmetmişlik var kendisinde. Fakat "herhalde güne özgü" diye düşündüğüm bariz bir yorgunluk gördüm kendisinde. Umarım tahminim doğru çıkar da genel bir yorgunluk değil de güne özgü geçici bir yorgunluktur.

Başlıkta söylediğim gibi, oyun, Anton Çehov gibi bir tiyatro adamına aşırı derecede sâdık kalınarak sahnelenmiş. Ve bu başlığı da özellikle Taner Barlas için attım. Her şey gerçekçiydi sahnede. Özellikle boğulma sahnesine hayran kaldım. Dekorla, kostümle, oyunculuklarla ilgili dönemin hiçbir detayı atlanmamış. Hikâyelerin yazıldığı dönem neyi gerektiriyorsa onu görüyoruz karşımızda. Usta isim Taner Barlas "güncelleyeyim" diye klâsik oyunları rezil eden yönetmenlerden olmamış.

Ve oyunun bu denli sahici olması konusunda kesinlikle atlanmaması gereken bir isim daha var. Oyunun dramaturgu Dilek Tekintaş... Kendisini ayrıca ve özellikle tebrik etmek lâzım. Bu durum, burnundan kıl aldırmayan, önerilere kapalı olan, nedense dramaturglarla çalışmayı reddeden ya da göstermelik olarak çalışsalar bile dramaturgların fikirlerini pek önemsemeyen yönetmenlere de iyi bir örnek olmuş. İyi bir dramaturg ile çalışmanın faydasını bu oyunda net bir şekilde görüyoruz.

Oyunun dekorları Barış Dinçel'e ait. Evet, belki de yönetmenlerin tercihleri ve istekleri doğrultusunda sanatını konuşturuyor lâkin ben Barış Dinçel'in yaptığı dekorların birçoğunu çok karmaşık ve göz yorucu bulurdum. Ancak bu oyundaki sahne tasarımı diğer oyunlarından tamamen farklıydı. Saçaklarla, püsküllerle, karmaşık yapılarla sahneyi boydan boya kaplayan bir dekor yerine tamamen fonksiyonel, dönemi en güzel şekilde yansıtan bir sahne tasarımı vardı.

Kubilay Penbeklioğlu; hangi oyunda izlediysem sahneye çıktığı her anını zevkle izliyorum. Bu oyunda da öyle oldu. Eğlenerek oynayan bir oyuncu. Oynadığı oyundan kendisi de zevk alıyor, onu izleyenler de. Üstlendiği farklı farklı karakterlerin her birinin hakkını vererek oynadı. Özellikle din görevlisi rolündeki tavrı din tacirliği yapanları çok güzel betimliyordu.

Meriç Benlioğlu; Nina karakteriyle karşımıza çıkıyor. Elemelerdeki yeni ve hevesli genç kızı çok içten oynamış. Özellikle aklı sıra Çehov'un hassasiyetlerine göre cevap verdiği anlardaki kaypaklığı harika sunmuş. Biraz daha sesini kontrol edebilse daha iyi olacak. Belki sınava giren kişinin heyecanını vermek adına ani çıkışlar yapıyor ama bu konuşmadaki ahengi bozuyor ve zaten o kadar deklamasyon yapması da şart değil.

Nagehan Erbaşı; mürebbiye karakterinde trajikomik vurguları çok iyi vermiş. Bunu da abartılı bir tek hareket yapmadan başarmış. Başka oyunculardan da aynı karakteri izledim ancak neredeyse hepsi mürebbiye karakterinin şaşırma ve ezilme tepkilerini çok abartılı oynamışlardı. Erbaşı, tam tersi şekilde oynamış ve daha sahici olmuş.

Taner Barlas gerçekten bir kişi haricinde mükemmel bir cast yapmış. Mesela; FUNDA POSTACI KIPÇAK... Nasıl bir iç enerjidir o, nasıl bir sahnede devleşmedir? Çıktığı en ufak rolde bile seyirciden kocaman alkışlar aldı. Özellikle "Biçare Kadın" karakterinde mükemmeldi. Konservatuar sınavlarına hazırlanan kadın oyuncu adayları sınavda oynamak için genelde "Biçare Kadın"ı seçerler. Benden net bir tavsiye; mutlaka gidip Funda Postacı Kıpçak'ı izlesinler. Sadece o karakterin nasıl iyi oynandığını değil, sahnede devleşmeyi, tiyatroya duyulan aşkı, performansın yaşla değil tiyatro sevdası ile olduğunu da göreceklerdir.

Gelelim o bir kişiye yani Aziz Sarvan'a... Oyunda gözüme batan tek oyuncuydu. Ben Aziz Sarvan ismini normal yaşamda nasıl biliyorsam sahnede de aynısını görüyorum. Dinmeyen Alkışlar – Cahide oyununda oynadığı Muhsin Ertuğrul rolünün haricindeki bütün oyunlarda aynı. Burada da aynı durum söz konusu. Tek düze bir ses, yarı kapalı gözler, ani tepkiler ve dönüşler, kasıntı bir vücut hali... Bu halleri onu samimiyetten uzak kılıyor. Oyunun broşüründe "ohh be sonunda ben de Çehov oynuyorum, yaşasın!" demiş ama keşke bu "ilk"in hakkını verebilseydi.

Dost sohbetlerinde konuşurken; "şu klâsik oyunlar bir dönem bırakılsa da daha çok yeni metinlere ve denemelere yer verilse" derim ancak Taner Barlas'ın rejisi ve tabi ki yukarda söylediğim isimlerin birçoğunun oyunculuğu sayesinde bu sözümü geçici olarak kenara bırakıyorum. Güzel bir Çehov izlemek isteyenler buyursunlar efendim.

İ.B.B. Şehir Tiyatrolarına da yeni sezonda başarılar diliyorum, alkışınız bol olsun.

http://www.tiyatronline.com/yazarlar/3457/haber/1764/mehmet-konuk-anton-cehov-layikiyla-aniliyor

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim