http://www.aict-iatc.org/

Bulanık

GÖZYAŞLARIMIZDAN ASLA UTANMAK OLMAZ

"Tiyatro Sıfırnoktaiki"nin hayatımıza girişi çok olmadı. Galatasaray civarında küçük mütevazı bir salonda bu yıl, beşinci yaşını kutlayan topluluk, bir avuç hevesli gençten öte, yetenekli ve vizyon sahibi tiyatro aşıkları olduklarını gösterdiler kısa süre içinde. Bu sezon salonlarında kendilerine ait olan "Limonata", "Aut", "Disosya Harikalar Dünyası" oyunları devam etmekte. Ayrıca İkincikat Prodüksiyon olarak Simon Stephens'in "Bulanık" oyunu sahnelenmekte.

Oyunun yazarını Simon Stephens'ı tanıyoruz daha önceden. Dot'un "Punk Rock" oyunuyla enerjimizi tavan yaptırmış, "Pornografi"siyle kanımızı dondurmuştu. 1971 doğumlu İngiliz yazar; insan ilişkilerini sert, acımasız kimi zaman da rahatsız edici bir gerçeklikle izleyiciye aktarıyor."Wastwater" yazarın çok yeni oyunlarından. 2011 tarihli oyunu, Royal Court Theatre'da geçtiğimiz yıl dünya prömiyerinde izleyen ve çok etkilenen Engin Hepileri metni sahnelemeye karar verir. Oyun, adını Wastwater gölünden alıyor. Göl, İngiltere' nin en derin gölü.Gölün suyu bulanık, içinde cesetlerin olduğuna dair iddialar var.

Oyunda havaalanı yakınlarında geçen üç ayrı öykü ve üç ayrı sahne var. Üç öykü de 25 haziran günü saat 21de geçer. Uçak sesleri ve yağmurlu hava öykülerin "an" ortaklığına vurgu yaparken bunun dışındaki ortak noktaları da oyunu izlerken fark ediyoruz. Bağlantıları kurmak, bağlantıları çözmek ve kesişmeleri yakalamak Meksikalı yönetmen Inarritu filmlerini anımsatıyor.

İlk hikaye Frieda'nın (Deniz Türkali) bahçesine bitişik bir seranın önünde başlar. Akşam saatleridir Frieda ve oğlu Harry (Erkan Avcı) seranın girişinde laflamaktadırlar. Harry uzaklara gitmek üzere son saatlerini geçirmektedir annesiyle. Anne endişeli Harry de hissettirmek istemediği bir gerginlik hali içerisindedir. İkinci sahnede Mark (Erkan Pekbay) ve Lisa'yı (Defne Halman) görmekteyiz. Bir otel odasında eşlerini aldatmak üzeredirler. Lisa polis, Mark da resim öğretmenidir onlar da laflamaktadırlar. Lisa'nın tedavi görmüş bir eroin bağımlısı aynı zamanda porno film oyuncusu olduğunu bu konuşmalar sırasında öğreniriz. Üçüncü sahnede ise Sian (Yeşim Koçak) ve Jonathan (Cengiz Bozkurt) legal olmayan bir şeylerin peşindedirler. Sian, Jonathan'a evlat edinme işinde yardım etmekte ayrıca sorularıyla Jonathan'ın geçmişini deşerek zihnini bulandırmaktadır.

Yönetmen Engin Hepileri metnin ve oyunculukların oyundaki lokomotifler olduğunu düşünerek durağan bir sahneleme tercih etmiş. Işık ve sahne tasarımının minimalist olarak tercih edildiği oyunda ilk sahne bir verandada , ikinci sahne otel odasında, üçüncü sahne ise neredeyse boş bir hangarda geçmekte. Sahne tasarımındaki sadelik kostümler üzerinde de hissediliyor. Oyun müziği olarak Bizet'in Carmen operasından Habanera bölümü üç sahnede ortak olarak kullanılmış. Carmen operasının ilk sahnelendiğinde ahlâk anlayışının ihlali gibi algılandığını ama zamanla en önemli operalardan biri olduğunu düşünürsek oyun metnindeki "derinlik" temasını desteklediğini söylemek mümkün.

Oyuncuları sade, doğal oyunculuklarıyla izlemek keyifli. Defne Halman, eski bir eroin bağımlısı polis memurunu, ayrıca porno oyuncusunu hem de mazoşist eğilimli bir kadını canlandırarak kariyerinin en marjinal karakterini başarıyla taşıyor sahneye. Deniz Türkali, oğlu uzaklara giden anneyi endişe halleriyle, Yeşim Koçak ise illegal işlerin içinde ama artık sisteme uyum sağlamış olmanın rahatlığıyla keyifle izleniyor. "Zenne" filmindeki rolüyle ödül alan Erkan Avcı oyunda doğal bir oyunculukla çıkıyor izleyici karşısına. Cengiz Bozkurt illegal durumun endişesini, Erkan Pekbay ise aldatma eyleminin tedirginliğini tam dozunda yansıtıyor.

Simon Stephens, kısa diyaloglarıyla göze sokmadan sistem eleştirisi yapıyor. "Kimsenin kimseye mektup falan yazdığı yok artık" cümlesiyle kaybolan değerleri sorgulatıyor izleyicisine. Charles Dickens'tan alıntıladığı "Gözyaşlarımızdan asla utanmak olmaz çünkü onlar, katı yüreklerimizi örten toz bulutlarının üstüne gözleri kör edercesine yağan yağmurdur." cümlesiyle de yitirilmiş duygu yoğunluklarına değiniyor. Evlatlık olarak büyütülmüş Sian'a "İnsanlar neden çocuk yetiştirmek istiyorlar böyle bir dünyada" dedirterek dünyanın gidişatıyla ilgili endişesini paylaşıyor. Ardından da Harry üzerinden ekosistemle ve gelir düzeyi farkıyla ilgili değerlendirmesini görüyoruz. "Atmosferi kirletiyorsun,yeni toplumsal hiyerarşiler oluşturuyorsun. Nüfusun en yüksek gelirli ya da fiziksel olarak en güçlü olan kısmını beslemeye başlıyorsun. O kadar ki insanlar gereğinden fazla beslenip obezleşiyor. Nüfusun geri kalanının da açlıktan ölmesine izin veriyorsun..."

Bir otel odası tanımı yapan yazar aslında insanların bireyselleşmesi sonucu yalnız kalışını sorgulamakta. "İleride bütün dünya böyle olacak. Kimse dışarı çıkmayacak, herkes içeride güzel odalarda kalacak. Mis kokulu sabunlar, mineralli sular, yumuşacık havlular..."

Evet, sabununuz kokulu olabilir ama sevdiğinizin teninin kokusu kadar olamaz. Sularınız da faydalı olabilir ama gözyaşlarınız kadar ruhunuza işleyemez. Havlularınız yumuşacık olabilir ama yüzünüze dokunan yumuşak bir elin yerini tutabilir mi?

Bu sorgulamaya katılmak, modern zamanlara ait bir oyun ve başarılı oyunculuklar izlemek için Tiyatro Sıfırnoktaiki'nin kapısını çalabilirsiniz.

"Bulanık" her pazartesi Tiyatro Sıfırnoktaiki'de. Tel: 212 2923247

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim