http://www.aict-iatc.org/

RICHARD'I YORUMLAMANIN ZORLUĞU

İstanbul'dan Kevin Spacey'nin 'III.Richard'ı geçti: RICHARD'I YORUMLAMANIN ZORLUĞU

'III. Richard'ın 'artı'larıyla başlayalım. Öncelikle, perde bölümlemesi akıllıcaydı. İlk Bölüm'de, oyunun 'üçte ikisi'ni oluşturan 'Richard'ın önlenemez yükselişi' gösteriliyor, 'perde arası'ndan sonra ise 'Richard'ın hızlı düşüşü'nün canlandırıldığı son 'üçte bir'lik bölüm yer alıyordu.

Yan duvarlar boyunca sıralanmış bir dolu kapıdan oluşan sahne tasarımı (Tom Piper) ve ışık kullanımı (Paul Pyant) çok başarılıydı. Boş bırakılmış sahne alanı, istendiği gibi –gerektiğinde birkaç parça eşya ya da gereçle- donatılıyor, birbirini izleyen onlarca tablonun akışı hiç bozulmadan 'uzam'(mekan) ve 'zaman' hızla değişiyor, 'Amerikan Güzeli' filminin Oscar'lı yönetmeni Sam Mendes, sahne enerjisi kotarmadaki becerisiyle de 'alkış' alıyordu.

Richard'ın, uğruna pek çok kişinin kanını döktüğü 'taht'a kavuştuğu aşamayı gösteren sahne muhteşemdi. Birinci sınıf bir 'politik şov' sahnelenmekteydi. Ekranda, 'dünyadan elini eteğini çekmiş' bir keşiş görüntüsü içindeki Richard, iki rahip arasından, 'krallık erk'ine 'mazlumca bir boyun eğmişlik' içinde, kurbanlık kuzu gibi melül melül bakmakta; aynı anda, mikrofondaki bir TV yorumcusu edasıyla olayın çığırtkanlığını yapan, Chuk Iwuji'nin parlak bir yorumla canlandırdığı Buckingham, düşüncelerine başvurduğu, psikopos, belediye başkanı, ayrıca seyirci sıralarındaki halk gibi -aldatılmış- kişiler İngiltere adına mutluluklarını dile getiriyorlardı. Politikadaki ikiyüzlülüğün kusursuz bir manzarası...

Doğrusu, Kevin Spacey de rolüne çok çalışmıştı. Bir yandan, hareketlerini kısıtlayan bacak protezine karşın, son derece devingen bir oyunculuk çıkartırken, bir yandan da Richard'ın sözlerini, tartımı hiç aksatmadan, soluklu bir yorumla iletiyordu.

Peki, 'kötü giden' neydi?

Kötü giden, Richard karakterinin en önemli özelliği olan 'aktörlükte inandırıcılık' olgusuna sırt çevrilmiş olmasıydı. 'Richard III' oyununda Richard, oyun kişilerinin pek çoğu karşısında 'rol yaparken', seyircinin karşısında yalnız olduğu sahnelerde son derece 'gerçek'tir. Oysa Spacey, Richard yorumunda bu ayrımı yeterince belirlememiştir. Dahası, oyunu, 'içtenlikli' olması gereken sahnelerin çoğunu gözetmeyerek, 'dıştan' (rol yaptığını belli ederek) oynamıştır. Oysa, Richard, hem yaptığı rolü, karşısındakilere 'inandırıcı' kılabilen, hem de rol yaparken, aynı zamanda –gerektiğinde- 'korkutucu' olabilen bir karakterdir. Spacey'nin yorumunda ise, oyunun 'perde arası'na dek, genellikle, tek kişilik şov' yörüngesinde giden bir 'komedyen' yaklaşımı sezilmektedir.

Spacey, nedense, Richard'ın uzun konuşmalarının, farklı vurgular taşıyan çeşitli bölümlerden oluştuğunu göz önüne almak istememiştir. Bu nedenle, oyunu başlatan ve dört ayrı 'oyunculuk stratejisi' gerektiren ilk konuşmasını, araya nüans koymadan bir solukta yapıvermiş, sahnenin 'lezzeti'ni çeşnisiz kılmıştır.

Spacey'nin yorumunda, Richard'ın, kral olduğu aşamaya dek sahnedeki en 'zeki insan' olduğunu, oysa kral olduktan sonra, tahtını koruyamayacağı korkusuna yenik düştüğü anda, zekasının da parlaklığını yitirmeye başladığını, artık çevresini ancak zorbalıkla denetleyebildiğini belirten önemli bir iz yoktur. Çünkü, bu değişimi oyunda göstermede birincil önem taşıyan, birbirine koşut konumdaki iki 'evlenme teklifi' sahnesi yeterince duyarlıkla işlenmemiştir. Richard, oyunun başında Lady Ann'e 'aşk'ını ilan ettiği, oyunun sonlarına doğru da Kraliçe Elizabeth'ten kızını istediği bu sahnelerde -farklı biçimlerde 'sahipsiz kalmış' kadınlar karşısında- 'aynı sözler'i kullanmaktadır. Deneyimsiz bir genç kadın olan Ann'i etkileyen sözlerin, Kraliçe Elizabeth'i acı acı güldüreceğinin farkına bile varmayışı, Richard'daki 'zeka yitimi'nin somut kanıtıdır oysa.

'İç ölçülü' uyaksız şiiri seslendirme zorluğu

Çoğu Amerikalı, önemli bir bölümü de epeyce genç olan öteki oyuncuların –Kraliçe Elizabeth (Haydn Gwynne) ve Kraliçe Margaret (Gemma Jones) dışında kalan- her biri, Shakespeare'in oyunlarında kullandığı, 'uyaksız' ama 'iç ölçülü' şiir biçemini aksatmadan aktarma yoluna öyle bir baş koymuştur ki, metni 'doğru seslendirme' çabası ön düzeye geçip garip bir 'mekanik' özellik edinmiş; söyleneni 'anlamlandırma' çabasına ise pek sıra gelememiştir. Bu da sözleri, neredeyse kulak tırmalayan bir tartıma taşımış, oyunculuğu ise 'replikleri bağırarak söyleme' düzlemine itmiştir.

Oyunun, toplumları yönetenlerin, küresel ve ulusal boyuttaki vazgeçilmez ekonomik ve politik çıkarlar adına birbirini yalanlarla, ikiyüzlülükle alt etmeye çalıştığı, zorbalığın kuzu postuna bürünüp salındığı günümüz ile ilişkilendirilerek sahnelenmiş olması, Shakespeare'in bu ilk önemli politik oyununa artı bir özellik getiriyor. Makyevelist stratejilerle örülmüş bir ekonomik/toplumsal/politik dünya düzeninde yaşamakta oluşumuz, oyunun 'Brecht'çe bir yaklaşımı' imleyen yorumunu geçerli kılabilir. Çünkü oyunun ilk üçte ikilik bölümünde, çeşitli karakter guruplarının birbirini alt etmek için sergiledikleri ince politika, daha çok, emperyalist/kapitalist Batı'nın geliştirmiş olduğu stratejileri anımsatmaktadır. Tıpkı Brecht'in 'Arturo Ui' oyununda Hitler'in yükselişini Amerikan kapitalizmi ile ilişkilendirdiği gibi...

Oysa, ''III. Richard'ın program kitabında, oyunun güncel politik-eleştirel hedefi olarak, zorba özellikli Kaddafi, Esad, vb. gösterilmiş.

Ne demeli?

Ayşegül Yüksel
(Cumhuriyet, 11 Ekim, 2011)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim