http://www.aict-iatc.org/

ANNEM YOKKEN ÇOK GÜLERİZ

18-28 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 16. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali günde ortalama altı etkinlik içermekteydi. Festival'e katılımınızı zaman olanakları ve ulaşım zorlukları sınırlıyordu. İzlediklerimden biri Tiyatro Gerçek'in birkaç yıldır sunmakta olduğu 'Annem Yokken Çok Güleriz' başlıklı yepyeni bir trajik farstı. Genç kuşaktan İrlandalı yazar Enda Walsh'un yapıtı...

Gençler üstündeki ana baba baskısı karşısında oluşan 'öldürücü tepki'nin İrlanda tiyatrosunda özel bir yeri vardır. İnsanın kendi kanından birini öldürmesi nasıl antik Yunan tragedyasının vazgeçilmeziyse, öldürüldüğü sanılan büyüğün bir türlü ölmemesi de komedinin malzemesidir. İrlanda ulusal tiyatrosunun yaratıcılarından J. M. Synge, ünlü 'Babayiğit' (1907) oyununda bu bağlamda komik ve trajik olanı buluşturmuştu.

Synge'den neredeyse yüz yıl sonra doğmuş olan Martin Mc Donagh'ın 'Leenane'in Güzellik Kraliçesi'nde açık açık gösterdiği 'anne öldürme'edimi, tıpkı Synge'in yapıtında olduğu gibi, kurbanı değil, cellatı haklı çıkartma özelliği taşımasıyla, tam anlamıyla gelişememiş toplumlardaki ana baba baskısının dayanılmaz boyutlarını gösterir ve -Tarantino filmlerinden esinli bir yaklaşımla da olsa- İrlanda kara komedisinin geleneksel çizgisini belirginleştirir. Enda Walsh'un ilk kez 2006'da sahnelenen ödüllü yapıtı 'Annem Yokken Çok Güleriz' ('The Walworth Farce') da –biçimsel açıdan ilginç bir deneysellik içermesi yanında- aynı geleneği 2000'li yıllara da taşımaktadır.

Oyun, Londra'da yoksul bir mahalledeki bir apartmanın üst katlarından birinde yaşayan baba–büyük oğul-küçük oğul üçlüsünün, her gün, durmadan çeşitli kişiliklere bürünerek, çeşitli uzamlarda ve zamanlarda geçmiş olayları, bir oyunculuk yarışmasındaymışçasına art arda ve iç içe oynadıkları, garip bir yaşama biçimini sergiler. Sonsuz bir oyunculuk maratonu gerektiren –Baba'nın yarattığı- bir senaryodur izlediğimiz. Bu senaryo, bir yandan sahnedeki sanatçılara 'fars' oynamaktaki 'komik' becerilerini sınama şansı verirken, karakterleri de, İrlanda'daki –'suç'un alacakaranlıkta bırakıldığı- 'geçmiş' ile Londra'nın yozluk ve tehlikelerle bezeli olduğu söylenen 'şimdi'si ile yüzleşmekten korumaktadır.

Baba Dinny'nin, korkularını ya da başarısızlık duygusunu yenmek ya da vicdanını sesini bastırmak için gürültü patırtı yaratarak sürdürmeye çalıştığı bu 'oyun' içinde 'oyun'un, geçmişte gerçekten yaşanmış olanın yerine geçmesine çalışılırken, İrlanda'da bırakılmış olan yaşam, Kelt efsanelerini anımsatan abartmalı anlatımlar yoluyla güzele boyanmaktadır.

Ne ki yirmi yıldır daracık bir apartman dairesinde sürdürülmekte olan bu ritüelleşmiş 'oyun'un gitgide oyunsuluğunu yitirdiği ve artık iki oğul için yük olmaya başladığı görülmektedir. Küçük oğul Sean'un yaşamında bir kırılma noktasına gelinmiş gibidir. Çünkü oyunun başladığı gün, gerçek dünyaya bir kapı açılmıştır. O kapıdan içeriye –senaryoda yeri olmayan- biri girecektir. (Sean, bir kıza belki ilk kez o gün ilgi duyacaktır.) Oyun, Londra'daki yoksul apartman dairesinde işte o gün yaşananları gösterir. 'Son'un başlangıcını...

Mehmet Ergen'in Türkçeleştirdiği, Mehmet Birkiye'nin sahnelediği, sahne ve ışık tasarımını Cem Yılmazer'in, giysi tasarımını Aslı Ersüzer'in yaptığı oyunun her boyutunun özenle işlendiği görülüyor. Türkçesinde bile İrlanda İngilizcesine özgü kıvraklığı sezebiliyorsunuz. Dinny'de Hakan Gerçek, baskıcı babayı gerektiğinden de yumuşak oynamayı seçmiş. Belki bu nedenle, rolden role geçişleri, en önemlisi de 'baba' kimliği içindeki tutumu yeterince vurgu almıyor. Yönetmen Birkiye, hareket düzenine yoğun emek harcamış. Her üç oyuncu da sahnedeki yüksek enerjiyi korumak için elden geleni yapıyor. Yine de kılık ve rol değiştirme ritüeli oyunun ortalarına doğru tekdüzeleşiyor ve seyirciyi mekanik bir algılama sürecine sokuyor. Büyük oğul Blake'te Bülent Şakrak, kadın rollerinin abartılı renkleri ile erkek duruşu arasında hoş bir denge kurmuş. Sahnede ilk kez gördüğüm başarılı TV oyuncusu İlker Ayrık ise, küçük oğul Sean'u canlandırırken, 'komik' oyunculuk ile 'dramatik' oyunculuk arasındaki incecik çizgide, ip cambazı serinkanlılığıyla gidip geliyor. Makbule Akbaş, kasadar kız Hayley olarak üçlünün dünyasına katılıyor.

Ayşegül Yüksel
(Cumhuriyet, 6 Aralık, 2011)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim