http://www.aict-iatc.org/

ŞEMS OLAYINA 'GAYRİ RESMİ' YORUM

Özen Yula oyunlarının en parlak yapımları arasında, 2000'li yılların başında Ayşenil Şamlıoğlu'nun rejisiyle İBBŞT'de sahnelenen 'Gayri Resmi Hurrem' yer alır. Özgün adını Dinyester kıyılarına 'yadigar' ederek, Topkapı Sarayı'nın Hurrem'i olmaya yazgılanmış bir kadının 'Öteki' olma özelliğine yönelen bir fantezidir sahnede dile gelen. Düş ile gerçek, gizemli/saklı bir uzamda ve dar bir süreçte 'oyun'a dökülmüştür.

'Şems!.. Unutma!..' ise Mevlana'nın gönül/akıl dostu Şems-i Tebrizi'nin 'Öteki' kılınmışlığıyla hesaplaşan bir başka fantezidir. Şems'in, Mevlana üstündeki etkisinin yol açtığı olumsuz tepkiler sonucunda Konya'yı terk etmesi, zar zor geri getirildikten sonra da birdenbire yok oluvermesi, onun bir cinayete kurban gittiği söylentisini bugüne taşımıştır. Özen Yula, bu söylentiden yola çıkarak, Mevlana'nın evinin avlusunda yaşanan dar bir süreçte masal/rüya/hayal boyutunda kuruyor öyküsünü.

Sahne metni müzik eşliği de düşünülerek, şiir/şarkı biçeminde yazılmış. Oyun, 'recitatif' nitelikli solo bölümlerden ve uzun diyalog parçalarından oluşuyor. Anlatıcı konumundaki Tavus Hatun ile başlıyor, 'efsanesiz bir hikaye'ye geldiğini söyleyen Yabancı'nın girişiyle bir başka katmana geçiyor. (Şems'in ortadan yok oluşuyla kendisini dünyaya kapatmıştır Mevlana.) Bir sonraki aşamada, Mevlana'nın ailesinin, Şems'in varlığına ve yokluğuna ilişkin duyarlıklarının açımlaması vardır. (Şems'in ölümü Mevlana'dan gizlenmektedir.) Mevlana'nın evlatlığı Kimya Hatun'un ruhunun da katılımıyla düş boyutu katmerlenir. Öykünün ana kişileri olan Mevlana ve Şems sahnede yer almaz.

Oyununu Tiyatro Cef yapımı olarak sahneleyen Yula, kişilerini 'dergah' ortamına yerleştirmiş. (Dekor ve giysi tasarımı Başak Özdoğan ile Fatoş Öztürk'ün.) Sırası gelen oyuncu, Cihan Yöntem'in çok yalın koreografik düzeni içinde oturduğu yerden kalkmakta, söz/şarkı karışımı anlatımı noktalanınca, usulca dergahdaki yerini almaktadır. (Yakup Çartık'ın ışık tasarımı, görüntüleri gerektiğinde 'karanlık' içine çekecek biçimde düzenlenmiştir.) Amaçlanan, aile bireylerinin her birinin içinde kopmakta olan, ama sonsuza dek 'sessize alınmış' fırtınaların, sahnedeki masal ya da düş süresince dışavurulduğu bir 'atmosfer oyunu'dur. Bir yanda, 'öteki'leştirilerek öldürülüp kuyuya atılan Şems'e yönelik duygular sıralanırken, bir yandan da Mevlana'yı eş ve baba olarak sahiplenme tutkusu gündemdedir.

Sahnenin ön düzlemindeki durallık, geri düzlemdeki fon perdesinde ebru sanatçıları Bora Özpeker ve Nur Gökalp Özpeker'in canlı olarak oluşturdukları desenlerin yansımasıyla ve iki dansçının devinimleriyle karşıtlaştırılır. Müzik, Tavus Hatun'u oynayan Jehan Barbur ve Cenk Erdoğan tarafından, rock-opera tadında bestelenmiştir. Yapımı postmodern bir dokuya büründüren bu özellik, çalışmayı Broadway sahnelerine çıkartma özlemini de duyumsatıyor.

Oyun kişilerini tiyatronun/televizyonun ünlüleri canlandırıyor: Yetkin Dikiciler (Yabancı), Teoman Kumbaracıbaşı (Veled), Sinan Tuzcu (Alaeddin), Beste Bereket (Kimya Hatun) ve Sema Keçik (Kerra Hatun). Sesleri, yüzleri, duruşları güzel, albenili oyuncular...

Yine de, her bir öğesine özen gösterilmesine karşın, 'sahnede rahat yol alamayan' bir yapım var karşımızda. Her şeyden önce, 1 saat 40 dakika uzunluğundaki bir sahne metniyle tek perdelik bir 'atmosfer oyunu' amaçlanması doğru görünmüyor. Ağır seyreden bir gösteri 50 dakikayı geçmemeli. Dahası, 'recitatif'e dayalı –yarı libretto özellikli- bir sahne metninin özel bir etki yaratması isteniyorsa, müzik desteği, oyuncunun sesinin ve hareketinin canlı enstrümanlarla buluşturulmasıyla yapılmalı. Bu biçemdeki bir müzikli oyunda bant müziği ile oyuncunun enerjisi yeterince bütünleşemiyor. Müzikten yeterince vurgu alınmadığında, söz de, şarkı da, sahne olayı da cılızlaşıyor.

Keşke topluluklarımızın tam donanımlı yerleşik sahneleri olsa. Keşke yazar/yönetmen Özen Yula, 'yenilikçi' yaklaşımlarla bezediği oyunlarının sağlamasını yeterince uzun zaman harcayarak yapabilse. Keşke tiyatrocularımız, 'işte şimdi oldu' diyene dek çalışabilme lüksüne sahip olabilseler...

Ayşegül Yüksel
(Cumhuriyet, 20 Aralık 2011)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim