http://www.aict-iatc.org/

TİYATRO VE EMEK

Nazım Hikmet'in 1948'de Bursa Hapishanesi'ndeyken yazdığı ünlü 'Ferhad ile Şirin' oyunu, sanat ve emek arasındaki ilişkiyi, 'sanatın içindeki emeği' ve 'emeğin içindeki sanat'ı tiyatro yoluyla anlatan kusursuz bir örnektir.

Nazım'ın kimi boyutlarını farklılaştırarak sahneye uyarladığı masalın kahramanı Ferhad, sarayları ve köşkleri kusursuzca biçimlendirilmiş örgelerle ve sırrını açığa vurmadığı özel renklerle süsleyen bir 'nakkaş'tır. 'Zanaatçı' değil, 'sanatçı'dır. Aradaki fark, ortaya konan emeğin, bir işi gerektirdiği biçimde tamamlamaktan öte bir hedefe yöneltilmesindedir. Ferhad, emeğini 'kusursuz'a ulaşmaya adamıştır. Bu nedenle, 'zanaat'ı 'sanat'tan ayıran o incecik çizgiyi göğüslediği aşamalarda, yemek içmek, dinlenmek, uyumak gibi 'mola' gerektiren edimleri unutup gidecektir. Ortaya koyduğu emek, ekmeğini kazanması için bir 'araç' değil, yaşamında temel 'amaç' olmuştur artık. Bir başka deyişle, varoluşu emeğiyle özdeştir. Bu nedenle de Arzen diyarının biricik 'nakkaş'ıdır. Ülkenin ecesi Mehmene Banu'yu ve kızkardeşi Şirin'i bir anda kendine aşık ediveren gencecik Ferhad Usta...

Tiyatrodaki emek de benzer bir süreç içinde sınanmaktadır. Tiyatro olayına katkıda bulunan oyuncu, sahneye koyucu, dekor-giysi-ışık-müzik-hareket tasarımcıları, dahası, bu tasarımları uygulayan teknik ekip, aynı zorlu süreci aşarak, bir 'sanat yapıtı' üretmekle yükümlüdür. Bu aşamada farklı kaynakların ürettiği emeğin ortak bir duyarlıkta yoğunlaşması beklenir. Amaçlanan sanatsal dizgenin aksamadan çalışabilmesi için sahne olayının her boyutunun 'kusursuz bütün'e ulaştırılması gerekir. 'Sanat' işte o kusursuz bütüne yönlendirilmiş emeğin ürettiğidir. Şaşırtıcı olan, fabrika ya da atölye üretiminde 'kusurlu' malların bir tarafa ayrılıp ayrı işlem görmesine karşın, tiyatro üretiminde böyle bir titizlik gösterilmeyişidir. Bir başka deyişle, üstünde gerektiği biçimde emek harcanmamış, bilineni yineleyen, 'zanaatçı' üretimi sayılabilecek sıradan tiyatro çalışmaları 'sanat' sayılabilmektedir. Tiyatro, tıpkı öteki sanatlar gibi, emeğini 'kusursuz'a adayabilmiş Ferhad Usta gibilerin sanatı olmalıdır.

Nazım'ın oyununa dönelim. Mehmene Banu, umutsuzca aşık olduğu Ferhad'ın Şirin'e kavuşmasını, 'çeşmelerinden irin akan' Arzen diyarına su getirmek için Demirdağ'ı delmesi koşuluna bağlar. Yıllarca sürecek, belki de hiç gerçekleşmeyecek bir işe emek harcamak demektir bu. Ne ki Ferhad, Şirin'e olan sevgisini Arzen halkına duyduğu sevgiyle bütünleştirmeyi başaracak, bu kez emeğini toplumun tüm bireylerinin esenliğine adayacaktır. Narin desenlerin incelikli nakkaşı Ferhad Usta, artık her gün yeri göğü inleterek yüz batmanlık gürzüyle kayalarda çentikler açan bir taş kırıcıdır. Mehmene Banu öne sürdüğü koşuldan vazgeçse de Ferhad yaptığı işten caymayacaktır. Dağı delmek için harcadığı emek, Şirin'e kavuşma özlemiyle bağlantılı olsa da, artık tüm Arzenlileri kucaklayan yüce bir amaca yönelmiştir. Ferhad'ın varoluşu bir kez daha emeğiyle özdeştir. Nakkaş Ferhad Usta'nın yerini alan taş kırma ustası Ferhad, tıpkı köşkün saçak altlarına desenler nakşettiği günlerde olduğu gibi, yemeyi içmeyi, dinlenmeyi, dahası, 'güneş'i görmeyi bile unutarak, tam on yıl boyunca günler boyu çalışmış, dağı bin adım delmeyi başarmıştır. Daha kaç yıl sürecektir bu iş, bilinmez. Ferhad için önemi de yoktur. İşçinin, emeğini -yaptığı iş ne olursa olsun- sanata dönüştürdüğü noktadadır artık. Emeğiyle gittiği yönü düşleriyle, yaratıcılığıyla süslemektedir: Demirdağ bütünüyle delinip de Arzenliler suya kavuştuğunda, ilk çeşmeyi –köşklerin süsü geleneksel 'lale' desenleri yerine- özgün 'dağ çiçeği' nakışlarıyla bezeyecektir.

Söz, ses, görüntü ve hareket yoluyla anlam üretme ve üretilen anlamı canlı oyuncular aracılığıyla canlı bir seyirci topluluğuna iletme sanatı olan tiyatro, bu özelliğiyle, toplum vicdanını yansıtma, toplumun yararını gözetme, yansıttığı düşünce ve duyarlık düzeyiyle, toplumu daha ileriye götürmede seyirciyi yol gösterici olma işlevini de üstlenmektedir. Bir başka deyişle, tiyatronun 'estetik' kaygıları, 'toplum yararını' gözetme sorumluluğuyla buluşmaktadır. Tıpkı Ferhad'ın, estetik açıdan 'kusursuz' olanı yaratma özlemi ile toplumsal açıdan 'yararlı' olanı üretme tutkusunu uzlaştırabildiği gibi...

II

Oyun yazarlarımız, toplumun esenliği adına üretilmiş metinler aracılığıyla Türk tiyatrosunda çeşitli kilometre taşları oluşturmuştur. Cumhuriyet'in ilk yıllarından bu yana yazılmış oyunların 'emek' izleğini çeşitli boyutlarda işleyenlerin tümünün incelenmesi, kitap boyutunda bir çalışma gerektirir. Buna karşın, yapıtlardan en ünlüleri ya da tiyatromuzda önemli akımlar içinde yer alanlar arasında akla ilk gelenleri anmanın tam da sırasıdır.

Ekmek yedikleri kapıya olan bağlılıkları nedeniyle emeğini farkında olmaksızın sömürücülere peşkeş çekenleri uyaran sahne metinlerinin başında Orhan Kemal'den uyarlanan 'Murtaza' gelmektedir. Görevine fabrika kurallarına ters düşen kızını döverek öldürecek düzeyde bağlı olan bekçi Murtaza'dan Haldun Taner'in 'Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım' oyununun Vicdani'sine, Başar Sabuncu'nun 'Şerefiye'sindeki bekçi Sabri'ye, Oktay Arayıcı'nın 'Nafile Dünyası'nın Komiser Ramazan'ına, Vasıf Öngören'in 'Zengin Mutfağı' oyunundaki Aşçıbaşı Lütfü Usta'ya ulaşan oyunlarda nice memurun, işçinin, ırgatın aldanmışlığının altı çizilmektedir. Sermet Çağan'ın 'Ayak Bacak Fabrikası'nda ise aldanmışlık tüm bir köy halkı için geçerlidir.

Kadın emeğinin sömürüsü ise İstanbul konaklarında çalıştırılmak üzere henüz çocukken küçük yerlerden getirilen kızların dramını anlatan Musahipzade Celal'in 'Gülsüm' oyunuyla başlayarak Sevim Burak'in 'İşte Baş İşte Gövde Kanatlar'ına, Ülker Köksal'ın 'Besleme'sine uzanır. Bu çizgide Nazım Hikmet'in fabrika işçisi 'Sabahat'inin ucuza giden emeği yanında katlanmak zorunda kaldığı cinsel sömürü, Cahit Atay'ın 'Sultan Gelin'inin yalnız emeğini değil yaşamını da sömüren Anadolu kırsal görenekleri, Oktay Rifat'ın 'Çil Horoz'unda ev işlerinde çalışan kadınların boyun eğdiği sömürü, Dinçer Sümer'in 'Eski Fotoğraflar'ında sahipsiz Sevtap'ın aşam savaşımı, Vasıf Öngören'in 'Asiye Nasıl Kurtulur' oyununda her boyutta sömürülen Asiye'sinin serüveni yer alır.

Çarpık ekonomik düzende harcanan emeğin karşılığını alamayanların yüzleştikleri dram, Vedat Nedim Tör metinlerinden Cevat Fehmi Başkut oyunlarına, Orhan Kemal uyarlamalarına , Turgut Özakman'ın 'Ocak'ının, Güner Sümer'in 'Bozuk Düzen'inin, Başar Sabuncu'nun 'Mutemet Ali Rıza Bey'in Yaşanmış Hayat Hikayesi'nin, Vasıf Öngören'in 'Almanya Defteri'nin aile ortamlarına uzanır. Bilgesu Erenus ise 'Nereye Payidar' ve 'Ortak' oyunlarında 'bireysel kurtuluş' yolunda işçi kimliğine yaraşmayan seçimler yapanları uyarmaktadır.

Sömürü karşısındaki emek gücünü simgeleyen sahne kişileri arasında Nazım'ın Menofis'i öne çıkar. 'Yusuf ile Menofis' oyununun çoğu kahramanları Tevrat'tan alınmıştır. Nazım'ın yaratmış olduğu Menofis karakteri ise 'hak' kavramını bulan ilk kişi olarak tanıtılır. Menofis, Eski Mısır'ın firavunlar döneminde geçen oyunda, dev boyuttaki sağlam taş yapılara emek vermiş binlerce kölenin hakkını vermeyen sömürü düzenine yaşamı pahasına karşı çıkacaktır.

Recep Bilginer'in 'İsyancılar'ı ile Oktay Arayıcı'nın 'Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi' oyunu toprağı işleyen köylünün sömürülmesine son verecek toprak paylaşımı, devlet tarafından yapılması beklenen 'toprak reformu' konularını irdeler. Erol Aksoy'un 'Otlak'ı, Orhan Asena'nın 'Şeyh Bedreddin'i, Erol Toy'un 'Pir Sultan Abdal'ı da sömürü düzenine karşı çıkan oyunlar arasında yer alır. Memet Baydur'un 'Kamyon'unda ise 'karşı çıkış' bireyseldir: Dağ tepesinde bozulan kamyonun başında saatlerce beklerken, emeğini, arkadaşlarının ambalajlarını açtığı kutulardaki –oyuncak ayı, şnorkel, palet, vb. gibi dağbaşında hiçbir işe yaramayan- bir dolu garip malzemeyi taşımak için harcamış olduğunu anlayan hamal Abuzer, işi oracıkta bırakacak, baba ocağının bulunduğu dağlara ulaşmak istercesine yürüyüp gidecektir.

İsmet Küntay'ın ilk kez Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından Rutkay Aziz'in rejisiyle sahnelenen '403. Kilometre' oyunu yol inşaatında, 'Alpagut Olayı' ise kömür ocaklarında çalışan işçiler üstünedir. Bir belgesel tiyatro çalışması olan bu oyun Dostlar Tiyatrosu işçi kolunda çalışanlar tarafından, işçiler için yazılmıştır. 1969'da Çorum-Alpagut'taki kömür ocaklarında yaşanmış bir işçi eylemini anlatan oyun Haşmet Zeybek'in elinde ilk biçimini almış, sonra da işçi kolunun ortak çalışması olarak tamamlanmıştı..

1976'da Ankara Çağdaş Sahne'de bir başka belgesel oyun olan 'Grev' sahnelendi. 1973 yılında Bursa'da bir otomativ-montaj endüstrisi işyerinde başlatılan grevin tüm ayrıntılarının belgelerle değerlendirildiği bu yapıtı Nihat Asyalı kaleme almış, yazma sürecine Yusuf Dağüstün de katkıda bulunmuş, çalışma Yılmaz Onay'ın rejisiyle seyirciye sunulmuştu. Oyun, görevleri ve hakları yasalarla belirlenmiş sendikalı sanayi işçilerinin haklarını -1970'ler Türkiye'sinin koşulları içinde- yasalar çerçevesinde ne dereceye dek savunabildiğini tartışmaktaydı.

Toplumda yaşanmış gerçeklerin sahneye çıkarılmasının yaygın bir pratiğe dönüştüğü 1970'li yıllarda, Erkan Yücel'in kurduğu -turne düzeninde oyun sergileyen- Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu (DAST)'nda sahnelenen 'Toprak' oyunu Pazarcıklı köylülerin toprak ağaları karşısındaki savaşımı üstüneydi.

Aynı dönemde Rana Cabbar'ın rejisiyle A.S.T. tarafından sahnelenen, Ömer Polat imzalı '804 İşçi' oyunu, Irak Petrol Boru Hattı Döşeme işinde Mannesman Werke A.G. adını taşıyan çok uluslu firma için çalışan Türk işçilerinin -kendilerine öteki yabancı işçilerle aynı haklar sağlanmadığı için- 1975'te giriştikleri direnişin değerlendirmesini yapmaktaydı.

Kimi zamansa yaşanmış gerçekler, yazarın düş gücünü besleyerek, bütünüyle özgün bir yapıtın üretilmesini sağlamıştı. Sermaye ile emek arasındaki çatışmanın dramatik bir eyleme dönüştüğü 16 - 17 Haziran (1970) olayları, Vasıf Öngören'in birkaç yıl sonra yazdığı 'Zengin Mutfağı' oyununa esin kaynağı olmuştur.

Emek olgusuna odaklanmış oyunlar sürecektir. Arzen diyarının tüm çeşmelerinden su akana dek...

Ayşegül Yüksel
(TEB OYUN Sayı 12, Kış 2012)

Hakkında

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), İstanbul'da yerleşik olan bir sivil toplum kuruluşu'dur. 1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan...

devamı için

Takip Et

Bilgi İletim